23 Haziran 2016 Perşembe

Benlik (Ego)



Latince “ben” demek olan “ego” ile “egozim” arasında fark vardır. Ego, “kurtulunamayacak bir benlik hissedişi ve eyleyişi” iken, egoizm; “Bencillik, kendi menfaatini ön-plâna alma. Her işi ve davranışta kendini düşünme” anlamındadır. Bencillik, insanın kendini herkesten üstün görerek bir şey zannetmesi ve müstekbirleşmesidir. Fakat ego yâni benlik, “ben” hâli bencilliğin kaynağı olsa da zorunlu bir kaynaklık değildir bu. “Ben”, kişinin kendini hissettiği o gizli şeydir ki, kişi o ben’i hissediyor diye kınanamaz. “Ben” bencilliğe döndüğünde kınama başlar. Bencillik, küresel çapta bir fitnedir zîrâ.

Bâzıları “sende benlik var” diyerek bir kınama yapmak istiyorlar ama dediğimiz gibi; benlik=ego, egoizme-bencilliğe dönüşmedikçe kınamanın konusu olamaz. Benim benliğim varsa vardır ve ben bunu önleyemem, beni öldürmedikçe kimse de önleyemez. Onu ben açığa çıkarmadım ki ben yok edeyim. Zâten yok edilmesi gereken bir şey de değildir “ben” bilinci. Ben, “ben bilinci”mle düşünürüm, okurum, yazarım, eylemde bulunurum vs. O bilince sâhip olmayanlar herhâlde bitkisel hayatta yada beyin ölümü gerçekleşmiş olanlardır. 

Egoyu fazla dillendirmek de tersinden bir egodur ki bu tutum kişiyi hem egoist yapar, hem de egoist zannettiklerinden ve onların doğrularından uzak tutar. Unutulmamalıdır ki her peygamber egoistlikle suçlanmıştır: “Bu, sizin benzeriniz olan bir beşerden başkası değildir. Size karşı üstünlük elde etmek istiyor” (Mü’minûn 9). Bu suçlama, suçlamayı yapanların egolarından kaynaklanan bir suçlamadır aslında. İnsanlar, egolarına dokunanları egoist olmakla suçluyorlar. Egoistlik suçlaması, tersinden bir egoizm doğuruyor.

“Ben”, “biz”in alt-yapısıdır. “Ben” olmadan “biz” de olamaz. Biz olmadığındaysa ortalıkta hareket eden şuursuz et parçalarından başka bir şey olmayacaktır.

Benlik karşıtlığını komünist/marksistler çok öne çıkarırlar. Zîrâ onlar “biz merkezli”dir. Komünist devlette “ben” yoktur, tüm devlet anlamında “biz” vardır ama bu durum “biz”i oluşturan “ben”leri mutlaka baskıyla sindirmiştir. Yâni “ben”lerin sindirilmiş olduğu “biz”lerden oluşan toplumlardır komünist sistemler. Fakat bu sistemde egolar baskılanmış olsa da egoistlikler baskılanamamış ve komünizmin yıkılmasıyla berâber hemen açığa çıkmıştır. Komünist devletlerin vatandaşları ve komünist düşüncede olanlar kendi başlarına karar vermekten çok korktukları gibi, başkasının sözüne de o kişide “ben” olduğu için kolay-kolay güvenemezler. Sürü psikolojisi ile hareket ederler. Zâten bu nedenle “ben”e güvenemezler ama “biz”i oluşturan devlete çok fazla güvenirler. Kapitâlizmde ise tam tersine “biz” yoktur, “ben” vardır ve “ben” ilahlaştırılmıştır. Öyle bir hâle gelinir ki kapitâlizm tüm insanları “benzer” hâle getirerek tersinden komünizmin geldiği noktaya gelir. Zâten ikisi arasında “sistem sorunu” yoktur. Sistem-içi bir karşıtlık söz-konusudur sâdece. İkisi de lâik-seküler-profandır. İslâm’da ise “ben”den yola çıkan bir şahsiyet ve şahsiyetli kişilerden oluşan bir toplum cemaat-ümmet vardır. İslâm’da ibâdetler kişiselden cemaate doğru seyir eder.  

“Ben”lik karşıtlığı, kişinin orijinâlliğini de yadsımış olur. “Ben”lik karşıtları kişiyi kendisi olarak kabûl edemezler. Oysa kişi orijinâl bir varlıktır ve her-şeyi kendine hastır. Kişi orijinâl olarak yaratılmıştır. Gayr-i İslâm’i Darwin’ci zihniyetin bahsettiği gibi, çeşitli varlıklardan-canlılardan başkalaşım geçirerek ve değişerek oluşmamıştır. İnsanın diğer varlıklardan ve canlılardan başkalaşım geçirerek ve değişerek (evrim) oluşan canlıya “ben” demesi kabûl edilemez. Çünkü o varlık “orijinâl” değildir. Orijinâl olması için, “kendisi” olarak “yaratılmış” olması gerekir.  

Dünyâ’da benden başka bir “ben” yok ki!. Ben tekim. Bundan sonra da benden bir daha olmayacak. Zâten Allah bu yüzden kişisel olarak bana sorumluluklar yüklemiştir. Sorumluluk almayanlar yâni “ben”liğini kullanmayanlar sorunlar üretirler zîrâ.

Mandeville: “Doğal insan” erdemli insan değil, egoist olan insandır” der. Fakat İslâm, doğal olanı değil, medenî (uygar değil) olan insanı hedefler. “Doğal olan”ı geliştirerek “medenî” yapar. İslâm medeniyeti, doğayı düşman görerek ve onu ifsâd ederek değil de, onu koruyarak ve ondan yararlanarak medeniyete ulaşır.

Lamettrie de; “Altruist=özgeci=başkasına yararlı olmaya çalışma”yı bile bencillik olarak görüyor ve buna “bencilliğin incelmiş bir formu” diyor. Tabi başkası için, toplum için hayâtı fedâ etmeyi göze almanın nasıl bir bencillik olduğunu hesâba katmıyor. Allah için, işgâl edilmek istenen vatan için, insanlık için yada birini kurtarmak için hayâtı riske atmanın nasıl bir bencillik olduğunu söyleyemiyor. 

Locke için ahlâkî hayat başlıca üç otoriteye dayanır: Vahiyde kendini belirtmiş olan Tanrı’nın istenci; devletin yasası ve bir de törelerin normları”. Fakat ilki hâriç diğerleri gönülden uyulan şeyler değildirler. Devlet yasası ve törelere göre olan ahlâk, bir boşluk bulduğunda ahlâklı olmaktan vazgeçebilir.

Egoist insanlar gerçek anlamda ahlâklı da, mutlu da olamazlar. Alturist=Özgeci=Fedâkâr tutumların verdiği huzûru ve o kendine has mutluluğu başka bir şey veremez. Richard Cumberland:  

Özgeci eğilimler bize haz da verirler, dolayısıyla kendi mutluluğumuzun da kaynağıdırlar. Benciliğe (egoizm) dayanan bir mutluluk sürekli olamaz, çünkü insan, ancak evren ve toplum ile uyum hâlinde yaşamasıyla mutlu olabilir”.

Îman eden ve îmânının gereğini yerine getiren de tek-başına “ben”dir. Bu “ben”ler daha sonra cemaat hâline gelerek ortak bir amelde bulunurlar. Cemaat, komünizmde olduğu gibi “sürü” ve kapitâlizmde olduğu gibi “kitle” değildir. Yürekleri tek-tek atan topluktur. Bir ağaç gibi tek ama bir orman gibi kardeşçesine.

Ego ile şahsiyet de aynı değildir. Şahsiyet, ego=ben’in İslâm ile inşâ olmuş hâlidir. Modernizm “birey” yetiştirirken, İslâm şahsiyet yetiştirir. Bireyi şahsiyete dönüştürür daha doğrusu. Birey en ufak bir şeyden bile vazgeçemezken, şahsiyet, icâbında her-şeyden ferâgat edebilir, malından ve canından bile. Birey çıkar-odaklı, şahsiyet değer-odaklıdır.  

Egonun panzeri teslîmiyettir; Allah’a olan teslîmiyet. Zâten ego, “sâdece Allah’a teslîmiyet” gösterilmediğinde açığa çıkar. Böyle olduğunda, şahsiyete dönük olan “ben bilinci”, bencilliğe dönük olan egoya dönüşür.

İlâhi olan dışında hiç-bir şey %100 iyi ve %100 kötü olmaz. Egoizmin görünümü olan kibir bile bir yerden sonra kınanan olmaktan çıkabilir. Meselâ “müstekbirlere karşı kibir sadakadır” denir. Fakat egoistin alâmet-i fârikası olsa da, İslâm’ın yetiştirdiği şahsiyete yakışmayacak bir tavırdır kibir:

“Yâ eyyuhâl insânu mâ garrake bi rabbikel kerîm”. “Ey insan!. Sana bu kadar cömert olan Rabbine karşı, seni bu kadar gururlu kılan nedir?” (İnfitâr 6).

En doğrusunu sâdece Allah bilir.

Hârûn Görmüş
Hazîran 2016

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme