16 Ocak 2016 Cumartesi

İrticâ (Gericilik)



“Geri”; bir şeyin arka tarafı, “şimdi”den önceki zaman, “daha önceki zaman” anlamlarına gelir. İrticâ, “önceki yere dönüş” yada gericilik. Arapça rücû kökünden, Fransızca: Réaction, “önceki koşullara dönüşü isteyen, aşırı tutucu ve ilerlemelere karşıt olan, her-hangi bir toplumsal yada siyâsi hareket yada ideoloji ve buna bağlı eylemler” anlamına gelir.

Bu terim batı’da Fransız Devrimi’nde sâbık monarşi rejimine veya onun koşullarına dönüşü isteyen karşı devrimcileri tanımlamakta kullanılmıştır. Ondokuzuncu yüzyılda batı’da derebeylikleri ve aristokrasiyi korumayı arzu eden ve sanâyileşme, cumhuriyetçilik, liberâlizm ve sosyâlizm karşıtlarını tanımlamakta kullanılmıştır. Gerici tâbiri politik anlamda gelişme ve yenileşmelere karşı olan ideolojileri tanımlamak için aşağılama amacıyla da kullanılır.

Bu kavram, modern zamanlarda, yâni pozitivist-materyâlist düşüncenin insanlar üzerinde etkisini gösterdiği zamanlarda çıkmış ve hâlen de etkisini sürdüren bir kavram olarak, “dînî olan” için kullanılıyor. “Dînî olan şey irticâdır” söylemi hâkim. Dînin “ilerleme”ye aykırı ve engel olduğu inancı ile dîni karalamak için söylenen bir sözdür aslında. “Din geriye götürür, dînî olan geriye götürdüğünden, dîne bağlı olanlar da gericidir ve ilerlemeye karşıdırlar ve de engeldirler” düşüncesi hâkimdir ve bu nedenle de “mürtecî” olarak tanımlanır dinden yana olanlar. Lâik-seküler-kapitâlist-liberâl-demokratik-konformist-modernist-emperyâl-zâlim ideolojilerin baskısı ve çeşitli dayatmalarıyla halkın bir kısmı da dîni ve dindarı “ilerleme”ye bir engel olarak görüyorlar.

Asıl şaşılacak olan şey ise, İslâmî-dînî-Kur’ânî konularda ciddî bilgileri olanların da bunu aynı-şekilde kabûl etmeleridir. Aslında irticâ olarak görülen şey büyük ölçüde, “dînin teorik ve ibâdet yönüyle” ilgili olan yönü değil, “eylem ile ilgili olan yönü”dür. “Dînin kamusal alanda görülmesi” ile ilgili olan yönüdür. Çünkü din, kamusal alanda görülmeye ve etki etmeye başladığında, haksızlığı ve adâletsizlikleri ortadan kaldıracağı için, başta şeytanın uşakları olan tâğutları ve daha sonra da hiyerarşik olarak, onların güdümünde ve emrinde olanları çok korkutur ve bu nedenle de bu kişiler, nefslerine ve çıkarlarına uygun olarak düzenledikleri “dinsiz kamusal alan”ın ellerinden çıkması riskine karşı, “dînî olan”ı karalamak için bâzı kavramlar geliştirmişlerdir. İşte “irticâ” kavramı da bu nedenle çıkarılmış ve müslümanlara-inançlılara karşı bir “sopa” olarak kullanılmıştır-kullanıyor. Zâten Türkiye’de irticâ sözünü en çok gündeme getiren ve gündemde tutmaya çalışanlar, çok büyük ayrıcalıklar tanınan “kurucu unsurlar” ve onların uşaklığını yapmaları nedeniyle tatmin edici çıkarlar elde eden “lâik kesim”dir.

Lâik kesim özellikle 80’den sonra zenginliği muhâfazakâr kesime kaptırmaya başlamış ve günümüzde zenginlik muhâfazakâr kesimin eline geçmiştir büyük ölçüde. İşte “cumhuriyet zengini” olan bu kesim, muhâfazakâr kesimi ve dolayısı ile her-hangi bir çıkar elde etmemiş olan din-merkezli hayat yaşamak isteyenleri, öcüleştirdiği irticâ kavramıyla suçlamakta ve karalamaktadır. Güyâ ilerlemenin önündeki en büyük engel, irticânın bayraktarlığını yapan muhâfazakâr kesimdir.

Peki nedir “ilerleme” denen şey?. Nereye ilerlenecek?. İlerleme diye bir şey mi var?. Neye göre ilerleme?. Eğer ilerleme “sürekli olan bir ilerleme” ise, ilerleme diye bir şey yoktur. Çünkü sürekli ilerlenecekse, mevcut zaman yâni şimdiki an, bir sonraki âna göre her zaman geri, yâni irticâ olacaktır. O hâlde irticâdan-gericilikten kurtulmak imkânsızdır. Çünkü zaman, hiç durmaksızın akmaya devâm etmektedir. Yâni zamânı belirleyen evrensel hareket ve döngü devâm etmektedir. O hâlde bir ilerlemeden değil, bir döngüden bahsetmek gerekir ki sorun, bu döngünün hangi noktasının daha iyi olduğu karârının neye göre verileceğidir. İşte burada ateist-materyâlist-pozitivist görüş, görece “nefsin en rahat ettiği zamânı” örnek gösterecektir. İrticâ denen dînî kesim ise, doğru ve iyi zamânı, “İslâm’ın hayâta en çok hâkim olduğu zamân”ı gösterecektir.

Mantıksal ve bilimsel olarak da gerici yâni irticâcı olmak daha mantıklıdır. Çünkü Termodinamiğin İkinci Yasası olan Entropi Kânunu’na göre -ki en kesin kânundur-, her-şey zamanla bozulmaya doğru gider. Yâni zamanla her-şey daha kullanışsız olur. Buna göre her-şey, zamanla daha da kötüleşecektir. O hâlde bir-önceki zaman, şimdiki ve gelecekteki duruma göre daha kaliteli olacaktır. Çünkü daha az bozulmuştur. Entropiden daha az etkilenmiştir. Zâten bu durumu hem kendi hayâtımızda ve bedenimizde, hem de dış-dünyâda da bâriz bir şekle gözlemliyoruz ve bu nedenle sürekli olarak önceki zamanların özlemlerini çekiyoruz. Meselâ birileri bağlı bulunduğu ideolojinin en çok hâkim ve etkili olduğu eski zamanları özlüyor. Yaşı büyük olan kişiler eski zamanlardaki gençlik durumlarını ve hayatlarını özlerler ki gerçekten de onların zamanlarındaki bir-çok şey şimdikine göre çok daha iyidir. Dindarlar yâni irticâcılar, peygamberlerinin zamânını özlerler. Hattâ insanlar eski zamanlardan bahsetmekten çok hoşlanırlar. Anıları konuşmak hem psikolojik bir terapi olur hem de mutluluk verir. Çoğu kişi geçmişin kaydını tutar ve “anı defterleri” karalar. Tüm kitaplar irticâ yâni “geri”yle ilgili kitaplardır. Çünkü geçmişteki duruma göre yazılmışlardır. Hattâ en yeni baskılar bile “şimdi”ye göre eski zamânın kitaplarıdır. Hattâ imkânsız olmasına rağmen “acaba zamanda geriye gidilebilir mi” düşünceleri vardır ve bunun için ciddî çalışmalar-araştırmalar yapılır. Şimdiki zaman birilerini tatmin etmiyor da geçmişe gitmek istiyor. Bu nedenle de herkes irticâcı-gerici oluyor. O hâlde gericilikten yâni irticâdan kurtulmanın çâresi yoktur. İrticâ kâinâtın bir yasasıdır.

İnsanlardaki bu doğal ve normâl gericilik durumu, belki de en gerideki ilk atalarının (Âdem-Havva) yaşadıkları yer olan cennet hayâtının genlere işlemesi ve bu genlerin aktarımlarıyla etki eden gerideki “oraya” olan özlemden doğan bir gericiliktir. Hâlbuki ileride de, lâyık olanlar oraya yâni cennete gidebileceklerdir. O hâlde “en geri”de cennette isek ve ileride de cennete gidebileceksek, gerisi ile ilerisi aynı kapıya çıkıyor demektir. O hâlde gerici kim, ilerici kimdir?. İlerisi ve gerisi mi vardır?. Neye göre?. Bir sonraki zamâna göre “şimdi” geridir. Bir sonraki zaman da daha sonraki zamâna göre geridir. Yada “az geri”deki bir zaman, “çok geri”deki zamâna göre ileridir. O hâlde her zaman bir geri ve ileri durumu vardır ve buna göre geri ve ileri aynı şeydir. Buradan şu sonuca varılır: Geri ve ileri diye bir şey yoktur. “An” vardır.

Her-an “anda yaşayanlar”ın bir-birlerine ilerici-gerici demeleri saçmadır. Doğru ve yanlış düşüncenin, ileri ve geriye göre değerlendirilmesi yanlıştır. Âna göre değerlendirme yapmak gerekir ve şu-anda bir şeyin ne kadar iyi yada kötü olduğu, şu-andaki zamâna göre değerlendirilebilir ancak. Bir düşünce-fikir vs.’nin “şu-andaki sonucunun iyi mi kötü mü” olduğuna bakılarak ve öncekiyle şimdiki kıyaslanarak doğru bir değerlendirme yapılabilir.

İslâm’a göre en doğru değerlendirme, her zamânı ve şartı şekillendiren ve fıtratla çelişmeyen, vahye-Kur’ân’a göre yapılan değerlendirmedir. Kur’ân tüm zamanların ve “an”ların kitabıdır. İslâm, tüm Dünyâ’nın mutluluğunu ister. Pozitivist kesime göre ise, “nefsin tatminini en çok sağlayan şey” doğrudur. Fakat bu düşüncede tüm insanlar aynı tatmine ulaşamazlar. Çünkü nefsin isteğinin bir sınırı yoktur ve Dünyâ’nın bir sınırı vardır.

“Nerde o eski Ramazanlar”, nerde o eski komşuluklar, nerde o eski aşklar-sevgiler vs. hep eskinin daha iyi olduğunu ifâde eden sözlerdir. Bir keresinde şöyle bir olay olmuştu: İzmir Karşıyaka ilçesinin çarşısında, çok kalabalık bir anda, tanıdığım “eski Karşıyaka’lı” esnafın biri, kalabalığa doğru baktı, sokakta yürüyen tüm Türkiye coğrafyasının insanlarını görünce biraz da rahatsız olarak bir-kaç adım öne çıktı ve tüm esnaf ona bakarken şöyle dedi: “Bir avuç Karşıyaka’lıydık burda”. Çok da hoş olmayan bu ifâde ile, eski Karşıyaka’nın çok daha iyi ve hoş olduğunu söylemek istiyordu.

Evet; geçmişteki her-şey daha güzeldi. Su-hava-toprak-tohum-meyve-sebze-et-süt-insan-hayvan, araba, beyaz eşyâ, ev eşyâları, araç-gereç, muhabbetler, dostluklar vs. her-şey daha güzeldi. Daha kaliteliydi. Zamanla bozuldu-bozuluyor. Çünkü evrensel değerlere göre değil de kişisel-nefsî çıkarlara göre değerlendirme yapmaya, üretmeye ve ona göre davranmaya başladı insanlar. İrticâdan vazgeçtiler. Fransız Devrimi bir “irticâdan vazgeçme” devrimidir. Fakat sonuçları çok ağır oldu-oluyor. Bundan kurtulmak ve tüm insanların mutluluğu için İslâm’a dönmek zarûridir. Çünkü İslâm, ideolojiler gibi nefs/çıkar-merkezli değil, vicdan-merkezlidir. İrticâdan yâni vahiyden vazgeçmek, vicdândan vazgeçmek demektir. Vicdandan vazgeçenler, doğal olarak vicdansız-şerefsiz-zâlim işler yapmaktan çekinmiyorlar. İnsanlık târihinde bu şekilde davrananlara Allah isyân etmiştir ve peygamberler ve vahiyler göndererek bu durumu tersine çevirmek istemiştir. Son Peygamber ve vahiyle de son noktayı koymuştur. Bu durumu tersine çevirmek için muhtâç olunan rûh, Kur’ân’ın her âyetinde mündemiçtir. O hâlde haydi irticâya!, yâni geçmişteki iyi zamanlar gibi iyi zamanlara!. Böyle zamanlara tekrar kavuşmak, şimdiki zamanlardan yada bu zamânın “şey”lerinden vazgeçmekle başlar. Vaz geçe-geçe 1.400 yıl önceye (geriye) kadar gitmek gerekir.

Çok şükür ki ben gericiyim (irticâ). Hem de öyle bir gericilik ki bu, 1.400 yıl önceye kadar gidiyor. 1.400 yıl önceki bu zamâna kısa yoldan, hemen elimin altındaki Kur’ân’a uzanıvermekle gidebiliyorum.

En doğrusunu sâdece Allah bilir.

Hârûn Görmüş
Ocak 2016




























Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme