“Câhiliyenin
hükmünü mü istiyorlar. Yakînen bilen bir kavim için Allah’tan daha iyi hüküm
veren kim vardır?” (Mâide 50).
“Hayır, biz onlara kendi şan ve şereflerini (zikir)
getirmiş bulunuyoruz, fakat onlar kendi şereflerinden yüz çeviriyorlar” (Mü’minûn 71).
Cehâlet: Bilgisizlik, bilgi ve tecrübe
eksikliği. Câhil kelimesi, habersiz, bilmezlik, nadanlık, ilimden ve her nevî
müsbet mâlûmatdan habersiz olma. Arapça “chl” kökünden gelen cahala(t)
“bilmeme, habersiz olma” sözcüğünden alıntıdır. Arapça cahala “bilmez idi”
anlamındadır.
Cehâlet
bilgi ve mâlûmatla ilişkilendirilse ve “herhangi bir konuda bilgisizlik ve
eğitimsizlik” anlamı verilse de aslında cehâlet bir “kendini bilmeme hâli”dir
ki bu da, “Allah’tan, âhiretten ve İslâm’dan habersiz olmak”tan kaynaklanır. Cehâletten
ve câhillikten “bilgili olmak”la değil, “kendinizi bilmek”le kurtulabilirsiniz.
Kadim bir cümledir: “Kendini bil”.
Şeref: Yücelik, ululuk, izzet, seçkinlik. İyi ahlâk ve
fazîletler sonucu meydana gelen mânevî yücelik.
Şerefsiz:
Şereften yoksun olan kişi, onursuz.
Bir
yanlışın “câhillik nedeniyle” yapılmış olmasıyla, “şerefsizlik nedeniyle”
yapılmış olması arasında elbette fark vardır. Fakat câhillik ve şerefsizlik,
birbirlerini besleyen şeylerdir. Câhillerin
desteği olmadıkça, “tâğut” denilen şerefsizler tek bir adım bile atamazlar. Şerefsizler
güçlerini ve küstahlıklarını câhillerden alır.
İnsanın
başına gelen bir kötülük ve musîbet ancak iki
nedenden biri sebebiyle gelmiştir: Cehâlet ve şerefsizlik. İnsanlık-târihi
boyunca tüm adâletsizlik, eşitsizlik, haksızlık, ahlâksızlık şirk, küfür,
fitne, fesad ve zulmün ortaya çıkmasına neden olanlar her zaman iki grup insan
olmuştur; câhiller ve şerefsizler. Câhilleri aydınlatmak ve şerefsizleri engellemek
için ise Allah tüm zamanlarda insanlar içinden peygamberler seçmiş ve onlara
vahiyler indirmiştir. Yapılan tüm mücâdele tüm zamanlarda işte bunun mücâdelesi
olmuştur.
Dünyâ’da
“nasırlaşmış bir câhillik ve şerefsizlik” hüküm sürüyor. Modern insan da
câhildir hattâ modern insan, insanlık-târihindeki en câhil insan kesimidir.
Daha önce Dünyâ’da, böyle küresel çapta câhil insanlar topluluğu hiç olmamıştı. Çünkü modern insan, her-şeyi bildiğini ve
bilebileceğini zanneden bir câhildir. Cehâlet zâten budur. Tabi câhillerin bu
kadar çok olduğu bir mekânda ve zamanda şerefsizlerin sayısı da artacaktır ki,
bu çok şerefsizin olmasının nedeni budur.
Câhillik ve şerefsizliğin ana-nedeni,
Allah’tan, âhiretten, gaybtan, vahiyden, peygamberden, din’den yâni İslâm’dan
kopmuş olmaktır. İslâm câhilliğin ve şerefsizliğin tek pan-zehiridir. Zîrâ
İslâm, hem iç-âlemlerde cehâleti körelttiği ve yok ettiği için, dış-âlemde
şerefsizlik olmamaktadır, çünkü şerefsizlik yapmak isteyenler şerefsizlik
yapacak alan ve fırsat bulamamaktadır. Bu nedenle de İslâm’ın hâkimiyetinde
câhillik ve şerefsizlik ya hiç olmaz yada gündem olmayacak kadar çok az sayıda olabilir.
Çünkü hem şeytan her-dâim iş-başındadır hem de imtihan devâm etmektedir.
Buna
rağmen hem insanlar İslâm’ı bilmemekte ve beğenmemekte, hem de “müslümanım”
diyenler de gerek İslâm’ı bilmedikleri gerekse yeterli derecede sevmedikleri
için, saçma-sapan şeyler için yaptıkları fedâkarlıkların yarısını İslâm için
göstermemektedirler. Bu da hem câhillerin cehâletlerinin artmasına ve
sayılarının çoğalmasına, hem de câhillerin ve cehâletin beslediği şerefsizlerin
alanının ve imkânlarının genişlemesine neden olmaktadır. An-îtibârıyla Allah’ın
hükümleriyle hükmediliyor olup-olmamak
câhillerin-müşriklerin-kâfirlerin-zâlimlerin-fâsıkların ve şerefsizlerin
umurunda bile değildir. Genelde tüm insanların ama özelde müslümanların en
câhil olduğu konu, şirk-küfür-tevhid konusudur. Fakat câhiller idrâk edemese ve
fâsık, zâlim, kâfir, müşrik, münâfık ve şerefsizler kabûl etmese de, Dünyâ
ancak vahyin hükümleriyle düzene kavuşabilir.
Bu-gün bir-çok müslümanın uygarlık olarak
algıladığı/bildiği şey, İslâmî gelenekte câhiliye diye bilinen değerlerin
uyanışıdır.
Bir kişiyi tekfir etmek için o kişinin sâdece
cehâlet içinde küfür işlerle iştigâl ediyor olması yetmez, küfrün azgın bir
savunucusu ve uygulayıcısı da olması gerekir. Bu da şerefsizleri desteklemesi,
savunması ve beslemesi ile açığa çıka ve belli olur Bir şeyin bilinçli
yapıldığının delîli, onun emele-eyleme dökülmüş olup-olmamasıyla anlaşılır.
Eyleme döküldüyse bilinçlidir. Aksi-hâlde cehâlettir.
Dünyâ’da en az eleştiri câhillere ve şerefsizlere
yapılan eleştiri, îtirâz ve isyandır. Eleştirmeyen adam câhildir, eleştirilemeyenler
ise şerefsiz!.
Dünyâ’nın en ironik şeyi, câhilleri câhil,
gariban, fakir, ezik, zorluk ve güçlük içinde bırakanların, “câhillerin
beslediği şerefsizler olması”dır.
Câhil,
kötülüğü yada azâbı, başına gelmeden göremeyen ve bilemeyen kişidir Câhil; belâyı ancak, başına gelip de
kendisini kuşatınca fark eden kişidir. İnsanın başına gelen tüm musîbetler birer
imtihandır. Fakat insanın başındaki imtihanların büyük çoğunluğu insanın
ahmaklığından, câhilliğinde ve yapılan şerefsizliklerden dolayıdır. Çoğu-kişi için hayat, ya “hayâtın
zorlukları”ndan yada “câhillerin beslediği şerefsizlerin yaptıklarından dolayı
“ıskalanmış hayatlar”dır. İnsanı haytan uzak tutan ve yaşamı ıskalamasına eden
olan şey cehâlet ve şerefsizliklerdir. İnsanların büyük çoğunluğu ya cehâletten
yada şerefsizlikten dolayı hem iç-âleminde hem de dış-âlemde hayatları
pişmanlık ve perişanlıklar içinde geçmektedir. Üstelik böyle bir yaşamın
sonunda âhirette insanı neyin bekleyeceği de şüpheli olur.
Câhillerin târih boyunca, kendilerini zor
duruma sokan şerefsizlere karşı yaptıkları tek şey, o şerefsizlerden
uzaklaşarak başka şerefsizlere yamanmak olmuştur. Meselâ kendilerini “dînî
câhiliye”nden kurtaranlar, “Allah’a sığınmak ve Peygamber’i tâkip etmek”
varken, gidip “siyâsi câhiliye”ye sığınıyorlar. Buna, “bâtıldan bâtıla kaçmak”
denir.
Câhil toplumları kontrôl etmek için dâimâ
yeni mitolojilere ihtiyaç duyulur. Her grup ve devlet, kendi mitolojisini
uydurarak varlığını devâm ettirebilir. Şerefsizler, câhilleri bâtıl din ve
inançlarla, milliyetçilik ve ırkçılıkla, vatan-millet Sakarya edebiyatıyla,
yalanla-dolanla ve gerçekleştirmeyecekleri boş vaâdlerle ve umutlarla oyalayıp
kendilerine bağlı kalmalarını sağlarlar. Çünkü câhiller, bilgi ile değil, duygu
ile yönetilir.
Cehâlet, diploma ile giderilemez. Cehâletten
kurtulmak demek, “entelektüel olmak” demek değildir; nice okuma-yazma
bilmeyenler vardır ki “irfân” sâhibidirler ve şerefsizlere karşı dik bir duruş
göstermişlerdir.
Câhilliğin
ve şerefsizliğin açığa çıkmasına ve yaygınlaşmasına neden olan şeylerden biri
de mekânlardır. Modern kentler (şehir değil) câhilce ve şerefsizce yaşanacak
yerler hâline gelmiştir. Modern kentlerde ancak ya câhilce yaşarsınız veyâ câhilliğe mâruz kalırsınız yada şerefsizce
yaşar veyâ şerefsizliğe mâruz kalırsınız.
Sahabeler, ateistliği terk edip mü’minliğe
değil; cehâleti ve şirki terk edip mü’minliğe geçtiler. Bunu da şerefsizlerin
zoruna rağmen yaptılar. Çünkü onlar Kur’ân’ı yâni İslâm’ı hayâta hâkim kılarak
câhilliği-cehâleti ve şerefsizliği kaldırıp yerine hakkı-hakîkati,
adâleti-eşitliği, tevhidi ve ahlâkı hâkim kılmak hedefindeydiler ve bunun
için çalışıyorlardı. Zîrâ Dünyâ’yı
çoğu-kişi için maddî ve mânevî anlamda zindana döndüren ve karanlığa boğan
câhilliği ve şerefsizliği kaldırmanın başka bir yolu yoktur.
Bu nedenle Kur’ân-Kur’ân deyip durmalarına
rağmen, Kur’ân’ı hayâta hâkim kılma hayâli, düşüncesi ve çalışması olmayanlar,
ya câhildirler yada yalancı.
Küresel
lâik-seküler-kapitâlist-liberâl-demokratik şirk ve zulüm sistemlerine karşı,
içlerinde bir öfke ve isyân besleyip büyütmeyen ve hakkın ve adâletin yegâne
şartı olan bir İslâm Toplumu-Devleti-Medeniyeti hayâli ve hedefi olmayanlar, ya
câhildir, yada şerefsiz.
Dünyâ’yı
câhiller ve şerefsizler sarmış durumdadır, ne acı ki biz de aynı fotoğraf
karesinin içindeyiz.
İzzetinizi ve şerefinizi İslâm’dan-Kur’ân’dan
almazsanız, onu size hiç kimse veremez. Şerefsizlerden şeref beklemeyin.
İslâm’dan-Kur’ân’dan başka bir yerde ve şeyde
şeref arayanlar, şerefsizin önde gidenleridir:
“Kim izzeti ve şerefi istiyorsa, artık bütün
izzet Allah’ındır. Güzel söz O’na yükselir, sâlih amel de onu yükseltir. Kötülükleri
tasarlayıp düzenleyenler ise; onlar için şiddetli bir azap vardır. Onların
tasarladıkları ‘boşa çıkıp bozulur” (Fâtır 10).
En doğrusunu sâdece Allah bilir.
Hârûn Görmüş
Mayıs 2024