11 Ocak 2016 Pazartesi

Sayısal ve Sözel İnsan Tipi



Matematiğin âdeta kutsallaştırıldığı günümüz modern zamanlarında, sözel konulardan bahsetmek “boş bir iş” olarak görülürken, matematik-merkezli eğitim sistemleri, insanların körü-körüne aşırı ilgisini çekmekte. Matematik-sözel sonuçlu işlerin getirisi insanları o kadar çok büyülemiş ki, sayısal konular insanların hiç ilgisini çekmediği gibi, sosyâl bir bölüm ile ilgili olarak; “ne yapacaksın onu okuyup da, iş bulamazsın” gibi maddî mülâhazalarla hareket ediyorlar. Dünyâ-genelinde de matematik-sayısal alanda başarılı olan insanlar çok fazla öne çıkartıldıkları için, “ancak medya-merkezli düşünebilen” câhil kesimler, çocukları iyi matematik yapamadıklarında kahroluyorlar ve derin hüzünlere kapılabiliyorlar. Hâlbuki çocuk sosyâl-sözel alanda başarılı bir durumdayken bile. Çocuğun sosyâl-sözel alana ilgisi varken ve o alanda başarılı iken, özel dersler de aldırarak, çocuğu sayısal alana kaydırıyorlar. 

İnsanların sayısal alanlara ilgileri, onların sayısal alanlarda ilerlemenin çok önemli olduğunu düşünmeleri ve çocuklarını bu yönde eğitmelerini istemeleri değil. Popüler işler ve aşırı kazançlar sayısal alanlarda görülen eğitimden sonra elde edildiği için bunun peşine düşüyorlar. Yâni insanlar aslında matematiksel-sayısal düşüncenin önemini kavradıkları ve o yolda çocukların yetiştirilmesini düşündüklerinden ve bu nedenle de ilkeli davrandıklarından değil, paraya olan aşkları ve kilitlenmeleridir onları bu yola iten sebep.

Peki yerel ve küresel lîderler, tağutlar neden sayısal yönü çok fazla öne çıkararak insanları bu alana kilitliyorlar? Çünkü insanları matematiğe, hesâba-kitaba alıştırarak, onların paradan, ekonomiden başka bir şey düşünemeyen “insanımsı”lara dönüşmelerini istiyorlar. Bu yolla sosyâl-sözel insan tipleri, yönettikleri Dünyâ’da (Dünyâ’yı sayısal zekâlar değil, sözel-sosyâl zekâlar yönetir her zaman) insanları “bir çeşit madde bağımlısı” yapacaklar ki, hem onları kolayca yönetebilsinler, hem de istedikleri gibi sömürebilsinler. Çünkü sayısal zekâ sâhipleri, sorgulama yeteneği olmayan zekâlardır ve sayılar tüketimle çok alâkalı olduğu için, hem kendileri tüketmeyi insan olmanın en yüce şartı olarak görürler, hem de insanları da bu yola yönlendirirler.   

Hayâtı matematik ile inşâ ediyorlar ve insanları matematiğe göre düzenlendirip konumlandırıyorlar. Böylece matematik bir “din” hâline getiriliyor. Aytunç Altındal:

“Sayılarla berâber geometri fazlasıyla önem verilen bir alandır. Tüm yapılar, başta mâbedler ve ibâdet-hâneler geometri aracılığıyla inşâ edildikleri için, geometri “Kutsal Bilim” olarak kabûl edilmiştir. Geometri ve onunla ilgili açık ve gizli bilgiler günümüzde hayatlarımıza yön vermektedir. Örneğin bir piramidi alalım, bunu topluma uyguladığımız zaman “toplumsal katmanların konuşlanış tarzını” görürsünüz. Ya da dâire veya eliptik imajlar, tümü hayâtın bir alanında karşılaşacağınız formlardır. Geometrinin bir tanımı da zâten "formların sayılarla sentezi" olarak yapılmıştır. Geometri ve sayılar occült ilimlerinde öylesine önemli rôl almışlardır ki, masonlar bunu kendileri için bir tür “ilah” (deity) mertebesine yükseltmişlerdir. Masonların Anayasası'nda (Anderson Yasası 1723), ilk cümle söyle açılmaktadır: “Tanrı her masonun yüreğine geometriyi yazmıştır”. Anderson Yasası İngiliz masonlarının İncil'i olmuştur” der.

Sayılara özel güçler izâfe eden Pisagor’da da gördüğümüz şekilde, matematik yâni sayılar, ilahlaştırılmıştı. Öyle ki, “yaratıcı” olarak görülüyordu. Sayılara izâfe edilen güçler “pozitif” ve “negatif” olabiliyor ve meselâ 13 sayısından öcü gibi korkuluyor. İbrânicede de çok korkulan 11 sayısı, doğrudan-doğruya kullanılmaz. "On” ve “Bir" olarak Achad Osher şeklinde telaffuz edilir. Böylece matematik ilahlaştırıldıktan başka, “korkulacak” bir özne durumuna da getiriliyor. Artık bir kişi matematikten bahsedince, o kişinin “süper insan” olduğu zannediliyor.

Sayısal zekâlar dengesizdirler biraz. Sanat, incelik, ruh ve estetik akıldan yoksundurlar. Çünkü sürekli sayılarla uğraşırlar ve sayılar ruhsuzdurlar. Sayılar çok katıdırlar. 2 kere 2 her zaman 4 eder ve üzerinde düşündürtmez. Bu nedenle ince düşünüşe kapalıdır sayısal zekâ. Sorgulamaya, eleştirmeye kapalıdır. Sürekli ruhsuz sayılarla uğraşmaları, onları da ruhsuzlaştırmış, âdeta bir “mal” hâline getirmiş, a-sosyâlleştirmiştir. Matematik-sayısal alanda çok başarılı olanlara bir bakın; Görünüşleri-bakışları bile psikolojik bir  bozukluk görüntüsü verir. Sürekli karmaşık sayılarla uğraştıkları için çok basit şeyleri bile anlamlandıramaz, çocukların bile kolayca yapabildiği normâl hayattan işlere elleri yatmaz.

Tabî ki Dünyâ’ya matematik-sayısal zekâlı insanlar da lâzımdır ki, her türlü mühendislikte sayısal zekâ olmazsa-olmaz bir konudur. Fakat matematiğin-sayısalın bu kadar öne çıkmasına gerek yok. Daha 200 yıl öncesine kadar insanlar sayısalla bu kadar ilgilenmiyorlardı. Yeteri kadar matematik-sayısal bilgi insanlar için yetiyordu. Fakat modern zamanlarda “teknoloji” denen şeytan îcatları için gereken mühendislik adına çok kompleks sayısal işlemler ortaya çıkarıldı ve sayısal zekâya yatkın insanlar bu işlere sürüklendirildiler. Çünkü teknolojinin piyasası çok hareketlidir ve üretim sürekli artarak devâm eder. Bu nedenle de yeni sayısal zekâlara çok ihtiyaç vardır. Ayrıca sürekli savaş hâlinde olan bir Dünyâ’da yaşıyoruz. Yeni silahların yapılması da sayısal-matematik kafalara olan ihtiyacı arttırıyor. Elektroniğin ilahlaştırıldığı günümüz zamanlarında sayısallık dominant bir rôl oynuyor ve bu kafalara sâhip olanlar bir şekilde tağutlar tarafından kendi yanlarına çekilmeye çalışılıyor. Sayısal zekâlar da, modern zamanlarda “para demek her şey demek” olduğu için ve karşı tarafın “süper teklifleri” reddedilemeyecek ölçüde olduğu için kolayca o tarafa göçülebiliyor (beyin göçü).  

Fakat bir sorun var.. Sayısal-matematiksel zekâların uğraştığı işlerin ürünleri ve sonuçları insanlara -bâzı sûni faydalar sağlasa da- çoğunlukla zarar veren sonuçlar ve ürünlerdir ve insan!. İnsanlar perişan, hiç-bir şeyden mutlu olamıyorlar, intiharlar artıyor, boşanmalar, ahlaksızlıklar ve her türlü melânet katlanarak artıyor. Sayısalın ürünleri huzuru sürdüremiyor çünkü. Bu sayısal zamanlarda insanlar mutlu olmadı. Tam aksine aşırı mutsuz oldular. Psikolojik vakâlar çok arttı. En çok kullanılan ilaçlar psikolojik, anti-depresan ilaçlar. “Birilerinin” zenginliğine aşırı zenginlik katan sayısal zekâlar ve zekânın ürünleri, bu vesileyle Dünyâ-insanlarını bu tağûti kişilere kul-köle yapıyorlar. Artık herkesin onlara “sayısal borçları” var. Onlar ne derse o oluyor. Olar için çalışıyor, onların ürettiklerini almak için âdeta yarışılıyor. İnsanları çok kolay kandırdılar. Çünkü sayısal yâni matematik, kâlbe değil nefse nişan alıyor ve ruhtan bağımsız olduğu için (çünkü dediğimiz gibi sayıların rûhu yoktur) nefsini kontrol edemeyen insanlar çabuk aldanıyor. Bu aldanışın taşeronluğunu ise sayısal zekâlar yapıyor.

Hâlbuki sosyâl-sözel kafalar-akılların (bâzı şerefsizleri/şerefsizlikleri saymazsak) büyük çoğunluğu sürekli insanların iyiliğine çalışıyor. Onların sorunlarını gidermek için kafa yoruyorlar. Gerçi modern düşünüş biçimleriyle bu konuda çok da başarılı oldukları söylenemez fakat insanların sorunları çözülecek ve insanlar mutlu olabileceklerse, bu sayısal değil, sözel kafalarla olacaktır ancak. Düşünmek ne de olsa insanların fıtrî yönünü etkiliyor ve bu yöndeki insanlar toplumun diğer insanlarına göre bâriz bir şekilde Dünyâ’yı daha iyi tanıyor ve diğer insanlara göre sorunları ve tedâvi şekillerini daha net görebiliyorlar. Hattâ sözel-sosyal insanların bakışları bile bir farklı. Anlamlı ve derin bakışlara sâhipler. Sorgulayan, düşünen, derinliğine inen, “çözmek isteyen” bakışlar. Matematiksel-sayısal insanların insanlara ve Dünyâ’ya bakışları, öküzün trene baktığı gibi. Sayısal zekâlar bir çeşit “sayısal sarhoşluk” içindeler. Matematiği içe içe kafayı bulmuşlar. Matematik-sayısal göremediklerinde ya da duyamadıklarında çıldıracak gibi oluyorlar. Sayısal bağımlı olmuşlar zîrâ. Kompleks astro-fizik denklemlerini bile kolayca çözebilen bu kişiler, bir kapıyı hangi elleri ile açmaları gerektiğine karar veremiyorlar. Hattâ verilen selâma, aldığı maaşıyla cevap verenler bile var. “Nasılsın kardeş” sorusuna; “4.000 TL. alıyorum” diyeni bile gördüm. Matematik soyut bir konudur. Sürekli soyut ile ilgilenen kişiler, Dünyâ’nın somutluğu karşısında afallıyorlar ve değerlendirme yapmakta zorlanıyorlar. Soyut değerlendirmelerinin karşılığını göremiyorlar gerçek ve somut Dünyâ’da. Bu nedenle sayısallık ve matematik, insanları delirtiyor kafayı yedirtiyor. Öyle ki; bu kişiler anlamsız bakışlarıyla kendilerini belli ediyorlar.

Hayır; ne olacak sayısal alanda üstün olunca? Yeni teknolojiler yapıp-üretip, onu Dünyâ’ya pazarlayacak ve insanları bu yeni teknolojilerin iti-köpeği mi yapacaksınız? Yeni “süper silahlar” yapıp, uzaktan kumandayla komutunu verdiğiniz kıtalar-arası bombalar ile, annesinden süt emen çocuğu mu öldüreceksiniz? Gülen yüzleri ve gözleri mi söndüreceksiniz? Ortalığı yakıp yıkacak mısınız? Göklere daha fazla yaklaşmak için daha yüksek binâlar mı dikeceksiniz? Ne bulacaksınız oralarda? Değiştirin artık bu gidişatı ve furyayı. Zîrâ matematik-sayısal, insanları bir-birinin kurdu yapıyor. İnsan ilişkileri sayısal ilişkilere döndü. Kadınlar vücut ölçülerine göre; evler metrekaresine göre; arabalar beygir gücüne göre; çocuk sayısı sevgiye göre değil, gelire göre vs. değerlendirilir oldu. Matematik-sayısal, fedâkârlığı bitirdi, komşuluğu öldürdü, sevgiyi baltaladı ve madde sevgisine dönüştürdü. Sayısallık insanları robotlaştırdı, mekanikleştirdi. Her şeyi hesâba indirgedi. Sayısallıkta pozitif hesap günah ile ilgiliyken; negatif hesap sevap ile ilgilidir. Günahın iktidârı için sonsuz hesaplar yapılabiliyorken, sevap için hesap yapmak absürdlük olarak görülmekte.

Sayısal kafaya sâhip olanlar muhâfazakârdırlar ve yeni bir şey düşünemezler. Bu durum onlarda eleştiri-îtirâz-isyân duygularını köreltmiştir. Zîrâ mevcut her türlü problemi bir formülle çözebileceklerini düşünürler. Düz mantıklıdırlar. Bu nedenle de iktidardaki partiye oy verirler genelde. Sözel zekâya sâhip olanlar ise sürekli bir düşünme-sorgulama üzerinde olduklarından, yanlışları daha iyi görürler ve bu nedenle de eleştiri-îtirâz-isyân edebilen bir kafa-yapısına sâhiptirler.   

Sözel insan tipi, vahyi daha iyi anlar ve idrâk eder. Zîrâ vahiy sözel bir hitaptır. Vahyin orijinâl hâli sözeldir. Vurgusu, mimiği ve etkisi içindedir. Oysa yazıya geçirildiğinde bu vurgular büyük oranda yansıtılamaz. Zîrâ rûhta azalma olur. Matematik ise tümden ruhsuzdur. Bu yüzden matematik kafanın sözel vahyi anlaması ve idrâk etmesi daha geç yada zayıf olur.

Matematik öyle bir ruhsuzdur ki, 15 Temmuz’da “iyi matematik çözenler”in, F-16’larla mâsum insanları bombaladıklarına tanık olduk. Tüyleri bile ürpermedi. Zîrâ meseleyi “matematiksel” olarak ele almışlardı. Ruhsuzlaşmışlardı yâni. Bu nedenle de matematiksel sonuçları düşünerek hareket ettiler, sosyâl sonuçları düşünerek değil. Mücâhit Gültekin bu konuda şunları söyler:

“Gördük ki, “matematiği iyi olanlar”, okuyup “büyük adam” olanlar halkın üstüne kurşun yağdırdı. Düşünelim bir kere; sayısalcılık bizim ülkemizde niçin bu kadar değerlidir?. Niçin anne-babalar çocuklarını sayısalcı yapmak ister?. Neden, çocuklarımız karnelerini aldığında ilk baktığımız dersi matematiktir?. Çünkü Dünyâ’nın kapitâlist patronları öyle istiyor. Materyâlist değerlerle ilişkili bir şeydir bu. Eğer bu ülkede sözelciysen, kafadan “ikinci sınıf insan” muâmelesi göreceksin demektir. Uzun yıllar çalıştığım dershânede sözelcilere nasıl bakıldığını biliyorum; acıyarak, merhâmetle!. Sanki ölümcül bir hastalığa yakalanmış gibi. “Allah’tan ümit kesilmez” der gibi bakıyorlar.

Karnenin sağ tarafının bir önemi var mı bizim için?. Hayır!. Hiç bir önemi yok. Varsa-yoksa matematik. “Matematiğin kaç?” sorusu bizim ülkemizde maalesef “ne kadar insansın?” sorusuyla eşit tutulacak kadar önemlidir. İnsanların gözündeki yerimiz, matematiğimizin kaç olduğu sorusuyla yakından ilişkilidir. “Matematik”ten “Sayısalcılık”tan kastım, dersin/alanın kendisiyle ilişkili değildir. Bunlar üzerinden şekillendirilen seküler materyâlist değerlere dikkat çekmeye çalışıyorum.

Çünkü, matematiğimizin iyi olması ülkemizde bir gelecek meselesidir; matematiğin iyi olursa iyi okullar kazanırsın, iyi okullardan mêzun olursan, çok para kazanacağın işlere girebilir ve sonuçta o “nezih” bir apartmanda “nezih” insanlarla oturma şansı yakalarsın!. Darbeci generâllerden bâzılarının CV’sine baktım. Oku-oku bitmiyor. Amerika, Avrupa hepsini görmüşler. Dünyâ’nın en “şaşaalı” kurumlarından madalyaları var. İngilizceleri su gibi. Matematik-fizik süper ama zerre kadar merhâmet yok. Zerre kadar ahlâk yok. Zerre kadar onur yok”.

Kartezyen felsefe modern dünyâyı ve insanı matematiğin kölesi yaparak aşırı mekanikleştirdi ve ruhsuzlaştırdı. Kartezyen düşüncede matematiksellik her-şeyin ölçüsüdür.

Alexis Carrel:

“Matematik lîsanla ifâde olunan nicelik (miktar), bize ilmi getirdi. Kalite ise ihmâl edildi” der.

Evet; sayısal-matematik zekâ ve bölüm dediğimiz gibi, tabî ki de önemlidir. Fakat sayısallık, doğal olan sınırları geçmemelidir. Normâl ve doğal olan sınırlarda kalmalı, zarûri ihtiyaçların üretiminde faydalanılmalıdır. Sayısal kafalara sâhip “kendinde insanlar”ı tenzih ederek söylüyoruz ki, sayısal zekâlar başta Şeytan olmak üzere, küresel tağutların kirli emelleri için çaba sarf-ediyorlar büyük oranda. İnsanlığa iyi katkıları ise çok az bir bölümü kapsıyor. İşte bu çok az bölüm yeter sayısal-matematik için. İnsanlar daha çok sosyâl-sözel alana yönelmeli, insanların mânevi-rûhi donanımları açığa çıkarılmalı, ruhsal-psikolojik-mânevi-sosyâl sorunları giderilmeli, Dünyâ yaşanılabilir bir yer hâline getirilmelidir ki, bu %10 sayısal-matematik ile olabilecekse, %90 sözel-sosyâl ile gerçekleştirilebilir ancak.

En doğrusunu sâdece Allah bilir.

Hârûn Görmüş
Mart 2017




















Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme