12 Ekim 2016 Çarşamba

Cimrilik


“Allah’ın verdiklerinden cimrilik edenler, sakın bunun kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar; bilâkis bu, onların kötülüğünedir. Cimrilik yaptıkları şey, kıyâmet günü boyunlarına dolanacaktır. Göklerin ve yerin mirâsı Allah’ındır. Allah işlediklerinizden haberdardır” (Âl-i İmran 180).

 

Cimriliğin soyadı bencilliktir. Kişi bencil olmadıkça cimri de olamaz. Bu nedenle cimrilik ile bencillik birbirinin neden-sonucudur. Cimri olanlar paralarını-mallarını harcamaktan çekindikleri ve hattâ korktukları için sürekli olarak biriktirme yoluna düşerler. Fakat biriktirmenin de bir sonu yoktur ve belli bir miktar biriken mal da cimrilere az gelir ve “bitebilir” korkusu nedeniyle hiç-bir zaman cimriyi rahatlatacak bir miktar biriktirilemez:

 

“De ki: Eğer siz Rabbimin rahmet hazînelerine mâlik olsaydınız, bu durumda harcanıp tükenir endişesiyle gerçekten (cimrilik edip elinizde) tutardınız. İnsan pek cimridir” (İsrâ 100).

 

Cimrilik bir onmaz hastalıktır. Bu nedenle Peygamberimiz duâlarında sürekli olarak cimrilikten sakınmıştır:

 

“Allah’ım!. Âcizlikten, tembellikten, cimrilikten, korkaklıktan, ihtiyarlıktan ve kabir-azabından Sana sığınırım. Nefsimin sâhibi Sensin” (Neseî, 8/260).

 

Tabi “malınızı-mülkünüzü heder edin” demez Kur’ân. Dengeli bir harcamadan bahseder. İnfâk ise, “ihtiyaçtan fazla” olanı vermektir. Zekât da aslında kırkta-bire denk gelmez. Sahabenin de dediği gibi bu oran, “zekât-ı bâhil=cimrinin zekâtı”dır. Cimriler, zekâtın 1/40 olduğunu söyleyip dururlar. Fakat buna rağmen siz hiç malının kırkta-birini zekât olarak veren birini tanıyor musunuz?. Meselâ 400.000 lirası olup da bunun 10.000 lirasını zekât veren birini?. 40.000 lirası olup da 1.000 lirasını bile vermekte zorlanır cimri olanlar. 80 gram olmuş mu?, üzerinden bir sene geçmiş mi? vs. v.s. Her sene bu oran tartışılır durur. (Gerçi çok fazla da hatırlatılıp insanların morâlinin bozulmasına izin verilmez). Çünkü bu oran bile fazla gelir cimri olan insanoğluna. Sürekli sorup durur, “acaba bir yerlerden daha kırpabilir miyim” diye. Zâten bu psikoloji ile başkalarına da kendileri gibi cimri olmalarını tavsiye eder dururlar. Derler ki: “Zaman kötü, malını sıkı tut”. Bunun moderncesi ise “parada kalmak” şeklinde dile dökülür. “Bu zamanda parada kalcan âbi” söylemi motto hâline gelir. Tabi böyle olunca da ne zekâtın tam hakkını verirler ne de ihtiyaçtan fazlasını dağıtarak infâkın hakkını verirler:  

 

“Onlar ki hem kıskanır cimrilik ederler, hem de herkese cimrilik tavsiye ederler ve Allah’ın kendilerine fazlından verdiği şeyleri saklarlar. Biz de böyle nîmetleri gizleyen nankörlere hor ve rüsvâ edici bir azap hazırladık” (Nîsâ 37).

 

Cimrilik edilen mal harcanmadığı için çoğalır. Tabi bu, “Allah katında çoğalan bir mal” değildir. Bu nedenle cimrilikle çoğalan mal, mal-sâhibinin şımarmasına neden olur:

 

“Ancak cimrilik etmesi nedeniyle şımardı…” (Kasas 81). 

 

Bir paylaşma yada bir infâk çağrısı, cimri olanları çok rahatsız eder. Bu rahatsızlık ânında yüzlerine yansır. Allah için de olsa, Allah’ın onlara verdiğinden azıcığını bile geri veremezler bu yüzden:

 

“İşte sizler böylesiniz; Allah yolunda infâk etmeye çağrılıyorsunuz; buna rağmen bâzılarınız cimrilik ediyor. Kim cimrilik ederse, artık o, ancak kendi nefsine cimrilik eder. Allah ise, Ganiy (hiç-bir şeye ihtiyâcı olmayan)dır; fakir olan sizlersiniz” (Muhammed 38).

 

Cimriler şaka ile karışık cimri olduklarını sürekli hatırlatıp dururlar. Böylelikle karşıdaki kişiye: “Sakın benden para-mara isteme ha!” demeye getirirler. Zenginlik, yanında cimriliği de getirir:

 

“Onlara kendi bol ihsânından verince ise, onunla cimrilik yaptılar ve yüz çevirdiler; onlar böyle sırt dönenlerdir” (Tevbe 76).

 

Cimrilik bir îman-güven problemidir. Bir-türlü Allah’a boyun eğilemediğinin bir göstergesidir. Fakat bu tavır kişiyi zor bir hayata sokar:

 

“Kim cimrilik edip vermez, kendini zengin sayıp Hakka boyun eğmez, en güzeli de yalanlarsa, o da İlâhî kudret eliyle en zora yöneltilecektir” (Leyl 8-10).

 

Georg Simmel’e göre cimri, sâdece parayla ilgili bir tip değildir. Cimri, bir olanağa bütünüyle sâhip olmaktan tatmin olan, bundan neredeyse estetik bir haz alan ama o olanağı gerçekleştirmekle ilgili hiç-bir amacı olmayan, bunu hiç düşünmeyen kişidir. Cimri, paranın mümkün kıldığı hazların vaadi nedeniyle paranın câzibesine kapılmıştır; sâdece paraya sâhip olmaktan estetik hazza benzer bir haz alır. Savurgan, cimrinin zıttı gibi görünse de aslında cimriye benzeyen bir tiptir. Para ekonomisinde savurgan kişinin parasını anlamsızca etrâfa saçan bir kişi değil, parasını kendi şartlarına uymayan, yâni anlamsız şeyler satın almak için kullanan kişi olduğunu belirten Simmel, savurganın isrâfın verdiği haz nedeniyle metaların rasyonel değerlendirmesini yapmadığını belirtir. Cimri paraya sâhip olmaktan, savurgan ise parayı arzuladığı nesne için harcamaktan haz duyar; ama ikisi de paraya önem vermektedirler; çünkü Simmel’e göre paraya önem verilmemesi söz-konusu olursa parayı ‘saçıp savurmak’ da önemsiz olurdu. Simmel cimrinin de savurganın da doğasının temelde aynı olduğunu, ikisinin de değer hesabını reddettiğini belirtir. Savurgan bir nesneye sahip olduktan sonra o nesneye kayıtsızlaşmakta, cimri ise amaçlarından ferâgat edip sâdece araca yönelmekte ve kendisini doyum-öncesi anla sınırlamaktadır. Bu açıdan ikisi için de elde ettikleri her haz, aslâ tatmin edemeyecekleri başka bir haz duygusunu uyandırmaktadır.

 

Kur’ân’a göre insan, mala pek düşkün, onu çok seven ve çok cimri bir varlıktır. Kur’ân şöyle der: “De ki: ‘Eğer siz Rabbimin rahmet hazînelerine mâlik olsaydınız, bu durumda harcama endişesiyle gerçekten (cimrilik edip elinizde) tutardınız. İnsan pek cimridir” (İsrâ 100). Zâten zekat, mala olan aşırı bağımlılığı ortadan kaldırmak ve böylece insanı arındırarak cimrilikten kurtarmak ve korumak için vardır. Zîrâ aksi-hâlde mala olan aşırı tutku insan ile Allah arasında bir engel olur. Cimrilik, insanın Allah ile arasına malı-mülkü sokmasıdır.

 

Cimrilik, gerçek bir fakirliktir. Hattâ cimriler mala-mülke “gerçekten de ihtiyaçları olmadığı hâlde” fakirlerden daha çok ihtiyaç ve ihtirâs duyarlar.

 

“İhtiyaçtan arta-kalan mal” verildiğinde bir birikimin olması mümkün değildir. Bir ihtiyaç için değil de ihtiras için biriktirmek aynı-zamanda “cimrilik” etmek demektir. Cimrilik, güvensizliği de berâberinde getirir. Bu “güven yokluğu”, îmandaki bir zaafının netîcesidir. Dolayısı ile Allah’a ve âhiret-gününe güçlü îmânı olmayanlar cimrileşirler ve bu nedenle de mallarını hiç-bir zaman bir yerlerde kullan(a)mazlar. Onlar, sürekli bir birikimlerinin olmasını ve günden-güne o birikimin artmasını isterler. Hattâ bir nedenle o birikimde bir azalma olacak olsa çok rahatsız olurlar ve Dünyâ başlarına yıkılır. Onlar artık “biriktirdikleri” ve “cimrilik ettikleri” olmuşlardır. Cimrice biriktirdikleri onları yönetmekte ve gütmektedir. Mustafa İslamoğlu:

 

“En büyük “fahşâ” cimriliktir. Bütün cimriler fuhuş işlerler. İsrâf etmek, cimri olmak vs. ayıp olarak algılanmadıkça hiç-bir düzelme olmaz. Sevgide de cimrilik olur. “Anam-babam sana fedâ olsun yâ Resûlullah” demeyenin sevgisi cimri bir sevgidir” der.

 

Peygamberimiz cimrilik hakkında şunları söyler:

 

“Cimrilikle îman bir-arada bulunamaz” (İbn-i Hanbel, II, 256, 340) der.

 

 “Ebu Sâid el-Hudrî (radıyallahu anh) anlatıyor: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “İki haslet vardır ki bir mü’minde aslâ berâber bulunamaz: Cimrilik ve kötü ahlâk” (Tirmizî, Bir 41, (1963).

 

“İbnu Ömer anlatıyor: Bir-gün Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bize hitâb ederek şöyle buyurdular: ‘Sıkılık’ huyundan kaçının. Zîrâ sizden önce gelip-geçenler bu huy yüzünden helâk oldular. Şöyle ki: Bu huy onlara cimrilik emretti, onlar hemen cimrileşiverdiler, sıla-ı rahmi kesmelerini emretti, hemen sıla-ı rahmi kestiler, doğru yoldan çıkmayı (fücur) emretti, hemen doğru yoldan çıktılar” (Ebû Dâvud, Zekât: 46).

 

Peygamberimiz cimriliği bir zaaf olarak gördüğünden, cimrilere idârecilik vermemiştir. Yine Peygamberimiz, cimrilik sebebiyle geçmişte bâzı milletlerin helâk olduklarını şu sözleriyle bildirmiştir: “Cimrilikten sakının!. Çünkü cimrilik sizden öncekileri helâk etmiş; onları birbirinin kanlarını dökmeye, haramlarını helâl saymaya sevk-etmiştir” (Müslim, III, 1996).  

 

Yine Peygamberimiz: “Kahrolsun dinarın kulları!. Yok olsun, helâk olsun paranın kulları!. Onlar olmaz olsunlar!. Cimriler cennete giremez” der.

 

Mehmet Çelen:

 

“İnsanları cennete çağıran, herkese rahmet etmek üzere gönderilmiş bir Peygamber dâhi, bu kimselerin helâkini istemektedir. Çünkü bunların insanlık için ve iyilik adına yapabileceği hiç-bir şeyleri yoktur. Allah’ın kendilerine verdiği rızıkları, mal ve mülkleri sâdece kendileri ve âileleri için kullanırlar. Yine Allah’ın harcamasını istediği yerlerde harcamazlar. Yoksulları, yolda kalmışları, yetimleri, güçsüzleri ve zayıfları yedirip içirmezler, onlara yardım elini uzatmaz, gözetip kollamazlar” der.

 

Cimrilik ayıptır, günahtır ve hattâ suç da olması gerekir. Cimriliğin bu dünyâdaki cezâsı “kendi türünden bir cezâ” olarak “aşırı cimrilik” olur ve böyle olununca da cimri, cimrilik ettiği malından faydalanamamaktır.

 

Evet; cimrinin tek tasası kasasıdır. Tek kankası ise bankası.

 

En doğrusunu sâdece Allah bilir.

 

Hârûn Görmüş

Ekim 2016

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder