23 Haziran 2016 Perşembe

Şirkin Katmerlisi



“Onların pek çoğu Allah’a ortak koşmaksızın îman etmezler” (Yûsuf 106).

Tasavvuf; târih boyunca şirki kemâle erdiren, ona zirve yaptıran felsefî sistem. “Bir-türlü Allah’a kayıtsız-şartsız teslim olamama” düşüncesi. O inatçı “teslim olamama” hâli. İnatçı kibir. Hiç-bir peygamber-düşmanı kavim bile şirki bu derece yükseltmemişti. Onların şirk koştukları şeyler taştan-tahtadan bir kaç put idi. Bir kesim melekleri ilah edinirken; bir kesim, târihte siyâsi-dînî alanda ön-plâna çıkmış önemli kişileri ilahlaştırmışlardı. (Aynen şimdi olduğu gibi). Atalarına tapıyorlardı. Yâni onların gelenek göreneklerini zulme de dönmüş olsa devâm ettiriyorlardı. Çıkarlarını besliyordu zîrâ. Modern zamanlarda da demokrasi, liberâlizm, sekülerizm denen melânetler ile koşulan şirkler var. Gizli şirk: Namazı kılıp Allah’tan başka kânun yapacaklara oy vererek şirke destek olmak. Onların hevâ-heves merkezli eyleyişlerine destek vermek. Allah’ın affetmeyeceğini söylediği günah olmasına rağmen. Şirk bu. Bundan, tevhide îmâna dönerek ve şirk koşmaktan vazgeçerek kurtulabilinir. Ne de olsa şirk unsurlarının bir sınırı vardır. Peki ya şirk koşulan şeyler sonsuz sayıda ise… Varlık içinde şirk koşanın kendisi de dâhil şirk koşulmayan bir şey yok ise?. İşte “şirkin katmerlisi” budur ve kurtulmanın en zor olduğu şirk şeklidir bu. Bu şirk şeklinin öne çıkan söylemleri vardır:

1- Lâ mevcûde illallah=Allah’tan başka mevcut yoktur:

Tersi de geçerli: Mevcut olan her şey Allah’tır. (Vahdet-i Vücut). Diyorlar ki; Allah’tan başka mevcut olan bir şey olsaydı şirk olurdu. Peki bu şirkten güyâ nasıl kurtuluyorlar da tevhide(!) dönüyorlar?. Şöyle diyerek: “Her-şey Allah’tır. Çünkü ikilik yoktur. Varlık Allah’tır. (Panteizm-panentezim). Bunu kabûl etmeyenler müşriktirler”. Tasavvufun pirlerinden biri de diyor ki bu bağlamda: “Şeytanın Âdem’e secde etmemesi en büyük muvahhidliktir. Zîrâ o Allah’tan başkasına secde etmemiş oldu”. Allah’ın “secde et” emrine aykırı davrandığını es geçiyor tabi. Yine aynı zat: “Peygamber zamânındaki müşriklere müşrik denmesinin nedeni, onların o putlara Allah olarak değil de, Allah’tan başka varlıklar olarak tapmalarıydı. Yâni onlar o putları ‘Allah’tan başka varlık’ olarak kabûl ettiler ve şirke düştüler. Hâlbuki onlara Allah olarak tapsalardı muvahhid olurlardı”.

Allah’tan başka mevcut olmadığını söylemek, varlığın varlığının mutlak bir varlık olduğunu söylemektir ki, bu bilimsel olarak da yanlıştır. Varlık bir bozuluşa ve yok oluşa doğru gider. (Termodinamiğin 2. Kânunu=Entropi). Eğer varlık Allah olsaydı bozulmaz ve yok oluşa doğru gitmezdi. Varlığın Allah olduğunu ve Allah’tan başkasının yok olacağını Kur’ân çok net olarak söylüyor:

“(Yer) üzerindeki her-şey yok olucudur; Celâl ve ikram sâhibi olan Rabbinin yüzü (kendisi) bâki kalacaktır” (Rahmân 26-27).

“O’nun yüzünden (zâtından) başka her-şey helâk olucudur” (Kasas 88).

Mutlak varlık ve mukayyet varlık ayırımını yapmak lâzım burada. Allah mutlak varlıktır ve yaratılmış olanlar mukayyet varlıklardır. Mukayyet varlıkların varlıkları Allah’ın varlığı gibi değildir. Mutlak değildir yâni. Mukayyet varlıklar Allah kadar var değillerdir ve bu nedenle Allah gibi var kalamayacaklardır. Yok oluştan kaçamayacaklardır. Mukayyet olmanın özelliği ve kaderidir bu. Varlık Allah’la kayıtlıdır. Allah ise hiç kimse ve hiç-bir şeyle kayıtlı değildir. Bu nedenle “lâ mevcûde illallah” söylemi, insanın koşacağı şirkin zirvesidir. Şirkin kemâlidir. Daha fazla üst derecede şirk koşulamaz. Sayısı sonsuz varlığın tamâmı ile şirk koşulması oranında başka neyle şirk koşulacak ki?. Şirkin katmerlisi bu nedenle “lâ mevcûde illallah” söylemi olan “Allah’tan başka mevcut bir şey yoktur” yada “mevcut olan her-şey Allah’tır” şirkidir. Hele ki “her şeyi Allah îlan etme şirki”ni bir de ahmaklığı zirveye çıkararak tevhid zannetmek ise, bu şirki “ahmakların şirki” hâline getirir. Evet; bu şirk mutlak anlamdaki şirktir. Mutlak anlamdaki tevhidin tam zıddı olarak.

2- Lâ fâile illallah=Allah’tan başka yapıp-eden yoktur:

Bu düşünceyi şu âyeti öne çıkararak savunuyorlar: “Onları siz öldürmediniz, ama onları Allah öldürdü; attığın zaman sen atmadın, ama Allah attı. Mü’minleri kendinden güzel bir imtihanla imtihan etmek için (yaptı). Şüphesiz Allah, işitendir, bilendir” (Enfâl 17). “Bak gördünüz mü, Peygamberin savurduğu kum için Allah “ben attım diyor” diyorlar.

Bu düşüncedeki ana yanlış şudur: “Lâ kudrete illallah tevhid sözü yerine, “lâ fâile illallah şirkini koymak. Sâdece attığı zaman değil, yürüdüğü zaman, uyuduğu zaman, savaştığı zaman, vel hâsıl kelam, yaptığı tüm şeyleri yaptığı zaman zâten Allah yapıyor-yaptırıyor. Fakat bu yapma, tasavvuf müşriklerinin zannettiği gibi değildir. Allah bu yapmaları bizzat ve bil-fiil olarak değil, kudretini vererek yapar-yaptırır. O’nun yapması-yaptırması, yasalarına uygun olarak, sünnetullah gereği kişinin irâdesini gerçekleştirmesine izin vermesidir. Yâni “insanın eyleminin-amelinin kudretini Allah’tan alması” anlamındadır. Yoksa Allah bizzat gelip de düşmana bir şey atacak değildir. Zâten orada olağan-üstü bir şey de yoktur. Peygamberin, o anda içinde bir güç bularak kumu fırlatması ve savaşa başlamasıdır olan şey. Allah zâten mü’minlere üç bin, beş bin melekle yardım etmektedir. Meleklerin gücü yetmedi de bizzat Allah mı geldi Bedir kuyuların yanına?. Allah’ın yardımı, insanın içine meleklerle bir huzur ve güç vermesi, o gücü kullanacak kudreti vermesidir. İşte o anda gelen kudretin bir nişânesidir Peygamberin atması. Allah diyor ki Peygambere; “o attığın şeyi sakın kendinden zannetme, onun güç ve kudreti bendendir”. Yâni “lâ kudrete illallah”. Yâni Peygambere diyor ki; sakın olanı kendinden bilip de “lâ fâile illallah” deme!, gücün-kudretin kaynağı olarak Beni bil ve “lâ kudrete illallah” de. Bu âyetle yaptığım imtihan ancak böyle demekle kazanılır.

“Lâ fâile illallah” yâni yapıp-edenin Allah olması, Allah’a tevekkül ederek, kudreti, irâdeyi Allah’a vererek işleri ona havâle etmenin fâsıklaşmış şeklidir.

Evet; “Lâ kudrete illallah” ifsâd olunca, “lâ fâile illallah”a dönüyor.

3- Lâ mevcûde-lâ fâile illâ ene=Benden başka mevcut da yoktur; benden başka yapıp eden yoktur:

Artık tasavvuf müşriği, “lâ mevcûde illallah” ve “lâ fâile illallah”tan sonra, bir sentez yapıyor ve kendi ilahlığını îlan ederek, “lâ mevcûde illâ ene”, “lâ fâile illâ ene” demeye başlıyor. Yâni, “benden başka mevcut yok=benden başka ilah yok; ve benden başka yapıp-eden yok, kâinâtı ben idâre ediyorum” diyor.

Tasavvufun büyük müşrikleri bunu çeşitli ve ünlü sözlerle (şatahat) ifâde etmişlerdir:

“Benem Hakk’ın kudret eli. Benem belî aşk bülbülü. Söyleyip her türlü dili. Halka haber veren benem” (Yûnus Emre).

“Allah’a andolsun ki benim bayrağım Muhammed (s.a.v.)’in bayrağından daha büyüktür!. Benim bayrağım nûrdur. Altında bütün insanlar ve cinler ve peygamberlerden olanlar bulunuyor” (Bayezid-i Bistâmi).

“Mûsa peygamber Allah’ı görmek istedi. Ben ise Allah’ı görmeyi değil, Allah beni görmeyi irâde buyurdu!” (Bayezid-i Bistâmi).

“Allah beni över ben de O’nu; O bana kulluk eder, ben de O’na. Hak beni yarattı ki kendisini bileyim; ben de O’nu, bilmek ile var kıldım” (Muhyiddin İbn-i Arâbi).

Bir keresinde müezzin: “Allah-u Ekber” dediğinde Bayezid: “Ben daha büyüğüm” demiş .

Turab el-Nahsebi, bir müridine:

“Bayezid’i bir kere görsen, senin için yetmiş kere Cenâb-ı Hakkı görmekten daha faydalı olur" diyerek yanlış bir kıyaslama yapmıştır ki tasavvufta büyük bir kıyaslama hatâsı” vardır ve sürekli yapılır bu hatâ.

Peki tasavvufçular bu şirki neden yapıyorlar yada ilk başta neden yapmaya başlamışlardır: İslâm’ın askerî zaferlerine karşı yapacak başka şeyleri kalmamıştı da ondan. İslâm’a savaş meydanında karşılık veremeyince, onu içerden çürütüp yıkma yoluna girdiler. Bu nedenle bir “intikam felsefesi”dir tasavvuf. Ercüment Özkan:

“Küfür, İslâm’dan intikâmını tasavvuf yoluyla almıştır. Kurdun kuzu postuna bürünmesi gibi, tasavvuf da şirk anlayışını İslâm postuna bürüyerek halka sunmuştur” der.

“Lâ fâile illallah”da, fâil Allah gibi gösterilmesine rağmen, aslında her-türlü fiili işleyen insan olduğu için, insanın bir ilahlaştırılması vardır ve zâten bâtıniliğin sözde İslâm’i görünümü olan tasavvuf, hedefi insanın ilahlaştırılması olan bir şirk felsefesidir. Öyle ki bu felsefedeki şirk, şirkin zirve hâline gelmiş şeklidir. Daha ileri bir şirk olamaz.

En doğrusunu sâdece Allah bilir.

Hârûn Görmüş
Hazîran 2016


Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme