26 Ekim 2017 Perşembe

Balık Haline Gelmek



“Kullarıma, sözün en güzel olanını söylemelerini söyle. Çünkü şeytan aralarını açıp bozmaktadır. Şüphesiz şeytan insanın açıkça bir düşmanıdır” (İsrâ 53).

Âyette; “sözün en güzel olanını söyle” cümlesinden sâdece “dil ile söylemek” mi anlaşılmalıdır, yoksa; “yazmak da bir söyleme şeklidir” diyerek, âyeti “kullarıma, sözün en güzel olanını yazmalarını söyle” şeklinde de anlayabilir miyiz?. Yazmak da bir söyle şekli olduğundan dolayı, ikinci anlam da geçerlidir. Ne de olsa “konuşma engelliler”, söylemeyi ya yazarak yada işâret ile yapmak zorundadırlar. Söylemeyi sesli olarak yapamadıkları için, yazarak yada işâret ile de söyleme yapabilirler. Buna göre, “yazmak da bir söyleme şeklidir” diyebiliriz.

Peki başlıktaki cümleden ne anlıyorsunuz?. Bu cümleden; “yüze yüze balık gibi oldum” anlamında “balık haline gelmek” mi; yoksa, “toptan balık satılan yer” olarak “balık haline gelmek” mi?. Şimdi bu cümleyi; a, e, i, u gibi sesli harflerin üzerine şapka (^) işâreti koymadan ve cümleyi oluşturan iki kelimeyi “hızlı okutmak” için araya tire (-) gibi işâret koymadan nasıl anlayacağız?. Açıkçası yazı-dili, tam da “konuşma dili” gibi yazılmadığında, kelime ve cümle ya yanlış anlaşılıyor yada akıcı bir okuma yapılamıyor ve metin yada kelime, tekrar okunmak zorunda kalıyor.

Şimdi, başlıktaki cümlenin iki anlamını da ortaya koymak için şu şekilde yazılması gerektiğini düşünüyoruz..

1-“Yüze yüze balık gibi olmak” anlamı: Cümlenin bu anlamı vermesi için; “balık hâline gelmek” şeklinde yazılması gerekir. Burada “hâline” kelimesinin üzerine “şapka işâreti” (^) koyulduğunda, “o şey gibi olmak” anlamı ortaya çıkar ve okumadaki akıcılık kaybolmaz. Aksi-hâlde iki anlama da gelen metnin hangisinden bahsettiğini anlamak için ikinci, hattâ üçüncü-dördüncü okuma yapılması gerekeceğinden dolayı hem zaman kaybı yaşanacak ve hem de okumaya odaklanma bozulacağından dolayı anlama zorlaşacaktır. O hâlle, artık “şapka” işâretinin kullanılmadığı bir Türkçe’de okuma ve anlama zorlaşacaktır.

2-“Balık satılan yere gelmek” anlamı: Cümlenin bu anlamı vermesi için; “balık-haline gelmek” şeklinde yazılması gerekir. Burada kullanılan tire (-), iki ayrı kelimeyi hızlı okumayı sağlıyor ve böylece hızlı okununca anlam kolayca kavranıyor. İki kelimeyi hızlı okutacak olan işâret olarak “tire işâreti” uygundur. Zâten zıt kelimeleri yazarken tire işâreti kullanılır ve bu işâret iki farklı kelimeyi hızlı okutur. Meselâ “doğru-yanlış” yazarken “doğru” ve “yanlış” kelimeleri ayrı-ayrı yazıldığında, “doğrunun yanlış olduğu” gibi bir anlam bile ortaya çıkabilir. Bu nedenle de araya bir tire konarak “doğru-yanlış” olarak hızlıca okunabilir. İşte burada cümle, “balık-hali” olarak yazıldığında ve tire işâreti cümleyi hızlı okuttuğunda, cümle “balık-hali” olarak hemen okunup anlaşılabilir ve doğru anlam ânında kavranabilir.

“İyi de imlâ kurallarında böyle bir kural yok ki” diyorlar. Türkçe imlâ kılavuzu târih boyunca en az 20 kere değiştirildi. İmlâ kılavuzunu koyanlar da sonuçta bir insan ve insanlar bunu düşünememiş olabilir yada sorunu nasıl aşacaklarını bilememiş olabilirler. Burada okumayı kolaylaştırmak ve akıcı hâle getirmek için “şapka” ve “tire” işâretlerinin bolca kullanılmasının faydalı olacağından bahsediyorum. “Şapka işâretini ve tireyi ve hattâ tırnak işâretlerini bolca kullanmak, okumayı ve anlamayı kolaylaştırıp akıcı hâle getiriyor” diyorum.

Bu kolaylaştırma için kullanılması gereken işâretler bâzı kelimelerde mutlakâ uygulanmalıdır. Meselâ, “hiçbiri” derken “hiç-biri” olarak, “birçok” derken “bir-çok” gibi. Bunlar, konuşma dili gibi olması için tire işâretiyle ayrılması gerektiğini düşünüyorum. Bu, birleşik kelimelerin çoğunda yapılmalıdır. Zîrâ iki ayrı kelime vardır ve iki ayrı kelime bileşik olarak yazıldığında farklı ve anlamsız anlamlar verebiliyor. Çekyat, Uyurgezer, Gelgit, Biçerdöver, Basımevi, Bilirkişi, Toplumbilim, gökbilim gibi kelimeler, kelimenin aslında iki ayrı kelimeden oluştuğunu göstermesi açısından tire ile ayrılmalıdır. Yine, bâzen de iki ayrı kelimeden oluşan ayrı yazılan kelimeler de vardır ki bunlar da tire işâreti ile birleştirilmelidir ki aradaki boşluk, cümlenin yapısına göre farklı bir anlam ortaya çıkarmasın ve okurken metnin akışını bozmasın. Meselâ “bilim adamı”, “ev kirası”, “ön kabûl”, “bakış açısı” vs. gibi. Bunlar uzun cümle içinde ayrı yazıldığında okumanın akışını bozabiliyor. Bu nedenle “tire” işâretiyle birleştirilmelidir.

“Âlimler peygamberlerin vârisleridir” sözünü yazarken, “vâris” kelimesine “şapkalı a” konulmadığında ve “varis” olarak yazıldığında cümleden ne anlaşılır?. Çoğu insan için cümle tanıdık olduğundan ne anlama geldiği bilinir fakat cümleyi hiç tanımayanlar ve “vâris” kelimesinin ne oldupğunu bilmeyenler cümleden; “âlimler peygamberlerin varisleridir” yâni “peygamberlerin misyonuna çomak sokan, tıkayan kişilerdir” anlamı da verebilirler. Çünkü varis, bir tıkanma işâretidir.

Bu önerme, okumayan insanlar için çok da önemli olmayabilir fakat “sıkı okuyucular” ve benim gibi yazım ve imlâ hatâlarına gıcık olanlar için sorun oluyor. Çünkü metnin akıcılığı bozuluyor ve anlamak zorlaşıyor. Meselâ “bilim adamı”, tire kullanılarak “bilim-adamı” şeklinde yazılmalı ve hızlı okunmalıdır ki metin daha kolay anlaşılabilsin. Örnek verirsek; “bilim adamı gözler” cümlesinde söylenmek istenen nedir?. Metinden; “bilimin adamı gözlediği” mi, yoksa “bilim adamının gözlem yaptığı” mı anlaşılacaktır. Yine, “kedi balığı pişirdi” cümlesinden, meselâ, bir çizgi filimde, “kedinin balığı pişirdiğini” mi, yoksa “kedi balığı denilen balık türünün pişirildiğinden” mi bahsedildiğini anlamak için mutlakâ “tire işâreti” kullanılmalıdır. Çünkü öyle bir cümle oluyor ki bazen, ilk okumada anlaşılmadığından dolayı yeniden cümleye dönmek gerekiyor ve okumanın akışı bozuluyor. Hâlbuki “bilim-adamı gözler” dendiğinde, “bilim-adamının gözlem yaptığı” gibi tek bir anlam çıkmak zorundadır. Tek bir tire işâreti, cümleyi kolay anlaşılır yapar.

“Türkçe imlâ kılavuzu en az 20 kere değişmiştir” demiştik. “Ya da” olarak yazılması gerektiğini söylenen bir kelime vardır bilindiği gibi. Fakat yada kelimesi niçin “ya da” olarak yazılmalıdır?. Buna; “de-da eklerinin ayrı yazılması gerektiği için” diyorlar. Fakat Arapça’da “yada” anlamına gelen “veyâ”yı niçin ayrı olarak “ve yâ” olarak yazmıyoruz o zaman?. Bu-arada veyâ “veyâ” olarak yazılmalıdır. Çünkü konuşma dilinde “veyâ”yı şapkasız ‘a’ kullanarak “veya” olarak hızlıca değil de, “veyâ” şeklinde, şapkalı ‘a’ kullanarak ve uzatarak söyleriz. Yine, “yada”nın bitişik yazılmasını söyleyenler de vardır ki bunların en ünlüsü, Türk dilinin en büyük yazarlarından biri olan Aziz Nesin’dir. Bu bağlamda Önder Karaçay, “Yada Bitişik Yazılmalıdır” başlıklı yazısında, “yada”nın bitişik yazılması gerektiğinden bahsederken şunları söyler:

“Türk Dil Kurumu bunu böyle kabûl etmiş. “İmlâ Kılavuzu”na koymuş; artık bunun tartışması olmaz , bu böyledir, bunu böyle kabûl etmek gerekir” diyorsanız, “tamam siz o kadarsınız” demektir. Aziz Nesin, Türk Dili’nin en büyük yazarlarından biri olduğu gibi, aynı-zamanda büyük bir dilcidir. Türk Dili üzerinde düşünmüştür, tartışmıştır, açıklamalar yapmıştır. Bunun da kendince gerekçeleri vardır. O da (yada)nın bitişik yazılmasını savunur ve bunu bütün yazılarında gösterir.

Türkçe’de (yada) niçin bitişik  yazılmalıdır?. Ben de açıkça  bu savı güdüyorum. “Yada” bitişik yazılmalıdır, çünkü: Şimdi biraz dünya dillerine bakacak olursak.. Bütün dünyâ-dillerine baktığımız zaman bu anlama gelen sözcükler: İngilizce (or); Fransızca (ou); Almanca(oder)…  Her zaman bitişik yazılır, söylenir. Bütün dünyâ-dillerinde de hemen-hemen bu böyledir. Gelelim (yada) nın Arapçasına; (veyâ)’yı yazarken, okurken niçin ayrı yazmıyoruz (ve yâ) demiyoruz…!?

Bir de, imlâ kuralı hatâlarını çok fazla eleştiren “ekşi sözlük” adlı bir site var ki, aslında bu sitenin bizzat kendisi imlâ kâtilidir. Çünkü düzgün bir imlâ ile yazı yazmaya bile izin vermiyor. İmlâ katlinin zorunlu olduğu bir sitede imlâ hatâlarını tartışmıyorlar mı.. insanın kafasını taşlara vurası geliyor. Sen ilk önce yazdıklarını doğru-düzgün yaz da ondan sonra eleştiri yap. “Boklu sidikliye mânâ bulurmuş” derler ya, işte o türden. Kendi eğriliğine bakmayan “develer”, anlam veremedikleri imlâ kullanışlarını dillerine doluyorlar.

Evet; sorun, okumanın akışını ve dolayısı ile anlamını bozan kelime ve cümlelere “şapka”, “tire” ve “tırnak işâretleri”nin bolca konulması meselesidir. Mesele, bu imlâ kurallarının, metne Osmanlı-Arapça-İslâm anlamları vermesinden rahatsız olanlar tarafında kaldırılan bu işâretlerin bolca kullanılıp-kullanılması meselesidir. Biz mutlakâ bu işâretlerin kullanılmasından yanayız.

En doğrusunu sâdece Allah bilir.

Hârûn Görmüş
Eylül 2017








Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme