20 Ekim 2016 Perşembe

Riskofobi


“Onlar, gayba inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infâk ederler” (Bakara 3).

Âyet, gabya inananların dünyevî alanda kolay risk alabileceğini, bu nedenle de kolaylıkla mallarını infâk edebileceklerini söyler. Cimriler paralarını riske atamazlar. Cimriler Allah’ın emirleri konusunda da riske giremezler. En çok da infâk konusunda. Allah; “Size verdiklerimden infâk edin, Ben size karşılığını fazlasıyla veririm” demesine rağmen, “ya vermezse” düşüncesiyle riske edemiyorlar paralarını-mallarını. Hâlbuki riske edemedikleri malları onlara Allah vermişti. “O mallardan infâk edin diyor” ama infâk etmiyorlar. İnsanın hesâbı basit: 40 TL’den 1 TL’sini verirsem, geriye 39 TL kalır. Yâni para azalır. Fakat Allah’ın hesâbına göre 40 TL’den 1 TL çıkarsa geriye 400 TL kalır. İşte riskofobi’ye tutulmuş olanlar bu hesâbı anlayamazlar.

Riskofobi kavramını ben uydurdum. Başka biri kullanmış mı bilmiyorum. Riskofobi demek, “risk almaktan aşırı korkmak” anlamına geliyor. Bu fobiye yakalanmış olanlar hiç-bir riski alamazlar. Hattâ zamanla “risk” sözünden bile rahatsız olmaya başlarlar. Riskofobi en çok “gabya îmanla” açığa çıkar. Yâni gabya inanmak kişiye göre bir risktir. Şöyle derler: “ya yoksa”; yada “ya varsa”. Riskofobi, şüpheci bir insan çıkarır ortaya. Îmânın derecesi, gabya îman konusunun bir risk olup-olmadığını ortaya koyar. Eğer kişi îman ettikten sonra îmânına yaraşır sâlih ameller işlemiyorsa, zâten îmânı zayıftır ve bu yüzden şeytan ona sürekli olarak riskten bahsediyor demektir. Îman, amel demektir. Sâlih amele yöneltir. O hâlde gerçek îman riskten çok fazla etkilenmez ve kişi de riskofobiye tutulmaz. Bunun ispâtı da, îmânın sahih olduğunu gösteren amel-eylem hâlinde olmasıdır. Çünkü îmânı zayıf olanlara şeytan sürekli riskten bahseder ve artık kişide bir şüphe oluştuğu için zor olan hiç-bir şeyi yapmaz Allah için. Ona göre “belli değil”dir çünkü.

Bu kişiler müslüman olduğunu söylese de riskofobi nedeniyle namaz kılmaz, oruç tutmaz, hacca gitmez, zekat vermez, infâk etmez. Kısaca, yapılması gerekenleri yapmaz. Çünkü bunları “risk” olarak görür. Bu kişiler Allah için yapmadıklarını başkaları için de yapmayacaklarından, zamanla her-şeyden işkillenmeye başlarlar ve sürekli bir risk korkusu (riskofobi) içinde olarak yaşarlar. Hiç-bir şeyden emin olamazlar. Hayâtın her alanında bir şüphe, bir “acaba”, bir tatminsizlik içindedirler. En basit bir şey için bile karar veremezler. “Acaba riske mi atıyorum almakla-vermekle-söylemekle-yapmakla-etmekle” diye düşünürler. Tabi bu şekilde yaşayanlar mutsuz bir hayat sürerler. “Sanki göğe yükseliyormuş gibi sıkıntılı bir hayat yaşarlar”.

Bir rivâyete göre îmânından şüphe etmediğimiz sahabelerde de bir şüphe oluşmuş. Zaman-zaman kendilerine bir şüphe, bir vehim geliyormuş. Bunu Peygamberimize anlattıklarında Peygamberimiz; “bu duygu gidince îmânınızda bir eksilme oluyor mu?” diye sorunca, sahabelerden “hayır olmuyor” cevâbını alıyor ve “işte îman budur” diyor. Çünkü bu durum îmânın bir sınamasıdır. Şeytan vesvese veriyor ama güçlü bir îmâna sâhip olan sahabeler bu vesveseden etkilenmiyorlar. Îmanları sağlam duruyor. İşte bu tür îmanlar için bir “risk” yoktur. Zâten sahabeler de îmanlarına yaraşır amel-eylemde bulunmaya devâm ediyor.

Dünyâ, îman, Kur’ân ve âhiret, riske edilecek konular değildir. Yâni îman etmekle etmemek aynı değildir.

Risk, kişide bir şüphe oluşturur. Bu şüphe kişiyi bir iş yapmaktan yada o şeye îman etmekten vazgeçirebilir. Mekke müşrikleri, mevcut ekonomik düzenlerinin bozulmasından çok korkuyorlardı. Fakat bu uygulamaları ekonomik-ticâri anlamda adâletsiz bir durum meydana getirmişti. Peygamberimiz de bunu söyleyince ve Kur’ân, Allah’tan başka ilahlar olan putları yâni putlar üzerinden zenginleşenleri uyarmaya başlayınca, müşrikler Peygamberimize sözle ve eylemle karşı çıkmaya başladılar ve dinlerini yâni mevcut ekonomik durumlarını korumak için her türlü karşı çıkışı ortaya koydular. Çünkü büyük bir risk vardı. Zîrâ mallarının ellerinden çıkacağından korkuyorlardı. Diyorlardı ki:

“Dediler ki: ‘Eğer seninle birlikte hidâyete uyacak olursak, yerimizden (yurdumuzdan ve konumumuzdan) çekilip-kopartılırız’. Oysa biz onları, kendi katımızdan bir rızık olarak her-şeyin ürününün aktarılıp toplandığı, güvenli bir harem’de yerleşik kılmadık mı?. Fakat onların çoğu bilmiyorlar” (Kasas 57).

Fakat Allah onlara; “size bol nîmeti Ben verdim. Size, önemli bir kavşak-noktası olan Mekke Şehri’ni verdim. Sizi ticâri güvenliğe kavuşturdum ve siz de zenginleştiniz. Bâri bunun için vahyi ve Peygamberi dinleyin ve Bana ve Resûle îman edin. Çünkü şu-andaki mevcut durumunuz adâletsiz bir durumdur”. Bu, Kur’ân’da şöyle söylenir:

“(Hiç değilse kendilerini) Kureyş’i bir-araya getirip anlaştırdığı, yaz ve kış yolculuğunda onları (güvenliğe kavuşturduğu yada başkalarıyla) ısındırıp yakınlaştırdığı için, şu Ev’in (Kâbe) Rabbine kulluk etsinler; Ki O, kendilerini açlıktan (kurtarıp) doyuran ve korkudan güvenliğe kavuşturandır” (Kureyş 1-3).

İnsan riske meyilli olarak yaratılmıştır. Modern insan ise bırakın riski göze almayı, riskin sözünden bile tedirgin olup paniğe kapılıyor. Bu nedenle hiç-bir riske girmiyor. Riskofobi; korkak, ürkek, tembel, uyuşuk, a-sosyâl, keyfine-konforuna aşırı düşkün, düzensiz ve aşırı alıngan insanlar ortaya çıkardı. Çünkü riskofobiye tutulanlar insanlarla bir ilişki, bir arkadaşlık-dostluk kuramıyorlar. Zîrâ insanlara hiç güvenleri yoktur. Hattâ yolda karşılaştıkları bir tanıdıklarına, “acaba benden bir şey mi ister” düşüncesiyle yaklaşıyor ve bu yüzden a-normâl davranışlar ve hareketlerde bulunuyorlar. Riskofobi’ye tutulmuş olanlar, insanların hep onlar aleyhine düşündüklerini zannederler. Konuştukları kişiler sanki hep bir laf sokuyormuş gibi gelir onlara. Bu durum bir-zaman sonra şizofreniye bile dönüşebilir.  

Îman, “gabya îman”dır. Îmânı zayıf olanlar için meselâ âhirete îman etmek bir risktir. Fakat risk almadan herhangi bir işte başarıya ulaşılamayacağı gibi; îman konusunda da risk alınmadan ve o riskli îmânı bir-süre sonra sahih îmâna çevirmeden “güzel âkıbet”e kavuşulamaz. “Zafer”e ulaşılamaz.

Ticâret yâni alış-veriş de bir risktir. Hayat bir alış-veriş olduğundan, (çünkü hayâtı devâm ettiren nefes alıp-vermek de bir “alış-veriş”tir) risksiz bir dünyâ çok da anlamlı değildir.

Vivekananda:

“Hayânızda riskler alın. Eğer kazanırsanız lîderlik edersiniz. Eğer kaybederseniz rehberlik edersiniz” der.

Riskofobi modernizmin bir hastalığıdır. Modern insan hiç-bir şekilde risk almak istemiyor. Her-şeye çok kolay-yoldan ulaşmak istiyor. Buna; “her şeye kolayca ulaşanların” televizyonlardan reklâmı bolca yapılınca, herkes kendisinin de kolay-yoldan istediğine ulaşılabileceğini zannediyor ve risk alarak bir şey yap(a)mıyor. Böyle olunca da Dünyâ’ya ve âhirete yönelik işlerde başarılı olamıyor. Çünkü bu işlerde risk olduğundan ve bunlar çok da kolay işler olmadığından, kişi oturduğu yere çakılıp kalıyor, yeterince üstüne gidemiyor o işin. Bir “başarı-sistemi” olan modernizm, başarısızlığı çok aşırı bir şekilde cezâlandırıyor. Bu nedenle bir-kere başarısız olanlar artık kolay-kolay risk alamıyorlar. 

Kolay elde edilen fazla zevk vermez. Zor ve riskli olanlar daha çok tatmin edicidir. Ayrıca değeri de bilinir.

En doğrusunu sâdece Allah bilir.

Hârûn Görmüş
Ekim 2016

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme