19 Temmuz 2016 Salı

Sistem-İçi Darbe


15 Temmuz 2016’da vukû bulan darbe girişimi, “bir şeyleri kökten değiştirmek için” yapılmış bir darbe değildir. Yâni bir “devrim kalkışması” değildir. Yapılan şey, çıkar-merkezli olan sistem-içi bir girişimdir. Târihte bu nedenle yapılmış bir-çok darbe, devrim, karşıtlık ve savaşlar olmuştur. Meselâ Komünist ve Kapitâlist zıtlaşma böyledir. Komünizm ve Kapitâlizm sistem-içi bir karşıtlıktır. Çünkü ikisi de laik, seküler, materyâlist (yâni madde-merkezli ve özlemli) demokratik, din-dışı ve insan-merkezlidir. Yâni hangisi iktidâra gelirse-gelsin dünyâ-sistemi aynı olacaktı. Sistemde bir değişme olmayacaktı. Çünkü aralarındaki fark sâdece, sermâyenin devletin elinde mi yoksa insanların bâzılarının ellerinde mi birikeceğidir. Kesinlikle hak-hakîkat ve adâlet merkezli bir sistem değişikliği düşünmüyorlardı. O hâlde bir çıkarı olmayacak olan sıradan bir vatandaşın komünizm yada kapitâlizm için bir taraflarını yırtması anlamsızdır. Çünkü onun için değişen bir şey olmayacaktır ve o “yatay hayâtı”na kaldığı yerden devâm edecektir.

Aynı-şekilde; sanki darbeciler demokrasiyi yıkıp yerine saltanâtı mı getireceklerdi?. Demokrasi yerine komünizmi mi getireceklerdi ve “Allah korusun”(!) demokratik düzeni kaldırıp, yerine Kur’ân’ın anayasa olduğu ve hukûkun-kânunların İslâm’i hukuk ve kânunlarla değişeceği bir düzen mi getireceklerdi?. Tabi ki de hayır. Aslâ. Darbe başarılı olsa idi, gelecek olan sistem yine demokratik-laik-seküler-liberâl-kapitâlist-konformist-materyâlist bir zihniyete sâhip aynı sistem olacaktı ve yine aristokrasi (soylular(!) sınıfı) ile yönetim devâm edecekti. Sâdece aristokrat kesim değişecekti ve zenginlik artık büyük ölçüde farklı kesimlere geçmeye başlayacaktı. Yâni bir “zenginler değişimi” yaşanacaktı. Fakat gariban halk her zamanki gibi yine gariban olarak kalacaktı. Bu nedenle darbe girişimi bir “sistem içi” darbe girişimidir. Zâten adı “darbe” ise sistem-içidir. Sistem-dışı olması için adının devrim” olması gerekir. Bu devrimin de gerçek bir değişim ve dönüşüm başlatması ve hak-hakîkat ve adâlet-merkezli olarak halka yönelik olması için de “İslâm’i bir devrim” olması gerekir. Ancak “İslâm’i Devrim”e dönen bir darbe olduğunda “sistem-dışı” olur. Hem darbecilerde hem de halkta ve hattâ müslümanlarda böyle bir düşünce ve arzu olmadığı için, yapılmak istenen şey “sistem”in değiştirilmesi değildi. Sisteme, “birilerine göre” bir “ayar çekilme” girişimiydi.

Bu sebeple; “demokrasinin zaferi”, “demokrasi kazandı”, “halk demokrasiye sâhip çıktı” gibi söylemlerin halk için bir gerçekliği ve değeri yoktur. Eğer ki darbeciler kazansaydı yine demokrasi yâni “sistem” kazanmış olacaktı ve yine “demokrasi kazandı” diyeceklerdi ve darbeyi yapanları demokrasinin yılmaz savunucuları ve dirilticileri olarak kabûl edeceklerdi ve birileri, ellerini patlatırcasına alkışladıkları darbecileri çiçeklerle karşılayıp, demokrasiyi yeniden getirdikleri için onlara teşekkür edeceklerdi. Senaryo farklı yazılacaktı fakat o senaryo da “sistem-içi” olacaktı. Dolayısı ile bu darbe girişimi bâzı rahatsızlıkların da bir işâreti ve göstergesi olsa da, aslında “sistem-içi bir çıkar-savaşı”dır. 1950’den sonra yavaş-yavaş ekonomik gücü ve siyâseti ele geçirmeye başlayan muhâfazakâr kesimin, 1980 sonrası küresel projelerin tezâhürü olarak paraya ve siyâsete hâkim olması bâzılarının çıkarlarını bitirme noktasına gelmiş ve bu durumdan rahatsız olanlar sürekli olarak bu durumu değiştirmeye çalışmaktadır. Bu nedenle de laiklerin “yandaş grup” olarak kabûl ettikleri askerlerden medet umarak çeşitli kalkışmalar başlatmışlardır. İşte bu kalkışma da bunlardan biridir. İstenen ve beklenen değişim, zenginliğin bir elden başka bir ele geçmesi ve böylece servetin şimdiki zenginlerin elinden diğer zenginlerin elinde toplanması arzulanmaktadır. Fakat bu durumda servet sürekli olarak zenginlerin ellerinde dolanmış olacaktır ve halka yansımayacaktır. Oysa Kur’ân bunu şiddetle yasaklar:

“Allah’ın o (fethedilen) şehir halkından Resûlü’ne verdiği fey, Allah’a, Resûl’e, (ve Resûl’e) yakın akrabalığı olanlara, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlara âittir. Öyle ki (bu mallar ve servet) sizden zengin olanlar arasında dönüp-dolaşan bir devlet (güç) olmasın. Resûl size ne verirse artık onu alın, sizi neden sakındırırsa artık ondan sakının ve Allah’tan korkun. Şüphesiz Allah, cezâsı (ikâbı) pek şiddetli olandır” (Haşr 7).

Yâni Allah diyor ki; “Servet benim istediğim gibi dağılacak, zenginlerin istediği gibi değil”. Bu servet zenginlerin istediği gibi dağıldığında, gariban her zaman gariban olarak kalır ve onun için değişen bir olmaz. Bu nedenle sistem-içi bir darbe olan bu kalkışma eğer başarıya ulaşmış olsaydı, toplumda zenginlik “eski zenginler”in eline geçerek değişecek ama gariban yine gariban olarak kalacaktı. Orta-direk olarak bilinen kesimde ise çok farklı bir durum olmayacaktı. Birileri de şimdiki zenginlere yalakalık yapmaktan vazgeçip, “yeni zenginler”in uşağı hâline geleceklerdi. O hâlde; hadi orta-direklerin, mevcut durumlarını korumak için meydana atılmalarını anlıyoruz, peki gariban olan ve ay sonunu getiremeyenlerin, hayatları pahasına meydana çıkmalarının nedeni nedir?. Tabî vatan bizim yuvamızdır ve insanlar vatanın karmaşaya düşmesine izin vermemelidirler ve bu uğurda ellerinden geleni yapmalıdırlar. Zîrâ vatan, insanların “ilk evleri” olduğundan aynı-zamanda mahremleridir de. Burada sorun yok. Fakat darbenin ilk anında yâni geceden sabaha kadar olan sürede bu düşünce ve amaçla sokaklara-meydanlara çıkan halk, sabah durum biraz düzeldiğinde, ilk başta Allah-merkezli kullanılan dil, daha sonra demokrasi ve millet-merkezli bir dil ve söylemle değiştirilmiştir. İlk önceleri “Allah bizimledir” sözü, sonraları, “hâkimiyet kayıtsız-şartsız milletindir” söylemi ile değiştirilmiştir. İlk başta kullanılan “Allah’ın irâdesi” söylemi, biraz sonra bir şekilde değiştirilerek “milletin irâdesi” söylemi ile değiştirilmiştir. Herhâlde Allah-merkezli bu dil birilerini rahatsız etmiş. “Allah yolunda” olan hareket bir-anda “demokrasi yolunda” olmaya başlamıştır. Bu durumda ölenler ne için ölmüşlerdir?. Bu şekilde ölmek onlar için bir kazanç mıdır?. Yine müslümanlar ne için meydana çıkmışlardır ve ne için ölmeyi bile göze alabilmektedirler?. İslâm’i bir inançla alâkalı mıdır böyle bir davranış?. Yurdumuz dış bir güç tarafından saldırıya uğramış yada işgâl edilmiş değildir ki top-yekûn bir direnişe ve savaşa çıkalım.. Dediğimiz gibi, sorun tarafların çıkarlarıdır. Filler tepişirken çimenler ezilmektedir.

Hüseyin Alan:

“Sivillikten yana militarizme karşı olurken, sivil veyâ militarist vesâyet yerine millî irâdeden yana taraf olurken, dolayısıyla demokrasiyi desteklerken, kapitâlizme, laikliğe, batı’cılığa, milliyetçiliğe de destek olduğunuzu, bu ilkeleri ve değerleri yüceltip yaşattığınızı biliyor musunuz?. Birinden yana diğerine karşı olurken iki hâlde de, önünüze sürülenden birini tercih ettiğinizde, bu dünyâ-sisteminin, burjuva medeniyetinin, kapitâlist uygarlığın ve bunların yerel bağlantısının yapıp-ettiklerine suç-ortağı olduğunuzu düşünüyor musunuz?. Dünyâ-sistemi adına yapılan işgâllerin, çıkartılan iç -savaşların, yapılan katliamların, yıkılan şehirlerin, çâresiz bırakılan insanların, yerini-yurdunu terke mecbûr edilen mültecilerin sorumluluğuna hissedar olduğunuzu fark ediyor musunuz?.

Ey dost, buradaki kavga, bu topluma has, öteden bêri süregelen bir iç-iktidar kavgasıdır. Orduya dayalı seçkinlerle batı’cı milliyetçilerin yanında, onlara karşı globâl sisteme bağlılığını halka dayanarak yürütenlerin arasındaki bir iktidar kavgasıdır. Demokrasi yada vesâyet rejimi, militarist yada millî irâde ilkesi, bu kavganın görünen yüzü, görünmeyenlerin maskesidir” der.

Fıtrata ve adâlete aykırı hukuk-kânun-kural-siyâset izleyen yönetimlere her zaman darbe girişimleri yapılacaktır. Zîrâ bu tarz yönetimler demokrasi ile durdurulamaz ve zâten demokrasi, bu tarz yönetimlerin durdurulamaması için îcat edilmiştir. Artık öyle bir hâle gelmiştir ki, kötü yönetime isyân etmesi gereken halk kendini bile koruyamazken o yönetimi korumaya çalışır.

Şimdi; İslâm entelektüelleri (âlimleri değil, çünkü onların yorumları zâten belli) bu darbeyi İslâm’i açıdan nasıl yorumlayacaklar?. Demokrasi-merkezli mi İslâm-merkezli mi?. İslâm’ın bir “darbe fıkhı” yok mudur?. Bu fıkha göre bu girişim nasıl okunmalıdır ve bu kalkışmaya nasıl bir yorum yapılmalıdır ve müslümanlar nasıl bir tavır takınmalıdırlar?. Takındıkları tavır İslâm’a uygun olmalı değil midir?.  

Eğer demokrasi kazanmışsa, “sistem” kazanmış demektir. İslâm-merkezli olmayan ve “İslâm-merkezli olana düşman olan” sistem. O hâlde İslâm hiç-bir zaman kaybetmeyeceğine göre, bu girişimde müslümanlar kaybetmiştir yine. Kazanan ise, her zaman olduğu gibi “sistem”dir. Yine  laik-seküler-liberâl-kapitâlist-konformist-demokratik-kemâlist ilkeler kazanmıştır. Sesini fazla çıkarmayan CHP kazanmıştır. Türkiye’nin güçlenmesini istemeyen dış odaklar kazanmıştır. Ve yine halk kaybetmiştir. Bir-zaman sonra görülecektir ki bu darbe girişiminin bir faturası olacaktır ki bu rakam belki de 200-250 milyar dolarları bulacaktır ve fatura yine halka çıkarılacaktır.  

Darbe girişiminin üç ayağının (dış güçler, Fetö ve bâzı laik subaylar) olduğu hemen ortaya çıkmakla birlikte aslında bu girişimin ana nedeninin, asker içindeki bir “çıkar çatışması” olduğu bellidir. Yâni ilk başta ordunun kendi içinde yaptığı bir darbe girişimidir bu. Askerin içinde oluşan fırkalaşmasının bir sonucudur bu girişim. Mâlûm cemaatin fırsat bekleyen yandaş subayları de bu girişime seve-seve destek olmuşlardır. Yaptığı yanlış politikalar nedeniyle milleti ikiye bölen iktidar, askeri de ikiye bölmüş ve ülkeyi zayıflatıp güçsüzleştirmiştir.

Bu kalkışma, laik, seküler ve kapitâlist demokratların, yine laik, seküler ve kapitâlist olan otokratlara karşı bir isyânıdır. Zîrâ mevcut iktidar her ne kadar demokrasiden bahsetse de, “de facto” olarak bir otokrasi sistemi mevcuttur Türkiye’de.

Evet; olan yine halka oldu ve ölen yine halk oldu. Tüm darbelerde olduğu gibi. Buna “halkın zaferi” demek trajikomik bir durumdur. Zîrâ çok yakın bir zaman sonra bunun ekonomik, siyâsi ve sosyâl faturaları halka çıkarılacaktır. Çünkü gerek siyâsiler için gerekse askerler için halk her zaman düşmandır.

En doğrusunu sâdece Allah bilir.

Hârûn Görmüş
Temmuz 2016










1 yorum:

  1. Yazı için teşekkürler ayrıca buyrun sitemi ziyaret edin
    http://islamguzelahlaktir.blogspot.com/

    YanıtlayınSil