26 Ekim 2017 Perşembe

Ümîdin İçinde Boğulmak


“(Şeytan) Onlara vaâd ediyor, onları en olmadık kuruntulara düşürüyor. Oysa şeytan, onlara bir aldanıştan başka bir şey vaat etmez” (Nîsâ 120).

Âdem’e secde etmeyen şeytan insanın amansız düşmanıdır. Peki insanın amansız düşmanı olan şeytanın amacı nedir?. Şeytanın bin-bir çeşit oyunu olsa da aslında şeytanın tek bir amacı (görevi değil) vardır: “İnsanı oyalamak ve ömrünü boşa geçirmesini sağlamak”. Bunu hem “soldan yaklaşarak” alenî bir şekilde yapar, hem de “sağdan yaklaşarak” gizlice yapar. Soldan yaklaşarak alenî yapılan şeylere karşı önlem alınabilir ve bu tuzaklara karşı durulabilir büyük ölçüde, fakat sağdan yaklaşmalara karşı insanlar ne yazık ki genelde şeytana aldanırlar ve hayatlarını boşa geçirirler.

Şeytanın soldan yaklaşması, alenî bir şekilde insanları harama yönlendirmek için uğraşmasıdır. Allah’ın açıkça yasaklamasına rağmen insanın nefs sâhibi olmasından dolayı karşı durmakta zorlandığı bu haram ve günahlar; sigara, içki, uyuşturucu, kumar, zinâ, fâiz, dolandırıcılık, hırsızlık, yolsuzluk, cinâyet, yalan-dolan vs.dir. Bunlar alenî olduğundan ve kişisel ve toplumsal sonuçları görülüp durduğundan dolayı insanların bunlardan uzak durması daha kolay olabiliyor. Zâten toplum da, daha çok bu haram ve günahlara karşı yâni şeytanın “soldan yaklaşmalarına” karşı uyarılarda bulunuyor, bunları ayıplıyor ve bunlara karşı bir mahalle baskısı kuruyor. Tabî ki modernizm ile birlikte artık bunlar da toplum tarafından “normâl” görülmeye başlandığından, bu günahlar ve haramlar açıkça ve bolca yapılır hâle gelmiştir.

Fakat şeytan, insanı bu açık günah ve haramlara alıştırdıktan sonra onları artık kendi başlarına da bıraksa fark etmez. Çünkü ne de olsa onları o pisliklere alıştırmıştır ve bunlara alışanlar şeytana ihtiyaç duymayacak şekilde yaptıklarını yapmaya devâm edeceklerdir. Fakat dediğimiz gibi, toplumun büyük kesimi de bunlardan uzak durmakta ve bu noktada şeytana aldanmamaktadır. O hâlde şeytan daha başka bir plân uygulamalıdır. Soldan yaklaşmayı bırakıp sağdan yaklaşmayı denemelidir. Açık günah ve haramlara meyletmeyenleri, “gizli günah” ve haramlara yönlendirmelidir. Çünkü dediğimiz gibi, şeytanın hedefi, en fazla insanı Allah’tan, dinden-îmandan uzak tutarak onları oyalamak ve ilk başta Allah’a söylediği şeyi yaparak, insanların kendisi gibi ebedî cehennemlik olmasını sağlamaktır. Bu konuda şöyle der:

“Allah onu lânetlemiştir. O da (şöyle) dedi: ‘Andolsun, senin kullarından miktarları tesbit edilmiş bir grubu (kendime uşak) edineceğim. Onları -ne olursa olsun- şaşırtıp-saptıracağım, en olmadık kuruntulara düşüreceğim ve onlara kesin olarak davarların kulaklarını kesmelerini emredeceğim ve Allah’ın yarattığını değiştirmelerini emredeceğim’. Kim Allah’ı bırakıp da şeytanı dost (veli) edinirse, kuşkusuz o, apaçık bir hüsrâna uğramıştır” (Nîsâ 118-119).

Evet; şeytanın “sağdan yaklaşması” da vardır ve bu çok gizli ve ustalıkla yapılmış hinlikler içerdiğinden dolayı fark edilemez ve bu nedenle de önlem alınamaz yada alınmak da istenmez. Şeytan nefsin en derindeki arzularını bilir ve nefse oynar durur. İşte sağdan yaklaşmada şeytanın en çok kullandığı ve insanları oyaladığı yerlerden biri de “ümîd” yada “umûd”tur. Umûd özellikle garibanın sığınağıdır. “Umûd fakirin ekmeğidir” denir. Umûdsuz yaşanmaz tabî ki ama ümîdin içinde boğulmak ve bu yolla oyalanarak ömrü tamamlamak da müslüman için bir felâkettir.

Şeytan insana sürekli olarak boş ümîdler vaâd eder durur ve insanlar da umûdun peşinden koşturup dururlar ve bir netîceye ulaşamadıklarından dolayı da ömürlerini genelde boşa geçirmiş olurlar. İlk başta şeytan insanlara bir umûd sunar. İnsanlar bu umûdla o yolda hayâller kurarlar, senaryolar üretirler ve bu umûdun peşinden koşturmaya başlarlar. Fakat ilginçtir ki, genelde de hedefe varılamayacak ve fiyaskoyla sonuçlanacak umûdlardır bunlar. Belki de çok az kişi, peşinden koştuğu umûdun ekmeğini yer.

Tabi, ümîd içinde olan ve bu yolda bir süre giden kişiler, bir-zaman sonra peşinden koştukları umûdun netîcesini göremediklerinden dolayı umûdları kırılır ve morâlleri bozulur, artık o umûdtan ümîdlerini kesmeye başlamışlardır yada kesmişlerdir. Fakat bu durum şeytan için hiç de iyi bir şey değildir. Mutlakâ insanları yeni ümîdlerle heyecanlandırmalı ve onları oyalamaya devâm etmelidir.

İmtihanın bir gereği olarak insanlara hayatta sürekli yeni kapılar açılır durur. İşte şeytan hep bu kapıları kullanır. Şeytan, bu kapılara yönelen insanların yanı-başlarından  ayrılmaz ve onlarla birlikte o kapıdan içeri dalar. Şeytan amacına ulaşmak için her türlü dalkavukluğu da yaparak insanlara “bu sefer olacak” ümîdini telkin ederek onları oyalamaya devâm eder. “Önceki son anda olmadı ama bu sefer kesin olur” telkinleri şeytanın mottolarıdır.

İşin ilginç yanı, şeytanın çeşitli zenginliklere, zevklere kilitlediği insanlar, aslında bu işlerle hiç uğraşmasalar da hayatlarını idâme ettirebilecek işleri-güçleri olan kişilerdir. Gariban zâten ekmeğinin peşindedir mecbûren ve bu nedenle bu işlerle uğraşacak zamânı bile yoktur. Bu işlerle uğraşanlar, aslında kendi işlerine odaklansalar ve zamanlarını ve çabalarını kendi işlerine yönlendirseler hayatta daha fazla nîmete ulaşabileceklerdir. İşte; “acaba zengin olur muyum” ve sonra da “şunları-şunları yapabilir miyim” ümîdiyle hayatta açılan “fazladan” kapılara, şeytanın da kışkırtmasıyla atılan bu insanların çok büyük çoğunluğu umûdlarının netîcelerini göremezler ve boşuna yorulmuş olurlar. Zâten bir-zaman sonra da, o şey gerçekleşmediği için, bir-süre önce heyecanla koşturdukları umûdlardan soğumaya başlarlar ve artık ondan ümîdi keserler. Ama şeytan her zaman iş başındadır ve kandırmaca devâm etmektedir. Bu durum böyle hayat-boyu sürer gider. Ancak yeni heyecanlarla coşmak kalır geriye. Fakat unutulmasın ki, “şeytanı veli edinmek” işte budur.  

Zâten her zaman, o yolda olan ve o yolu bilenler ancak açılan yeni kapıları değerlendirirler ve köşe-başlarını tutanlar hep onlar olur. Onların bu işleri yapabilmeleri için imkânları da vardır. Bir de o işler genelde çok da meşrû da değildir aslında. İşte o umûd edilen işlerin gayr-ı meşrû olmasını önemsemeyenlerdir biraz da o işlerde yol alabilenler. Fakat temiz olan, içlerinde Allah korkusu bulunan, iyilik yapan, pisliğe-çirkefliğe bulaşmayan insanlara pek de nasip olmaz böyle işler. Nasip olmaması da iyi bir şeydir zâten, bir rahmettir.

Önemli olan şey, bu kişilerin artık şeytanın bu oyalamalarına kanmayıp, zâten üzerinde oldukları yada bildikleri-becerebildikleri işleri yapmalarıdır. Böylece şeytanın kuruntularından ve ayartmalarından kurtulacaklar ve Allah’ın emrettiği ve istediği hayat tarzını yaşayabilecekler ve en sonunda da hem Dünyâ’da hem âhirette “yanmaktan” kurtulacaklardır. Çünkü bu işlerden el çektiklerinde ancak, hem uyarıları idrâk edebilecekler hem de bu işlerin ne kadar da boş işler olduğunu görerek kendilerine gelecekler ve boş işlerden uzak durup yararlı işler yapabileceklerdir.

Evet, şeytan insanları boş ümîdlerle oyalar durur. Böylece ömür boşuna tüketilmiş olur. O hâlde uyarcıların ve işin farkında olanların bu insanlara uyarılarını yapmaları ve onların boş işlerden ve şeytanın tuzaklarından uzaklaşıp kurtulmalarına yardımcı olmaları bir görevdir. Özellikle temiz ve iyi insanların uyarılması elzemdir. Zâten uyarı, ancak böyle insanlara yarar sağlayabilir. Aksi-hâlde bu insanlar şeytanın tuzağına düşerek Dünyâ’da ve âhirette kaybedecekleri gibi, onları uyarmakla vazîfeli olanlar da tebliğ-uyarı vazîfelerini yapmadıkları için âhirette zor duruma düşeceklerdir.

En doğrusunu sâdece Allah bilir.

Hârûn Görmüş
Eylül 2017





















Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme