3 Şubat 2015 Salı

Gülistan (şiir)



Ana’m

Bir cana en cânan Ana’dır,
Gönlü hep evlâdından yanadır,
Âşıktır evlâdına ona rânâ’dır,
Canım Ana’m, duâlarım sanadır.
                                                          
Açılmış duâdadır hep ellerin,
Dolmuş da; ağlamak üzere gözlerin,
Başına bir tâc taksam, omzuna da pelerin,
Uçup gitse hüznün, karışsa sesine  yellerin.
                                                                      
Koysam başımı her-zamanki gibi dizlerine,
Tutsam elini; baksam üstündeki yılların izlerine,
Kulak verip dinlesem de, dalıp gitsem sözlerine,
Bu şiiri okusam ağlayarak, bakarken gözlerine.

Oğlun: Hârûn Görmüş
21 Aralık 2005 Çarşamba
Saat 11:00
                       
Aşk

Sordum kendime aşk nedir diye,
Dedi ki; karışır hep sevgi ile,
Peki bu yanış ve yakarış niye,
Dedi erir yanan demir bile.

Mecnun dâhi geçti Leyla’dan sonunda,
Dedi; “sen değilsin bendeki Leyla”,
Âşıkken her şey gider yolunda,
Zâten ne  rüyâdır bu ne de hülya.

Tek-yönlüdür aşk, almaz verir boyuna,
Olmaz aşkta madde ve çıkar,
Dikkat et! rabbin nasıl muhabbet duyar kuluna,
Ne dalar bir-an, ne muhabbetten bıkar.

Hârûn Görmüş
12 Mayıs 2005

Aşk Şarabı

Bir kere içersen şarab-ı lâ yezel,
Toprak olsan da artık gelmez sana ecel,
Bir çirkinlik görmezsin baktığın her yer güzel,
Koy başını secdeye, çık mîrâca, yüceldikçe yücel.
                                                                                 
Bir istemsiz zikir başlar, ardından tefekkür,
Boşalır gözden yaşlar, dudaktan da teşekkür,
Aşk yakar içini, kâlbinde bir tezekkür,
Dökülür ruhundan günahlar, kalanı da örter tesettür.

Hârûn Görmüş
2005

Ayşegül’üme

Bakınca derin mâvi gözlerine,
Dalıyorum, doluyorum, kendimden geçiyorum,
Duyunca büyülenirim sözlerine,
Ona ne güzel hayâller seçiyorum.
                                              
Kalınca gülümle bir-an baş-başa,
Babalık duygusunu bir yaşıyorum,
Görünce mâvi gözleri karışmış yaşa,
Yanıyor yüreğim, hüznümü aşıyorum.
                                  
“Baba gel” değince, karşı konulmaz sesiyle,
Titriyor içim, bir-anda taşıyorum,
İtip her şeyi elimin tersiyle,
Çarçabuk ona koşuyorum.
                                  
Adını ben koydum, ona AYŞEGÜL diyorum,
Ağlarsa ağlıyorum, gülerse gülüyorum,
Sefâsı ne hoş, herkes yaşasın diliyorum,
Canım AYŞEGÜL’üm seni çok seviyorum.

Baban: Hârûn Görmüş
7 Ekim 2003 Salı                                     
Saat 22:30         
           
Çıkmaz

Hava kapalı yine, rüzgâr kendini göstermiş,
Kul yine durgun, her-şeyden ümîdi kesmiş,
Baharın hayâlinde hep, çiçek açmış, kuşlar ötmüş,
Rûhu doygun, aklı dingin, kendinden geçmiş,
                                                 
Bir çıkar-yol arar, varlık ve yokluk hakkında,
Kaderine küsmüş, çünkü hep dert var aklında,
İkisinin de farkında, ama bir-şeyler eksik,
Döner durur çâresiz, feleğin çarkında.

Hârûn Görmüş                           
29 Şubat 2004                               

Dost Özlemi

Öyle hasretim ki şu sıralar bir dosta,
İçim yanıyor, çok yalnızım yüreğim hasta,
Muhabbetin kokusu duyulmuyor, gönlüm yasta,
Yok mu Allah’ım bir Kur’ân ehli şu Dünyâ’daki nas’ta?
                                                                                 
Gönder bir dost artık Mevlâ’m içim karardı,
Çok mutsuzum, yüzüm gülmüyor, benzim sarardı,
Olsaydı o dost, kul seni hep onunla anardı,
Sıkılsa biraz, daralsa gönlüm, hemen onu arardı.
                                                                                             
Ana-baba, çoluk-çocuk, kardeş-akraba sevgisi ayrı,
Dost ile yaparsın sohbeti, mânâsal hayrı,
Biliyorsun Rabbim, kâlptendir sana bu yaptığım çağrı,
Nasip eyle Çalab’ım, şu sabırsız kuluna bir dostu gayrı.

Hârûn Görmüş
26 Nîsan 2006 Çarşamba
Saat 10.30

Figân-ı Üveysi

İnsanlar umarsız hep, tüm dertleri; lak, lak,
Oysa saatler durmadan çalışıyor; tik tak, tik tak,
Gece yatmaz, sabah kalkmaz, desen bile; kalk, kalk,
Güneş ne güzel doğuyor, uyan da bir; bak, bak.
                                                          
Ördekler kazlar zikrederler Hakkı; vak, vak,
Beğenmediğin karga bile katılır onlara; gak, gak,
İnsan ise ağzında bir sakız, çiğner hep; cak, cak,
Oynar çıkıp ortaya, ya da alkışlar her şeyi; şak, şak.
                                                          
Aldırma onlara Üveysi’m, tüm günahlarını; yak, yak.
Kararsın gök-yüzü, sen de bir şimşek ol da; çak, çak,
Aydınlansın âlem, nurla dolsun her yer; pak, pak,
Sabret ve kapa gözlerini, başlasın zikir; HAK, HAK.

Hârûn Görmüş
12 Eylül 2007 Çarşamba

Günah

Gönlüm eder her dâim bir ahh!,
Her yanım çirkef, her yanım günah,
Sarmış her yanı kin ve düşmanlık, bir de silah,
Bu kan ve gözyaşı içinde nasıl olur felah.
                                                                      
Bir-yan küfür içinde her sözleri inat,
Öbür-yan üretir hep bid’at üstüne bid’at,
Bırak da bu öfkeyi herkese bir gül at,
Bir zikir çek, hemen ardın da salât.
                                                                      
Ne kadar iğrenç şey şu Dünyâ,
Ne edep bırakıyor kulda, ne hâyâ,
Uykuda hep insanlar, gördükleri ise rüyâ,
En doğru ve haklı olan kendisidir güya.
                                                                      
Allah’ım, göster bana bir çıkar yol,
Silindi gözümün feri, kırıldı kanat ve kol,
Gör diyorsun, hakka giden yollar daha bol,
Ve diyorsun ki...”emr-olunduğun gibi dosdoğru ol”.

Hârûn Görmüş
04 Mayıs 2006 Cuma
Saat 10:30

Güney’e Hasret

Neden bu hasret, bilmem bu sevgi niye,
Alın dostlar, götürün beni bu yaz “Güney Köy”e,
Gezineyim yaylasında, seyredeyim âlemi dağlarından,
Varıp da “dolaya”, meyve toplayayım biraz dallarından.
                                                                      
Seyrederken seherde güneşin doğuşunu gözlerim dolar,
Yükselirken güneş, toplanır da “mallar” “eğreği” toza bular,
Gece olur, sessizliğin sesini dinlerim, bir tek köpekler havlar,
Yıldızlar da ne kadar net, bakarken her birine, dalarım da dalar.

Hârûn Görmüş
30 Kasım 2004
Saat 12:00

Hayâl

Bir hayâl kurdum bu-gün çay içerken oturduğum sandalyede,
Güzel ülkemin dört yanını gezerken aklımdaydı elbet âhiret de,
Öyle dalmışım ki hayâle, bir-an zannettim kendimi cennette,
Kurdurduğun hayâl bile rahmettir, olsak da sefâlette.
 
Hârûn Görmüş
06 Temmuz 2002

Her-şeyim

Ayşegül’üm her şeyim,
Ne güzeldir her şeyin,
Sensin benim tek kızım,
Sen olmazsan yalnızım.
                                              
Bir kez baba de bana,
Bir gülümse babana,
Ayşegül’üm sen bana,
Allah’ın bir lûtfusun.
                                  
Sensin benim Güneş’im,
Sensin benim yıldızım,
Aydan nurlu yüzünle,
Bana her an bak kızım.
                                  
Güller açsın yüzünde,
Işıl-ışıl gözünde,
Her-an yanımda olsan,
Baharımda güzümde.

Hârûn Görmüş
13 Ekim 2011 Çarşamba
(Bestelenmiştir)

Hz. Muhammed’sin Sen

Olmasan da bu çağda, sen her-an bizdesin,
Sen en güzel seste ve hep en güzel sözdesin,
Güller içinde en güzel, Hak katında gözdesin,
Sen Allah’ın Resûlü, Hz. Muhammed’sin sen.
                                                          
Duyur mübârek sesini, herkes seni dinlesin,
Seni duyan ağlar mı, mazlum niye inlesin?
Vur bu çağa yumruğu, yer de gök de inlesin,
Sen Allah’ın Resûlü, Hz. Muhammed’sin sen.
                                                                      
Sen en yüksek şuurda ve en yüksek “tin”desin,
Üç ilâhi kitapta ve üç ilâhi dindesin,
Gönlün en aziz yerinde, kâlpte ve zihindesin,
Sen Allah’ın Resûlü, Hz. Muhammed’sin sen.
                                                                      
Sen Kur’ân’da, Tevrat’da, Zebur’da İncil’desin,
Bâzı yerde “şın” dasın, bâzı yerde “sin” desin,
Herkes tükenip bitmişken, sen ise hep zindesin,
Sen Allah’ın Resûlü, Hz. Muhammed’sin sen.
                                                                      
Sen isminle Dünyâ’da, Ay’da ve Güneş’tesin,
Bâzen minik bir goncada, çoğu-zaman güldesin,
Onlar-yüzler az kalır, sen yüz-binlerdesin,
Sen Allah’ın Resûlü, Hz. Muhammed’sin sen.
                                                                      
Peygamberin sorana, herkes Muhammed desin,
Âlemlere rahmetsin, Resûl olduğun kesin,
Mevlâ’m bütün Dünyâ’yı, ümmetinden eylesin,
Sen Allah’ın Resûlü, Hz. Muhammed’sin sen.

Hârûn Görmüş
27 Şubat 2007 Salı
Saat 18:00

İmbat Yeli

Esti yine imbat yeli, duydum kokusunu denizin taa “ikinci çeşme”den,
Daldım bir vâdinin derinliğine, bir yudum bile su içmeden,
Tutuştu hasretim, gel bir yol göreyim seni ekinleri biçmeden,
Gel de tâzelensin aşkımız, ilkbahar geçmeden.  

Hârûn Görmüş                                                                                                          
02 Hazîran 2002

Karamsar

Bir hâl gelir bana bâzen, o an olurum karamsar,
Baktığım her şey boştur ve anlamsız,
Bir muhabbet aç o zaman Allah’ım bana da, yaram sar,
O an her şey hoştur, tatlı ve gamsız.
                                                                                 
Bu durgunluk bitsin bir-anda, başlasın sohbet,
Geçip kendimden dalayım derinlere, koyulaşsın muhabbet,
Bitmesin bu sohbet hiç, bir ömür sürsün, bir müebbet,
Aşk ile yanayım, dinmesin bu ateş, gitsin benimle ilelebet.

Hârûn Görmüş
26 Şubat 2007 Pazartesi                                                                       
Saat 14:30       
                                                             
Ne Hayâl

Ben mi hayâl deyim, hayâl mi bende,
Ben hayâldeysem, gerçek nerde,
Ben hayâlsem hayâlsin sen de,
Sen gerçeksen gerçeğim ben de.
                                              
Sen bendesin ben sende,
Öyleyse hayâl ve gerçek neyde,
Derler ki; gördüğün hayâl gerçek sende,
Şu gerçeği bir görebilsem ben de.
                                              
Hayâl derler, gerçek derler,
Ne hayâlde ne gerçekteler,
Dünyâ fâni, âhret baki,
Hayâl ve gerçek mi var sanki.

Hârûn Görmüş
06 Şubat 2005                         
Saat 11:00

Olsam

Bir bencillik ki, almış başını gidiyor,
“Kardeş.. nedir bu yaptığın” diye sorsam,
Dinlemiyor da, dînine ecdâdına küfrediyor,
Duyururdum sesimi belki CEBRÂİL olsam.
                                                          
Ey bozulup yozlaşmış insan, ömrün geçiyor,
Bir ilâhi güçle bunlara siper dursam,
Üzülme boşuna, herkes ektiğini biçiyor,
Güneşli günler sunardım MİKÂİL olsam.
                                                          
Dalda bir kuş ötüyor, kırda ceylan sekiyor,
Kendimi böyle bir yerde bulsam,
Bu ne dehşet! Zâlim mazlumu eziyor,
Durmazdım bir-an, üflerdim sûra İSRÂFİL olsam.
                                                                      
İnsan isyanda, ALLAH’ıma zâlim diyor,
Bir sınav bu, dayanmalıyım kulsam,
Tükendi sabrım, feryâdım arşa değiyor,
Alırdım canları bir-anda AZRÂİL olsam.

Hârûn  Görmüş
15 Aralık 2005 Perşembe
Saat 18:30

O’nu Düşünmenin Zamânı

Şimdi tam O’nu düşünmenin zamânı;
Her-an, her yerdeyken.

Şimdi tam O’nu düşünmenin zamânı;
Azap sana henüz berideyken.

Şimdi tam O’nu düşünmenin zamânı;
Ateş canda, sızı derideyken.

Şimdi tam O’nu düşünmenin zamânı;
O, yakın, Şeytan gerideyken.

Şimdi tam O’nu düşünmenin zamânı;
Kâlpler yıkık ve harâbeyken.

Şimdi tam O’nu düşünmenin zamânı;
Fıtrat henüz kâlpteyken.

Şimdi tam O’nu düşünmenin zamânı;
Arılar henüz lâledeyken.

Şimdi tam O’nu düşünmenin zamânı;
Kâbe’de, Arafat’ta, Mina’dayken.

Şimdi tam O’nu düşünmenin zamânı;
Tüm kulaklar nidâdayken.

Şimdi tam O’nu düşünmenin zamânı;
Her yer vîrân ve pâredeyken.

Şimdi tam O’nu düşünmenin zamânı;
Gülde, sümbülde, reyhandayken.

Şimdi tam O’nu düşünmenin zamânı;
Hem hazarda, hem seferdeyken.

Şimdi tam O’nu düşünmenin zamânı;
Birazcık da olsa şerefliyken.

Şimdi tam O’nu düşünmenin zamânı;
Tesbihde, zikirde ve virddeyken.

Şimdi tam O’nu düşünmenin zamânı;
Gökte, denizde ve yerdeyken.

Şimdi tam O’nu düşünmenin zamânı;
Genç, güçlü ve zindeyken.

İşte!  şimdi tam O’nu düşünmenin zamânı;
Henüz ruh tendeyken.

Hârûn Görmüş
20 Nisan 2010 Salı
Saat 11:00

Rüyâm

Gönlümün coşkusu doruğa çıktı bu-gün,
Gülümü rüyamda gördüm bu-gün,
Uzatıp huzur veren sıcak ellerini,
Kabûl edip aldı bu-gün biatimi.
                                  
Sarıldık birbirimize sevgiyle sımsıcak,
Daha da sıkı sarıldım aşkla coşarak,
Özden net bir duâ etti bana,
Erdi kemâle bu-gün, gördüğüm rüyâm da.
                                  
Hârûn Görmüş
19 Hazîran 2002

Selime

Sevginin gerçeğini bilememiştim bu-güne dek,
Erişmek istiyorum şimdi en yükseklerine seni severek,
Leylâ ile Mecnun’un aşkına erişerek,
İstiyorum beni sevmeni kâlbimi fethederek,
Masal dünyâsındayım sanki, bir periyim bir kelebek,
En güzel duygularımla seveceğim seni ecelime dek.

Hârûn Görmüş
1996 Nişanlılık Günleri

Seyahat

Kaparım gözlerimi, bir yolculuk başlar içimde,
Öyle huzur kaplar ki beni, anlatılmaz biçimde,
Mevsim bahardır, kokusu sarmıştır her yeri,
Kuşlar öter, arılar gezer dağları.
                                                                      
Âheste-âheste giderken otobüs, bakarım camdan,
Bir türkü -ki gönülden kopmuş-, geçirir beni candan,
Ne de asil durur tarla kenarında selviler,
Boy-boy olmuş rahmeti söyler ekinler.
                                                          
“Tebdil-i mekânda hayır vardır” der efendim,
“Allah’ım bir seyahat nasip eyle” diye seslendim,
Anlatırken memleket kokusu olsun sözlerimde,
Hoş bir tebessüm kalsın buğulu gözlerimde.

Hârûn Görmüş
07 Şubat 2005                         
Saat 12:00       
                                              
Üveysi’m

Kâh kederden, kâh dertten, kâh çileden ağlarsın,
Başın önde hep, çok dertlisin Üveysi’m,
Sûretin durgun gibi, sîretinde çağlarsın,
Hep perişan, hep yıkık, vîrânesin Üveysi’m.
                                                          
Kâh Kur’ân’ı  insanı, kâh âlemi dinlersin,
Hep içlisin, hüzünlü, hep ahh! dersin Üveysi’m,
Kâh yanar, kâh sızlar, kâh söylenir inlersin,
Zulme, isyâna, günaha, kahredersin Üveysi’m.
                                                                      
Sevdiğin çiçeği sorana; elbette ki “gül” dersin,
“Gül” denince için titrer, neşelenip gülersin,
Tevhid’dir bu Dünyâ’daki en önemli dersin,
Vasiyetin ölünce, âlem kabrine “gül” sersin,
Ve istersin ki Üveysi’m... melekler sana “Gül” dersin.
                                              
Hârûn Görmüş
6 Şubat 2008 Çarşamba
Saat 16:30

Vahiy yada Kur’ân

Bana bir şeyler söyle,
İlle de vahiy olsun, ille de Kur’ân,
Ne söyleyeyim diye bakma öyle,
Fâtiha olsun ille de, Yâsin, Âl-i İmrân.
                                                          
Bana bir şeyler anlat,
İlle de hadis olsun, ille de sünnet,
Bağırabildiğin kadar bağır da, kulaklarımı çınlat,
İlle de Firdevs olsun yerim, ille de Cennet.
                                                                      
Bana bir bakış at,
İlle de ışık olsun, ille de nûr,
Atılacak olan her şeyi at,
İlle de şahsiyet kalsın, ille de onûr.
                                                          
Bana bir türkü yak, bir şiir oku,
İlle de vaah olsun içinde, ille de ahh,
Bana bir hadis söyle, bir Kur’ân oku,
İlle de Muhammed olsun içinde, İllallah.

Hârûn Görmüş
11 Aralık 2007 Salı
Saat 16:30

Zor Dünyâ

Zor dostum bu Dünyâ zor,
Bir dertten alır bir derde kor,
Üzülürsün, hep olursun hor,
Kurtuluşun çaresini KUR’ÂN’a sor.
                                  
Üzülürsün hep yok ile vara,
Güvenemezsin ne zahmete ne zara,
Dayanamazsın ne yağmura ne kara,
Mutluluğun formülünü KUR’ÂN’da ara.
                                  
Sevindirmez seni hep üzer,
Çok ağlarsın az güler,
MUHAMMED’de böyle der,
Gel kendini Kur’ân’a ver.
                  
Hârûn Görmüş
14 Nisan 2003 Pazartesi

Yaşanmamış Günler

Al işte... bulutlar toplandı, nem yaptı sardı her yeri,
Biraz merhâmet, uzak durun, gidin biraz geri,
Yanıyor sızlıyor, perişan bedenimin her yeri,
Çâre bulamaz ne melek, ne Şeytan, ne vildân ne de peri,
                                                                      
Zordayım, hordayım, kordayım, düşmüşüm dara,
Beden bitmiş, paralanmış ki daha nere vara,
Ne âfiyet, ne huzur, ne umut, ne de para,
Kaderden de geçtim zâten, bundan gayrı bize ne kura.

Hârûn Görmüş
Târih: Yaşanmamış günler                          
                                  



           


Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme