12 Ekim 2016 Çarşamba

Modern Kölelik


“Gerçekten siz de, Allah’ın dışında taptıklarınız (kölelik ettikleriniz) da cehennemin odunusunuz, siz ona varacaksınız” (Enbiyâ 98).

 

Köle; “tutsak alınan”, “özgürlükten mahrûm olan”, “birinin emri altına kalmaya mecbûr kişi” anlamına gelmekle birlikte, “herhangi bir şeye aşırı bağlı olan” anlamına da gelir. Kölelik hemen-hemen insanlığın başlangıcından bêri uygulana-gelmiştir. Savaşlarda gâlip tarafın mağlûp taraftan kişileri ellerine geçirmeleriyle; atadan gelme-kalma kölelikle; borçlunun borcunu ödeyememesi nedeniyle vs. oluşur kölelik.  

 

Eskiden kölelik 4 türlü gerçekleşiyordu:

 

1-Bir yerden bir yere yolculuk yapan özgür insanların harâmilerce yakalanıp köleleştirilmesi sonucu.

2-Savaşta elde edilen esirler sonucu.

3-Babadan mîras kalan köleler sonucu.

4-Fâiz borcunu ödeyemeyen insanların köleleştirilmesi sonucu.

 

İlk defâ modernizm ile birlikte farklı bir kölelik türü oluştu. Bu kölelik eski zamanlarda olduğu gibi, bir efendinin çevresinden ayrılmamacasına olan bir kölelik değildir, fakat aslında o tarz bir kölelikten daha beterdir. Üstelik fakirlerin köleliği farklı, zenginlerin köleliği farklı, orta-direğin köleliği farklıdır. Modern kölelik, farklı-farklı kölelik şekillerinin olduğu ama aynı kişilere ve şeylere yapılan köleliktir. Bu kölelikte kadının köleliği farklı, erkeğinki farklıdır. Bu kölelik öyle bir köleliktir ki, kişi perçeminden yakalanmıştır. Bu kölelik, “sistemin köleliği”dir. Kişi ilk-başta göbeğinden, sonra da zihninden, kâlbinden, gözünden, elinden-ayağından, kulağından, burnundan ve cinsel organlarından bağlıdır sisteme. Diyebiliriz ki târih boyunca hiç-bir hayvana, modern insana takıldığı gibi bir “tasma” takılmamıştır. Târihte insan hiç-bir zaman, modern zamanlarda olduğu kadar kuşatılmamıştır.

 

Modern zamanlardaki kölelik, eski köleliklerden bin beter. Çünkü eski kölelik sâdece bir kişiye yada şeye yapılırken, şimdiki kölelik ise herkese ve her-şeye yapılan köleliktir. Eski kölelik kolaydı ve köleler de rahattı. Çünkü efendi, hem köleden faydalandığı için hem de toplum tarafından ayıplanıp îtibârının sarsılmaması için kölesine kalacak yer verir, yiyecek-içeceğini karşılar, giyindirip-kuşandırırdı. Üstelik bâzı kölelerin âileleri de olurdu ve efendi onların ihtiyaçlarını da aynı şekilde karşılardı. Yâni köle, işini iyi yaptığı zaman durumu çok da kötü değildi. Sâdece, bâzen efendisi sinirini ondan çıkarabilirdi ve onu döverdi. Bir de işin en ağır tarafı, kölenin alınıp-satılabiliyor oluşuydu ki herhâlde kölelerin en çok da zoruna giden buydu. Eski zamanların köleliğinde -olumlu anlamda- şöyle bir şey olabilirdi: Köle bir-şekilde köleliğini efendisinden satın alabilirdi ve efendisi “iyi” yada gösterişi seven bir efendiyse, kölesini iyiliğinden yada gösteriş yapmak için azâd edebilir ve köle özgür olabilirdi.

 

Ebu Lü’lü, Hz. Ömer’in kâtilidir. Dikkat edilirse bir köle devlet-başkanın yanına kadar bile rahatlıkla gelebiliyordu o zamanlar. Devlet-başkanları insanlara yakındılar çünkü. Yine Amir bin Fuheyr, Suffa’nın ilk öğrencisi ve ilk öğretmenidir. Ebu Bekir’in azatlı kölesidir bu kişi. Her-şeyi bırakın, İslâm döneminde bir köle ile yolculuğa çıkıldığında, efendi ile köle, bineğe yâni meselâ deveye sıra ile biniyorlardı, daha ötesi var mı?.

 

Fakat modern kölelik öyle değil. Bu kölelikte tek bir efendi yok. Bir-çok kişiye kölelik yapılmakta ve hattâ her-şeyin kölesi olunmaktadır. Hattâ ve hattâ sıkı bir bağlılıkla kölelik yapılmayan hemen-hemen bir-şey de yoktur. Bu kölelikte köleler birbirleri arasında; “yok ben daha iyi köleyim, yok sen daha iyi kölesin” tartışmaları bile yapabilmektedirler. Modern kölelik, başta şeytan ve tâğutlar olmak üzere; ideolojilere, lîderlere, şeyhlere, meşhûrlara, partilere-hiziplere, kadınlara-erkeklere, doğaya, hayvana ve en ilginci de cansız eşyâya yapılan köleliktir. Eşyâ, insanlık-târihinde “animizm” de dâhil bu derece ilahlaştırılmamış ve kendisine kölelik yapılmamıştır herhâlde. Ev-araba, giyim-kuşam, yeme-içme ve diğer eşyâlar ve modern zamanlarda da özellikle elektronik eşyâlar, her-şeye kölelik yapılır. İnsan mı onları kullanıyor, yoksa eşyâlar mı insanları kullanıyor belli değildir. Kim kimin aracı olmuş belli değil ve karışmış durumda. “Teknolojik kölelik” zâten insanı her yönden kuşatmıştır. İnsan îtibârını eşyâdan alıyor artık. En kaliteli eşyâya kim daha çok sâhipse o kişi toplumun en üstün kişisi sayılıyor ve kabûl ediliyor. Modern kölelikte bir-tek Allah’a kölelik yapılmıyor. Zâten kölelik yâni kulluk Allah’a has kılınmadığında, görünmeyen varlıklar da dâhil, Allah dışındaki her-şeye kölelik yapılır ve her-şeyin kölesi olunur. Modern zamanlarda Allah hâriç her-şey efendi, sâdece insan köledir. Kur’ân bu nedenle bizi uyararak şöyle der:

 

‘Hayır, artık (yalnızca) Allah’a kulluk et ve şükredenlerden ol!” (Zümer 66).

 

Âyette deniliyor ki, “sâdece Allah’a kulluk et ve sâdece O’na kulluk ettiğin için şükret”.

 

Ahmet Kalkan:

 

“İsimlendirilmiş ve kurumsallaşmış “kölelik”ten başka, her zaman-diliminde ve tabi günümüzde mevcut olan, fakat adı konmamış köle, câriye ve efendilik düzeni ve uygulaması vardır ki, bu klâsik kölelikten daha fecîdir, çünkü bu-tür kölenin beyni ve gönlü de esir alındığından, köleliğinin farkında bile değildir. Zâlim efendisine âşıktır bu gönüllü köle. Günümüzdeki insan çoğunluğunun rağbet ettiği ideolojiler, hep birer köle rejimidir. Komünizm ve sosyâlizm, başta mülkiyet-hakkı olmak üzere şahsî hürriyetlerin hemen hiç-birinin olmadığı, devletin ve komünist partisinin efendi, halkın da köle olduğu bir sistem değil midir?. Kapitâlizm, işçilerin kanını emen, halkı sömüren, paranın ve para-babası kapitâlistlerin efendi, vatandaşın köle olduğu bir sömürü düzeni değil midir?. Demokrasi adına oynanan oyunlar ve kandırmacalar, köleliğin yapısını değil, ancak şeklini değiştirmiştir. Demokrasi, gerçekten uygulanıyorsa, kölelerin efendilerini özgür bir şekilde seçtiği; Türkiye’deki gibi uygulanıyor gözüken yerlerde ise, köleleştirilenlerin efendilerini seçtiğini zannettiği bir yönetim tarzından başka nedir ki?. Demokratik rejimlere göre, özgürlüğün anlamı, kişinin efendisini seçme hakkıdır. Demokrasi ve hürriyet var; bireyler dilediği kimsenin kölesi olmakta serbesttir. Beşerî rejimler, yönlendirdikleri medya gibi sihirbaz değnekleri, direkt ve dolaylı yollardan kafa ve gönüllerini eğitip etkiledikleri halkları gönüllü köle hâline getirmişlerdir.

 

Nefsine, arzu ve hevâsına, istek ve zevklerine tutsak/köle olan yığınların durumu, kişilerin ne kadar özgür olduğu ve özgürlerse bu özgürlüğün insânî ve ölçülü bir hürriyet mi, hayvânî bir özgürlük mü olduğu değerlendirilmelidir. Başta futbol olmak üzere çeşitli spor dalları, müzik, moda, sinema, yabancı dil, batı kültürü, ideolojiler... hep köleleştirme araçlarıdır. Bireyler “homo-ekonomikus” hâline getirilmekte, kalabalıklar “tüketim toplumu”na dönüştürülmekte, yâni insan maddeye, eşyâya (dolayısıyla onları üreten ve satanlara) köle yapılmaktadır. Eşyâlar, teknolojik aygıtlar, televizyonlar, bilgisayarlar mı insana hizmet eden cansız kölelerdir, yoksa insan bu araçların mı kölesi durumundadır?. Bu soruya, insanların bunları elde etmek için nelere katlandıkları ve bunlara sâhip olduktan sonra bu âletlerin hayatlarını ne oranda değiştirdiği ve bunlar olmaksızın yapamayan tutsak hâline gelip-gelmediğinin tesbit edilmesiyle cevap verilebilir” der.

 

Modern kölelikte vahyin aydınlığında yürüyenler hâriç hiç-kimse köle olduğunu kabûl etmez ve köle olduğunun farkına varmaz. Tam-tersine “çok özgür” olduğunu zanneder insanlar. “Özgürlüğün kölesi” olmuşlardır ki bu özgürlük gerçek anlamda bir özgürlük de değildir. Modern özgürlük, “dinden-îmandan özgürlük”tür. Allah’tan-dinden-îmandan özgürleşince her-şeyin kölesi olunur.

 

Ölüye kölelik yapılır mı?. Ölüye de kölelik yapılır modernizmde. İslâm, ölülere yâni “ata”lara yapılan köleliği kaldırmak ve sâdece Allah’a kul-köle=Abdullah yapmaya gelmiştir insanı. Allah’a kul-köle olmak insanın onurunu düşürmez, yükseltir. Zîrâ bir-tek Allah, kendisine kulluk-kölelik-Abdullah’lık yapılmasını istismâr etmez ve ödüllendirir.   

 

Atasoy Müftüoğlu:

 

“İslâm’i özgürlüğe sâhip olmayanların, ontolojik özgürlüğe sâhip olmayanların, dünyevî başarılarla, maddî başarılar ve zenginliklerle, kazançlarla, iktidarlarla büyülenmeleri, seküler bağımlılık ve vesâyetin neden olduğu büyük inhirafla ilgilidir. Dünyevî başarılar, ekonomik başarılar, zenginlikler, şöhret ve iktidarlarla bütünleşen müslümanlar, İslâm’i bilginin, dilin, kavram ve kurumların referans ve meşrûiyet-kaynağı olmaktan çıkarılışını bir sorun olarak görmüyor, sözünü ettiğimiz büyük inhirâfı umursamıyor.

 

Hangi gerekçeye dayalı olursa-olsun, başkaları tarafından belirlenmek, başkalarına bağımlı hâle gelmek, insanı da, toplumu da alçaltır” der.

 

Modernizm sâdece zenginlik değil, kölelik de üretmek zorundadır. Üretmiştir de. Zengini fakirden korumak için de bir “orta-direk” meydana getirirler. “Fakiri oluşturmak” zorundadırlar, çünkü kölelere ihtiyaçları vardır. Köleler üzerinden hem zengin olurlar hem de keyif sürerler çünkü. Yoksullara “sözde yardımlar” yaparlar, bunun için kurumlar kurarlar ki böylece hem para aklarlar hem de kendilerinin zenginliklerinin reklâmını yaparlar, fakirlere de fakirliklerini hatırlatırlar.

 

Alış-veriş, kredi kartı, televizyon, bilgisayar, internet, cep telefonu, iş, para vs. tüm modern ürünler “modern efendiler”dir. Modernizmin tüm ürünlerine karşı alıştırılmak bir çeşit köleleştir(il)medir. İnsanlık-târihinde para hiç bu derece iktidâr olmamıştı. Kârun günümüze gelse, paraya bu kadar kölelik yaptıklarından dolayı insanları ayıplardı. Zîrâ paranın kulu-kölesi olmuş olan modern insan, Kârun’a rahmet okutmaktadır. Modernizmde kölelik yapılan en büyük ilah, 1’in sağ tarafında en çok “sıfır” olan paradır.

 

Modern kölelik-şekli batı’da gelişip Dünyâ’ya yayılmıştır-yayılmaktadır. Avrupa’nın çok övündüğü Rönesans-aydınlanma-sanâyi devrimi gibi zirve çağları, insanların köle olarak alınıp-satıldığı yıllardı. İslâm’da yoktur böyle bir kölelik ve zâten İslâm bu tür köleliği ve de her tür köleliği kaldırıp, insanı “sâdece Allah’a ‘kul’ etmek” yâni insanı “Abdullah” kılmak için gelmiştir. Kur’ân’ın amacı köleliği kaldırmaktır. Bunu yapmak için de bir-çok âyette gördüğümüz gibi “bahaneler” aramaktadır. Keffâret âyetleri ilk başta bir köle azâd emekten bahseder.

 

İnsan vazgeçemediği şeyin (mal-can) kölesi olur. “Âhirete îmân”ın yokluğu kişiyi Dünyâ’ya köle yapar. Âhiret bilinci olmadığı için kişi, gerektiğinde malından ve canından vazgeçemez. Cennet için köle olmayı kabûl etmeyenler şeytanın ve cehennemin kölesi olurlar.  

 

Mustafa İslamoğlu kölelik hakkında şunları söyler:

 

“İnsanları “konforun kulu” hâline getirdiler. Konforun kölesi yaptılar. Modernizm kadınları köleleştirmiştir, hem de özgürleştirme adına köleleştirmiştir. Köleliğini inkâr eden bir köleyi âzad edecek bir efendi yoktur. İslâm, tesettürü “kadın köleleştirilmesin” diye emretmiştir. Karanlığın kölesi değil efendisi ol!. Kur’ân’a köle olmak, cihana sultân olmaktan yeğdir. İnsan Allah’ın kölesi değil kuludur. İnsan Allah’ın kölesi değil halifesidir. Kölenin itaati zorunlu, kulun-halifenin itaati irâdidir. İnsanları gerçek özgürlüklerine ulaşmamaları için, yalancı özgürlüklerle kandırıyorlar, insanlar köle olduklarının farkında değiller. Zaman insanın öznesi olursa, insan da zamânın kölesi olur, “zaman sana uymuyorsa sen zamâna uy” lafına kanma!. Peygamberimiz, kölesi Enes’i bir-kere bile dövmemişti. Peygamberimizden önce kadınlar köleydi, bir metaydı, o cenneti onların ayakları altına serdi. Köle olarak yaşamaktansa, özgürlük uğruna savaşıp ölmek daha iyidir. Peygamberimiz asabiyeti yok etmek için zıt evlilikler yaptırırdı. Zenginlerin kızlarını kölelerle evlendirmiştir”.

 

Kölelik ile modern kölelik arasındaki fark, bir şey klâsik kölelere zorla yaptırılırken modern köleler seve-isteye yapmaktadırlar. Bu daha çok kadınlar üzerinde görülmektedir. Lâik, seküler, demokratik modern devletin sermâye yaparak genelevlerde çalıştırdığı kadınlar birer modern köledirler. Celaleddin Vatandaş modern kölelik hakkında şunları söyler:

 

“Son söylenecek sözü önden söylemek gerekirse, modem dünyâda kadın, târihte hiç olmadığı kadarıyla köledir; köledir ve daha da köleleşmek için her-şeyini ortaya koymakta bir sakınca görmemektedir. Bedeni ve bu bağlamda cinselliği ise en önemli sermâyesidir. Ticâri kazanç kaygısıyla hareket eden medya ise, kadının bu durumunu pekiştirmektedir. Kadın, çeşitli programlarda, yarışmalarda belli giyim biçimleri ile ön-plâna çıkarılmaktadır. Vahim olan şey, kadının cinselliğinin medya aracılığı ile pazarlanmasıdır. Bu pazarlıkta, karşımıza çıkan sömürü canavarı ise erkektir: Ve reklamlarda, manşetlerde, çekici güzel bir kadın vücûdunu sergilenirken görmek istemektedir.

 

Kölelik yasal olarak kalktı ve yasaklandı. Bu ise modem zamanlarda gerçekleşti. Modem kültürün pek gururlanarak ifâde ettiği üzere, insanlar artık kölelerin olmadığı bir dünyâda yaşıyorlar; bugünün dünyâsı herkesin özgür olduğu bir dünyâdır. Buna göre gerçekleşen değişim radikâl düzeydedir. Artık ayakları ve elleri zincirle bağlı bir şekilde bedeni köleleştirilmiş insanlar yok; istemediği hâlde efendisinin yatağına giren ve efendisinin cinsel fantezilerine araç olan kadınlar yok; savaşa efendisinin adına katılıp ölenler yok; efendisini eğlendirmek için aç aslanlarla savaşan, arenalarda birbirlerini parçalayan gladyatörler yok… Acaba gerçekten öyle mi?. Modernitenin her fırsatta dile getirmekten pek hoşlandığı üzere, modem zamanlarla birlikte kölelik gerçekten yok oldu mu?. İnsanlar, insanlık onurunu yok eden, aşağılayan kölelik belâsından kurtuldular mı?. Modernite, dinlerin yapamadığını yapıp, köleliği yeryüzünden silip attı mı?. Hayır!, maalesef hayır; kölelik yok olmadı, insanlık kölelik belâsından kurtulamadı. Dün farklı gerekçelerle ve rızâları olmadan bâzı insanlar köleleştirilirken, bugün de aynen köleleştiriliyorlar. Modernite insanlığı kölelikten kurtarmış değildir. Hattâ biçim ve niteliğiyle dünkünden farklı kölelik türleri üretmiştir.

 

Esasen modernite başta kadın konusu olmak üzere hemen-hemen diğer her konuda yaptığı gibi bir illüzyon gerçekleştirdi ve gerçekleştirmeye de devâm etmektedir. Kendisini modern olmayan zamanlarla karşılaştırıp olumlarken yaptığı oyunu kölelik üzerinden de sürdürmektedir. İnsanlığı kölelikten kurtardığı iddiâsıyla düşüncelerdeki konumunu yüceltme ve süsleme çabası içerisindedir. Bunu ise büyük oranda zihin inşâsı ve algı yönetimiyle gerçekleştirmektedir. Başarıyla yürüttüğü zihin inşâsı ve algı yönetimi operasyonlarıyla kölelik de dâhil diğer bir-çok konuda bugünün insanını bakan ama göremeyen konumuna düşürmüştür. İnsanlar bakıyorlar ama baktığını değil kendisinden istenileni görüyorlar. Kölelikle ilgili olarak modenite iki ayrı şey yaptı:

 

Öncelikle birincisi üzerinde durmak gerekirse; esâsen herkes her an ya çevresi yada medya üzerinden klasik biçimiyle varlığını sürdüren köleliğe her an bakıyor; hattâ o köleliğe bir şekilde destek bile veriyor; ama köleliğin yok olduğuna öyle inandırılmış durumdalar ki, baktıklarını görmüyor; baktıklarını olduğundan farklı algılıyorlar. Modernitenin bu konuda gerçekleştirdiği illüzyon öylesine başarılı bir illüzyondur ki, klâsik anlamıyla köle olanların bizzat kendileri bile, köleliğin olmadığı bir dünyâda yaşadıkları söylemine sözcülük yapar hâle gelmiş bulunuyorlar. Köle doğan ve ömrü boyu köle olmaya devâm edenler modernitenin özgürleştirici özelliklerinden gururla bahsediyorlar. Bunda ise modernite tarafından zihinlere kazınan bir anlayış, gerçekleştirilen illüzyondaki başarının en önemli faktörü olarak anlam kazanıyor. Modernitenin klâsik kölelikle ilgili olarak zihinlere kazıdığı görüntü, elleri ve ayakları zincirlerle bağlanmış kişilerin görüntüsüdür. Köle denildiğinde herkes otomatikman böylesi bir görüntüyü düşünüyor ve bugünün dünyâsına baktığında düşündüğünü göremeyince kölelik bitti zannediyor. Hâlbuki geçmişin köleliğinde herkes zincirlerle bağlı değildi. Hattâ zincirlerle bağlı olmak istisnâ bir durumdu. Eğer köleler sürekli zincirlerle bağlı olsalardı tarlada veya maden ocaklarında çalışamaz, evi temizleyemez, efendisinin isteklerine itaat edemezlerdi.

 

Modem zamanlardaki klasik biçimli kölelik ‘yoksulluk’ adı altında üzeri örtülüp gizlenmektedir. Kölelik ile yoksulluk iç-içe sokularak, köleliğin ağır olumsuzluğu yumuşatılmakta, yoksulluk ise bâzen hak edilen bâzen de geçici bir şeymiş gibi takdim edilerek zihinlerde meşrûlaştırılmaktadır. Hâlbuki bugün insanlığın önemli bir kısmı biyolojik anlamda bile hayâtını sürdüremeyecek kadar yoksullaştırılmış durumdadır. Bu yoksullukla da dünün kölelerinin dâhi sâhip olmadığı olumsuz yaşama koşullarını sürdürebilmenin çabası içerisinde yer almaktadırlar. Bugün Dünyâ’da 7 milyardan fazla insan yaşamaktadır ve FAO verilerine göre Dünyâ nüfûsunun yaklaşık %33’ü gıdâ güvencesinden yoksundur. Başka bir deyişle 2,4 milyar dolayında insan ya açtır yada açlıktan ölüm korkusu yaşamaktadır. Nüfûsun %14’ü ise kronik açlık yaşamaktadır. Yâni, aktif bir yaşam için gerekli  enerjiyi sağlayacak kadar gıdâ tüketememektedir. Her yıl yaklaşık olarak 18 milyon insan yoksulluğa bağlı sebeplerden dolayı çok erken yaşta ölmektedir. Bu rakam toplam insan ölümlerinin üçte birine eşittir. Her gün 34.000’i beş yaşın altında çocuklar olmak üzere 50.000 insan yoksulluğa bağlı sebeplerden dolayı ölmektedir. Bunun en önemli sebebi ise farklı görünümler altında efendi-köle ilişkinin sürüyor olmasıdır.

 

Bir sivil toplum örgütünün araştırma raporuna göre ise, Türkiye’de 55 ilde bulunan resmî genelevlerde çalışan kadın sayısı 3 bin, genelev hârici vesîkalı kadın sayısı 15 bin, gayrı resmî genelevlerde, randevu evlerinde, otellerde, sokaklarda çalıştırılan seks kölesi kadınlarının sayısı ise 100 binden fazla. Türkiye’deki seks kölelerinin 50 bini ise henüz çocuk yaşlarda”.

 

Asgarî ücret ve “mesâi saati” şeklinde çalışmak da bir çeşit köleliktir. Modern köleliktir bu. 8-5 çalışma şeklindeki bu kölelik şekli, “vardiya” denen sistem ile zirve yapmıştır. Eskiden köleler en azından geceleri rahattılar. Şimdiki kölelerin ne gecesi var ne de gündüzü.

 

İslâm’da köle edinmek sâdece “meydan savaşı”ndan alınan esirler şeklinde olabilir. Fakat bu esirlerin karşılıklı yada karşılıksız dağıtılması durumu da vardır. Bu durumu kınayanlar, günümüzdeki Guantanamo, Ebu Gureyb gibi yerlerde işkencelerle perişân bir şekilde yaşayanları görmezler de, İslâm’ın “himâye ettiği” esirlerin alınmasını eleştirir ve kınar durur. Unutulmasın ki, müslümanların “geçici kölelik uygulaması”, Ahmet Kalkan’ın dediği gibi; “esir kamplarının alternatifi”dir.

 

Sâdece Allah’a köle olanlar, bu Dünyâ’da hiç kimseye kölelik yapmadıkları gibi, âhirette cehennemin kölesi olmazlar. Takvâ sâhipleri âhirette de köle olmazlar. Çünkü cennette kölelik yoktur.

 

Modern kölelik, “özgürlük” olarak sunulan şeydir.

 

En doğrusunu sâdece Allah bilir.

 

Hârûn Görmüş

Ekim 2016

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme