14 Ekim 2016 Cuma

Zamânın Değişmesiyle Ahkâm Da Değişir Mi?


“Müjde, dünyâ-hayâtında ve âhirette onlarındır. Allah’ın sözleri için değişiklik yoktur. İşte büyük ‘kurtuluş ve mutluluk’ budur” (Yûnus 64).

Kur’ân bir anayasa kitabıdır ve ana-konular dışındaki “teferruat” cinsinden olan konular için yapılan kânun ve kurallar da bu anayasaya göre yapılmalıdır. Ancak önemsiz ve kişilerin özel durumlarına göre bâzı örfî-insâni olan farklı uygulamalar da yapılabilir ki Kur’ân bunun da örneğini vermiştir. Özellikle kadın-erkek, karı-koca, iş-ortaklığı gibi konularda, karşılıklı rızâya dayanan ama yine Kur’ân’a aykırı olmayacak uygulamalar için izin verilmiştir. Meselâ çocuğun sütten kesilmesi, çocuğu süt-anneye emzirtmek, mehrin -anlaşma yapıldıktan sonra bile- oranının değiştirilmesi vb. gibi.

 Zaman bir “belirleyici” değildir. Çünkü zamânı da Allah yaratmıştır ve bu nedenle zamânın bir hükmü olamaz. “Yaratıcı” varken yaratılmışa göre bir düzenleme yapmak ne kadar da ahmakçadır. Zâten yapıldığında yanlış bir uygulama olacağından, yakın-uzak vâdede mutlakâ olumsuz bir durum ortaya çıkar.   

Mecelle’nin otuz dokuzuncu maddesinde: “Ezmânın tagayyürü ile ahkâmın tagayyürü inkâr olunamaz” yâni; “zaman değişmesi ile hükümlerin değişmesi inkâr olunamaz” denilerek, zamân özne, ahkâm ise nesne durumuna düşürülmüştür. Bu söz “Mecelle’nin ayıbı”dır.

İslâm’da “yasama”yı insanlar yapamaz. İnsanlar sâdece, Kur’ân anayasasına uygun olan ve aykırı olmayan bir “yargılama” ve yine anayasaya tam uygun olan “yürütme” yapabilirler. İnsanların görevi, bir anayasa olan “Kur’ân’ı hayatta uygulamak”tır çünkü.

İslâm’da, yukarıda saydığımız; emzirme ve mehir gibi konularda “karşılıklı rızâya dayanan” bâzı işlerde uzlaşma yapılmasına izin verilse de, kamusal alanda ve çok önemli olan ticâret gibi konularda, -karşılıklı rızâ ile de olsa- bir işin yapılmasına izin verilmez:    

“Siz ey îmâna ermiş olanlar!. Birbirinizin mallarını haksız yollarla -karşılıklı rızâya dayanan ticâret yoluyla da olsa- hebâ etmeyin (yemeyin) ve birbirinizi mahvetmeyin; zîrâ Allah, sizin için bir rahmet kaynağıdır” (Nîsâ 29).

Zamânın değişmesiyle Allah’ın sâdece ahkâmında değil, hiç-bir yasasında değişme olmaz. Zîrâ Allah’ın sünnetinde (sünnetullah) değişme olmaz:

“(Bu,) daha önceden gelip-geçenler hakkında (uygulanan) Allah’ın sünnetidir. Allah’ın sünnetinde kesin olarak bir değişiklik bulamazsın” (Ahzâb 62).

Yine, Allah’ın yaratışında da bir değişme yoktur:

“Öyleyse sen yüzünü Allah’ı birleyen (bir hanif) olarak dîne, Allah’ın o fıtratına çevir; ki insanları bunun üzerine yaratmıştır. Allah’ın yaratışı için hiç-bir değiştirme yoktur. İşte dimdik ayakta duran din (budur). Ancak insanların çoğu bilmezler” (Rûm 30).

Eğer zamânın değişmesiyle ahkâm yâni hükümler de değişecekse, o hâlde zaman “özne”, hükümlerin-ahkâmın bulunduğu Kur’ân “nesne” olmuş olur. İyi de Kur’ân; bırakın zamâna uymayı, zamânı değiştirmeye ve belirlemeye gelmiş olan bir kitaptır. Kur’ân sâdece “gönüllerin inşâsı” için değil, kendi zamânındaki hayâtın ve her çağdaki hayâtın değiştiricisi ve belirleyicisi olmak için gönderilmiştir. Aksi-hâlde “târihsel bir kitap” olurdu. Hâlbuki Kur’ân ne sâdece târihseldir ne de sâdece modernisttir. Hayâtın her zamânında, her alanında, her yerinde ve her koşulda hayâta hâkim kılınmak için gönderilmiş olan apaçık bir kitaptır Kur’ân. Bu nedenle âyetleri sağlamlaştırılmıştır ve hükümleri de kesindir:

“Elif, Lâm, Râ. (Bu,) âyetleri muhkem kılınmış, sonra hüküm ve hikmet-sâhibi ve her-şeyden haberdar olan (Allah) tarafından ‘birer-birer (bölüm-bölüm) açıklanmış’ bir Kitap’tır” (Hûd 1).

Kitabın bir-kısmı muhkem yâni kesin, diğer kısmı ise, mutlak-anlamını sâdece Allah’ın bileceği ve mü’milerin ise bunu onaylayacağı bir kitaptır. O hâlde kitabın yâni ahkâmın hangi bölümünü zamâna göre değiştireceksiniz?:

“Sana Kitabı indiren O’dur. O’ndan, Kitabın anası (temeli) olan bir kısım âyetler muhkem’dir; diğerleri ise müteşâbihtir. Kâlplerinde bir kayma olanlar, fitne çıkarmak ve olmadık yorumlarını yapmak için ondan müteşâbih olanına uyarlar. Oysa onun te’vilini Allah’tan başkası bilmez. İlimde derinleşenler ise: ‘Biz ona inandık, tümü Rabbimizin katındandır’ derler. Temiz akıl-sâhiplerinden başkası öğüt alıp-düşünmez” (Âl-i İmran 7).

“Allah, müteşâbih (benzeşmeli), ikişerli bir kitap olarak sözün en güzelini indirdi. Rablerine karşı içleri titreyerek-korkanların O’ndan derileri ürperir. Sonra onların derileri ve kâlpleri Allah’ın zikrine (karşı) yumuşar-yatışır. İşte bu, Allah’ın yol göstermesidir, onunla dilediğini hidâyete erdirir. Allah kimi saptırırsa, artık onun için bir yol gösterici yoktur” (Zümer 23).

Müteşâbih âyetler zâten âyetin de dediği gibi “sözün en güzeli”dirler. Onu sonsuz yorumların nesnesi hâline getirerek değiştirip güzelliğini bozmak yanlıştır. Âyetin dediği gibi, “onu sonsuz yorumların nesnesi yapmak, kâlplerinde bir kayma olanların bir fitne çıkarmak için ve olmadık yorumlarını yapmak için” ilgilendikleri âyetlerdir.

Kur’ân-bütünlüğüne aykırı olmayan kıyaslar yapılabilir ve bir sonuca ulaşılabilir belki, fakat zaman ne kadar değişirse-değişsin Kur’ân’a-ahkâma aykırı bir hüküm çıkarılamaz. İsterse konuyla ilgili hadisler de getirilsin, yine de fark etmez. Kur’ân’la açıkça çelişen “hadis” denen sözler, “uydurulmuş zırvalıklar”dan başka bir şey değildir. Bizim dayanağımız bu tarzdaki uydurma hadisler değil, Kur’ân ve Kur’ân’ın uygulama tarzı olan sünnettir ve sünneti anlatmak için söylenen hadislerdir. Meselâ Kur’ân; “fâiz alanlar-verenler, kendilerine Allah ve Peygamber tarafından açılmış bir savaşın olduğunu bilsinler” diyerek bir ültimatom verdiği hâlde; birileri de çıkıp; “fâiz Dünyâ’nın bir gerçeğidir” diyemez. Fâizin Dünyâ’nın belli bir zamânındaki gerçeği olması, fâizin şeytan-işi bir pislik olduğu gerçeğini değiştirmez.

Kırmızı ışıkta bekleme süresi yada kırmızı ışıkta geçme cezâsı gibi, İslâm’ın ana hükümlerine aykırı olmayan kurallar, yada hoşa giden yiyecekler, içecekler, giyecekler ve diğer kişisel beğenilerin konusu olan uygulamalar, “değişmeyen hükümler”in yâni ahkâmın alanına girmez tabî ki. Yine; aykırı olmayan kişisel beğeniler ile ilgili dayatmalar da yapılamaz. Meselâ kişiye, “ille de şu renkten giyin” yada, “Peygamber kabak yerdi, hadi sen de ye” denemez. (Zâten Peygamberimizin yediği “kabak” değil “acur” imiş. Zîrâ bâzı rivâyetlere göre Arabistan’da kabak yetişmiyormuş).

Peygamberimizin; “bir kurban-bayramı sonrası herkesin etlerini üç gün içinde dağıtmasını istemesi” rivâyeti vardır. Herkes de onu dinleyip etlerini dağıtmışlardır. Zîrâ bir kıtlık ve açlık durumu vardır. Fakat Peygamberimiz ertesi sene yine kurban-bayramında misâfir olduğu bir evde et istemiş ama ev-sâhibi; “onu dağıttık, sen geçen sene öyle söylemiştin” deyince Peygamberimiz; “ben geçen sene kıtlık durumundan dolayı öyle söylemiştim, şimdi öyle bir durum yok ki” demiştir. Yâni kurban kesmek emri ve ibâdeti değişmez ama etin dağıtım-şekli değişebilir. Fakat bu, ahkâmın değişmesi demek değildir, “uygulamanın değişmesi” demektir sâdece. Bir yıl önceki uygulamanın geçici bir uygulama olduğunu anlarız buradan.

O hâlde; zamânın değişmesiyle ahkâm değişmez ve değişmesi de mümkün değildir. Tam tersine; ahkâm, zamânı değiştirir. Ahkâm yada biz, “zamâna göre” değil, zaman “ahkâma ve o ahkâma uyanlara göre” değişmelidir. “Zaman size umuyorsa siz zamâna uyun” şeklinde “hadis” diye söylenen söz, modernlerin yada kâlbi bir-türlü İslâm’â ısınamayanların uydurduğu bir zırvadır.

Namaz her zaman aynı namazdır. Oruç, zekât, hac vd. de hep aynı olduğu gibi, ahkâm âyetleri ve diğer âyetler de hep aynı âyetlerdir ve kıyâmete kadar da değişmeden aynı kalacaktır.  

En doğrusunu sâdece Allah bilir.

Hârûn Görmüş
Ekim 2016














Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme