1 Temmuz 2016 Cuma

Kur’ân Ölülere Okunmaz Mı?



“(Kur’ân,) Diri olanları uyarıp korkutmak ve kâfirlerin üzerine sözün hak olması için (indirilmiştir)” (Yâsin 70).

Âyetin de açıkça söylediği gibi; Kur’ân, dirileri uyarmak için, dolayısıyla dirilere yâni henüz ölmemiş olanlara okunmak için gönderilmiştir. Fakat “diri”den kastın ne olduğunu sorduğumuzda, bu “diri”lerin “biyolojik diriler” mi, yoksa “mânen diriler” mi olduğu sorusu da gündeme geliyor. Eğer dirilerden kasıt biyolojik diriler ise ve Kur’ân bunlara okunduğunda bir yararı olmayacaksa bu okuma boşuna bir okuma olmaz mı?. Kur’ân boşa okunacak bir kitap mıdır ki?. O hâlde Kur’ân’ın “diri”lerden kastı, “mânen diriler” olmalıdır. Zîrâ biyolojik olarak diri olmasına rağmen mânen ölü olanlara Kur’ân’ın bir yararı olmaz-olmuyor. Bu durumda Yâsin Sûresi 70. âyetinin bahsettiği diriler, “hatırlatmanın ve uyarmanın fayda verebileceği diriler” olmalıdır. Zâten mânen ölü olanlara Kur’ân’ın bir faydası olmayacağından, Kur’ân bir ayırım yapmamızı istiyor:

“Öğüt yararlı olacaksa öğüt ver” (A’lâ 9).

Âyete göre öğüt yâni Kur’ân, herkese değil, bâzılarına yarar verir. O hâlde Kur’ân, yararlı olacağı düşünülen dirilere okunmalıdır.

Peki ölmüş olanlara da okunur mu Kur’ân?. Meselâ şu âyetleri ele alalım:

“…Hem bana, hem anne ve babana şükret, dönüş yalnız banadır” (Lokman 14).

“Biz insana, anne ve babasına (karşı) güzelliği (ilke edinmesini) tavsiye ettik” (Ankebût 8).

“Rabbenâgfirlî ve li vâlideyye ve lil mu’minîne yevme yekûmul hisâb”. “Rabbimiz, hesâbın yapılacağı gün, beni, anne-babamı ve mü’minleri bağışla” (İbrâhim 41).

Peygamberimizden de şu hadis gelmiştir:

“Bir kul öldüğü zaman, amelinin sevâbı kesilir. Ancak (hayrın devamlı olması ve faydasının kesilmemesi sebebiyle) şu üç şeyin sevâbı kesilmez: Sadaka-i Câriye (müslümanların yararlanması için bir şeyi Allah rızâsı için vakfetmek gibi); faydalı ilim (insanlara Allah rızâsı için dînî ilimleri öğretmek veyâ bunun için kitap yazmak gibi); kendisine duâ eden hayırlı evlât (insan vefât ettikten sonra arkasında kendisine rahmet ve mağfiretle duâ eden birisini bıraktığı zaman, o evlâdın duâsı, yabancı bir kimsenin duâsından daha çok kabûle şâyandır)” (Müslim; hadis no:1631).

Görüldüğü gibi Kur’ân şu duâyı öğretiyor: “Rabbimiz, hesâbın yapılacağı gün, beni, anne-babamı ve mü’minleri bağışla” (İbrâhim 41). Bu duâ kimin için yapılıyor?. Sâdece diri olan yâni henüz ölmemiş ana-babalara mı?. Yoksa ölmüş olan ana-babalara mı?. Yada şöyle soralım: Anne-babası ölmüş olan kişilere bu âyetlerin söylediği ve emrettiği bir şey yok mu?. Bu âyetler anne-babası ölmüş olanları kapsamıyor mu?. Sâdece anne-babası hayatta olanlar mı ana-babalarına duâ edebilirler ve Kur’ân okuyabilirler?. Hele ki bu anne-babalar müşrik olmadığı bilinen insanlar ise. Kur’ân, müşriklere duâ edilmesini yasaklar, velev ki o müşrik kişi ana-babası yada çocuğu olsun:

“(Babacığım!) Sana selam olsun, ben senin için Rabbimden mağfiret dileyeceğim” (Meryem 47).

“Babamı bağışla, o gerçekten sapıklığa düşenlerdendir” (Şuârâ 86).

“Muhakkak ki ben senin için mağfiret dileyeceğim” (Mümtehine 4).

Aşağıdaki âyetler, kâfirler için mağfiret/af duâsının yapılmasının câiz olmadığına delâlet etmektedir:

“Şu muhakkak ki Allah kendisine şirk koşulmasını affetmez” (Nîsâ 48).

“Onlardan ölen hiç-bir kimsenin cenâze namazını kılma ve kabri başında duâ etmek üzere durma. Çünkü onlar Allah’ı ve Resûlünü tanımadılar ve yoldan çıkmış olarak öldüler” (Tevbe 84).

“Kâfir olarak ölüp de cehennemlik oldukları kendilerine belli olduktan sonra, akrabâ bile olsalar, müşriklerin affedilmelerini istemek, ne Peygamberin, ne de mü’minlerin yapacağı bir iş değildir” (Tevbe 113).

“İbrâhim’in, babası için af dilemesi, sırf ona yaptığı vaadi yerine getirmek için olmuştu. Fakat onun Allah düşmanı olduğu kendisine belli olunca, onunla ilgisini kesti. Gerçekten İbrâhim çok yumuşak huylu ve pek sabırlı idi” (Tevbe 114).

Üstteki âyetler, kişinin hayatta olan yada ölen anne-babası için eğer müşrik değillerse duâ etmeyi yasaklamıyor. Fakat onlar müşrikler ise bırakın duâ etmeyi, cenâze namazının kılınması yasaklandığı gibi, kabri başında bile bulunulmaması emrediliyor. Âyetler bir ayırım yapıyor; mü’min-müşrik ayrımı. “Müşrik ise duâ etme” diyor. Fakat buradan; “müşrik değilse duâ edebilirsin” anlamı da çıkıyor. Yâni ölmüş olanlar içinde duâ edilmemesi gerekenler, müşrik olarak ölenlerdir. Müşrik olmayanlara ise, -ister hayatta olsunlar isterse ölmüş olsunlar- duâ edilebileceğini yasaklayan bir emir yoktur ve tam tersine peygamberler tarafından ana-babaya edilen duâlar var. En bilineni her-gün namazlarda okunan İbrâhim Sûresi 41. âyettir.

Şimdi; ölen yakınlarımıza, anne-babamıza -müşrik değillerse- duâ edebiliyoruz. İyi de Kur’ân bize sâdece emir ve yasakları değil, duâ etmeyi de öğretiyor. Yâni Kur’ân’dan öğrendiğimiz ve üstte yazdığımız duâlarla ölmüş olan ana-babamıza, atalarımıza, yakınlarımıza duâ ediyoruz-edebiliriz. Fakat bu durumda onlara Kur’ân okumuş oluyoruz. Kur’ân’daki duâ âyetleri de Kur’ân’dır zîrâ. Onlara ettiğimiz duâlar Kur’ân’da var çünkü. O hâlde ölülere Kur’ân’daki duâlarla duâ ederek Kur’ân okunabiliyor.

Bir de “rûhuna Fâtiha okumak” denen bir uygulama vardır ki, kanımca bunda bir yanlışlık yoktur. Mustafa Öztürk, “ölülere Kur’ân okunması” hakkında şunları söyler:

“Dînî alandaki pek çok konuda geleneksel kabûllere olumsuz bakan çağdaş yaklaşımın duâ ve sevap niyetiyle Kur’ân okunması konusunda sıklıkla öne sürdüğü îtiraz gerekçelerinden biri, “Kur’ân duâ niyetiyle okunup ölülerin ruhlarına sevap bağışlanması gibi maksatlarla nâzil olmuş bir kelam değildir” şeklinde formüle edilir. “Kur’ân’ın ölülere değil, dirilere okunması gerektiği”ne ilişkin görüş çerçevesinde kimi zaman vecîze gibi dillendirilen gerekçelerden biri de, Yâsîn 36/70. âyetteki “diri olan kimseleri uyarman için…” ifâdesidir. Ancak Kur’ân’daki pek-çok âyette mü’minler “diri”, kâfirler ve müşrikler “ölü” diye nitelendirilir. Neml 27/80, Rûm 30/52 ve Fâtır 35/22 gibi âyetler dikkate alındığında “ölü” ve “ölülük” tâbirlerinin, “hak ve hakîkati idrâk yetisi körelmişlik hâli”ni ifâde ettiği anlaşılır. Dolayısıyla Yâsîn 36/70. âyette geçen “hayy”(diri) kelimesi de, istiâre yoluyla; “kemâl-i akıl, aklıselim ve sağduyu sâhibi kimse” anlamına gelir ve dolayısıyla “men kâne hayyen” (diri olan kimseler) ifâdesi bir teşbih-i beliğ olarak, “idrâki açık ve canlı kimse” gibi bir anlam içerir.

Başta Haşr 59/10 ve İbrâhim 14/41. âyetler olmak üzere Kur’ân’daki bir-çok âyette, müslümanların hem kendileri, hem anne-babaları, hem mü’minler ve hem de kendilerinden önce gelip geçen din kardeşleri için Allah’a duâ ettikleri ve hattâ bu minvâlde duâ etmeleri gerektiği bildirilir. Özellikle İbrâhim 14/41. ayetteki, “Rabbimiz, beni, ana-babamı kıyâmet günü mağfiret eyle” ifâdesi çok dikkat çekicidir. Bize göre bu âyet Allah’tan af ve mağfiret talebiyle Kur’ân okunmasının meşrûiyetine dâir en güçlü delillerden biridir. Kur’ân okumak sûretiyle Allah’tan talep edilen af ve mağfiretin karşılık bulup-bulmayacağı biz kulların bilebileceği bir şey değildir. Konunun bu tarafı hukûkullahla ilgilidir. Kur’ân tilâvetinin sevap olarak ölüye ulaşacağı yönündeki görüş, sonuçta engin ilâhî rahmete ilişkin bir ümit ve beklentinin yansımasıdır. Bu konuda başvurulan delil ise kıyastır. En’âm 6/12. âyette: “Rahmeti kendine ilke edindi” ve A’râf 7/156. ayette: “Rahmetim her şeyi kuşatmıştır” buyuran Cenâb-ı Hak, mü’min kullarına hitâben duâlara icâbet edeceğini de bildirdiğine göre, O’na yönelik en güzel duâ ve niyazların yine O’nun kelâmıyla yapılması kuşkusuz daha uygundur. Bize kendi kelâmında nasıl duâ edeceğimizi öğreten Cenâb-ı Hakk’ın duâ âyetlerini okuduğumuz zaman O’nun nezdinde karşılık bulacağı umulur”.

Bir de Allah yolunda ölenler yâni şehitler vardır ki, Allah onlara “ölüler” dememizi yasaklıyor:

“Ve sakın Allah yolunda öldürülenlere ‘ölüler’ demeyin; hayır onlar diridirler. Fakat siz bunun şuurunda değilsiniz” (Bakara 154).

“Allah yolunda öldürülenleri sakın ‘ölüler’ saymayın. Hayır, onlar, Rableri katında diridirler, rızıklanmaktadırlar” (Âl-i İmran 169).

Bu âyetlere göre Allah yolunda ölenler ölü değildirler, o hâlde diridirler. Bizim şuurunda olamayacağımız şekilde diridirler. Bu kişiler ölü olmadıklarına yâni diri olduklarına göre onlara Kur’ân okunabilir. Fakat bu kişiler aslında biyolojik olarak ölüdürler. Biyolojik olarak ölü olmalarına rağmen mânen diri (şehit) olanları Allah ölü saymıyor. Onların diri olduğunu söylendiğine ve Yâsin 70’e göre Kur’ân dirilere okunduğuna göre, o şehit olan dirilere -biyolojik olarak ölmüş olmalarına rağmen- Kur’ân okunabilir. Yâni onlara duâ edilebilir. Bu durumda; “biyolojik olarak ölmüş olanlara duâ edilebilir, yâni Kur’ân okunabilir, fakat mânen ölü olanlara ve müşriklere okunmaz” anlamı çıkıyor.

Duâ da âyettir ve Kur’ân’da yaklaşık 150 tâne duâ âyeti vardır. “Bu duâların-âyetlerin hepsi de mânen diri olan ölmüşlere yâni biyolojik olarak ölmüş olanlara okunabilir” sonucu çıkıyor. Fakat; Kur’ân bir “ölüler kitabı” değildir. Yerine göre ölülere duâ edilebilir yâni Kur’ân okunabilirse de, Kur’ân’ın asıl hedefi, Kur’ân’ı, madden ve mânen hayatta olanlara okuyup onları diriltmek ve onlarla Dünyâ’yı yeniden İslâm’laştırmaktır.

En doğrusunu sâdece Allah bilir

Hârûn Görmüş
Temmuz 2016













Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme