21 Ekim 2016 Cuma

Altı Vakit Namaz



“Gündüzün iki tarafında ve gecenin (gündüze) yakın saatlerinde namazı kıl. Şüphesiz iyilikler, kötülükleri giderir. Bu, öğüt alanlara bir öğüttür” (Hûd 114).

Bu âyet, 5 vakit namazdan bahseder ve namaz-vakitleri ile ilgili olan diğer âyetler, bu âyetin açılımıdır.

Gündüz kelimesi “gün” den gelir ve “gün” Güneş demektir. O hâlde gündüz, “Güneş’in olduğu zamanlar” anlamına gelir. Dolayısı ile “gündüzün iki tarafında” yâni “Güneş varken” kılınan namazlar, Öğle ve İkindi namazlarıdır. Zîrâ sâdece bu vakitlerde Güneş gözükür ve “gün-düz”, Güneş’in gözüktüğü zamandır. O hâlde bu âyetten ilk 2 vakit (Öğle-İkindi) namazı bulduk.

“Gecenin gündüze yakın saatleri” ise, Akşam, Yatsı ve Sabah namazlarıdır. Çünkü bu vakitler “gecenin zifiri karanlığının olmadığı” zamanlardır. Sabah ve Akşam vakitleri “aydınlığa yakın” vakitler olduğu için, “gündüze-Güneş’e yakın vakitler” olarak  görülüyor ama aslında Yatsı namazı vakti de “gündüze yakın” zamandır. Çünkü henüz zifiri karanlık oluşmamıştır Yatsı vakti girdiğinde. Abdulaziz Bayındır “gecenin gündüze yakın saatleri”nin açıklamasını şöyle yapar:

“Âyetin metninde, “yakınlık” anlamında olan zülfe’nin çoğulu zülef kelimesi vardır. Arapçada çoğul, en az üç şeyi gösterir. Âyetteki “gecenin zülfeleri”, gecenin gündüze yakın en az üç zamanıdır. Bunlar gündüzden işâret taşıyan Akşam, Yatsı ve Sabah namazlarıdır.

Gece üçe ayrılır; birinci bölümü, Akşam ve Yatsı namazlarının vaktidir. Güneş’in batmasıyla başlar ve karanlığın iyice çökmesine (ğaseku’l-leyl’e) kadar sürer. İkinci bölümü, teheccüd namazının vaktidir, ğaseku’l-leyl’den tan yerinin ağarmasına kadar sürer. Buna, “gecenin yarısı” veyâ “gecenin ortası” denir. Üçüncü bölüm ise, tan-yerinin ağarmasıyla başlayan Sabah namazının vaktidir. Bu andan îtibâren oruçlu için yasaklar başlar. Sabah namazı, Güneş’in doğmasına kadar kılınır.

Akşam namazı, Güneş’in batmasından, “batı ufkundaki “kızıllığın” kaybolmasına kadar” kılınır. Bundan sonra Yatsı namazının vakti girer. “Batı ufkundaki “beyazlığın” kaybolup havanın tam kararmasına kadar” devâm eder. Hava “tam kararınca” gecenin gündüze yakın birinci bölümü bitmiş olur”.

Yâni, Yatsı namazı vakti, hava “daha tam kararmadan” biten namazdır aslında. Sabaha kadar sürmez. Bu nedenle “gündüze yakın” olan namazdır. Henüz “zifiri karanlık” vakti girmediği için, gündüze yakındır. Gündüz, “gün” ile alâkalıdır ve Abdulaziz Bayındır’ın dediği gibi, henüz “batı ufkundaki beyazlık” kaybolmamıştır. Yâni bir ışık vardır ki, “ışık” demek “gün” demektir, Güneş demektir. Işığa yâni “gün”e yakınlık devâm etmektedir. Işık kaybolduğunda “gündüze yakınlık” da biter. Dolayısı ile buradan da 3 vakit (Akşam-Yatsı-Sabah) namazı bulduk ve 5 vakit namazın olduğunu sâdece Hûd 114. âyete bakarak gördük. Hattâ muhteşem bir belâgat ile, konunun anlaşılması için âyetin yarısı bile yetti.

Yatsı namazının Sabah namazı vaktine kadar sürebileceğini söyleyenler yanılmaktadırlar. Yatsı namazının bir vakti vardır ve bu süre, “batı ufkundaki “beyazlığın” kaybolduğu zamâna kadar”dır. Bu beyazlık kaybolduğunda Yatsı namazının vakti de geçmiş oluyor. Artık bundan sonra Teheccüd namazının vakti giriyor. Zâten bizim “altıncı vakit” dediğimiz de, Sabah namazı vaktine kadar süren “Teheccüd namazı-duâsı-okuması” vaktidir.

Yatsı namazının Sabah namazı vaktine kadar sürmediğinin delîli şu âyettir:

“Ey îman edenler!, sağ ellerinizin mâlik olduğu ile sizden olup da henüz erginlik çağına ermemiş olan (çocuk)lar, (odalarınıza girmek için şu) üç vakitte izin istesinler: Sabah namazından önce, öğleyin üstünüzü çıkardığınız vakit ve Yatsı namazından sonra. (Bu) üçü sizin için mahrem (vakitleri)dir…” (Nûr 58).

Âyette; “Sabah namazından önce” ve “Yatsı namazından sonra” deniyor. Çok basit bir mantıkla; eğer Yatsı namazı Sabah namazı vaktine kadar sürecek olsaydı, ikisi arasında “izin istenilecek” bir aralıktan bahsedil(e)mezdi. İmsaktan bir sâniye önce Yatsı namazını kılıp bitirdiğimde, kısa bir aralık bile olmayacağı için, “Yatsı namazından sonra” denilen zaman ne zamandır?. İzin alınacak zaman ne zamandır?. Bir aralık kalmıyor ve Nûr 58. âyet boşa çıkıyor. “Sabah namazı öncesi izni” için de geçerlidir bu mantık. Demek ki Yatsı namazının bir süresi vardır ve en azından Sabah namazı arasında bir boşluğun olduğu anlaşılıyor. O hâlde tüm namazlarda olduğu gibi, Yatsı namazının vaktinin de bir sonu vardır ve bu “son” Sabah namazı vaktinin başlangıcı değil, “batı ufkundaki beyazlığın kaybolduğu vakit”tir Yatsı namazının bittiği zaman.

Yatsı namazı Sabah namazına kadar sürecek olursa, Yatsı namazının ardından “bir süre yattıktan sonra kalkıp kılınması gereken” Teheccüd-vitr namazı ne zaman kılınacak?. Çünkü Sabah namazından hemen önceye kadar kılınabileceği söylenen Yatsı namazı arasında “biraz uyuyup kalkılacak” bir zaman olmuyor.

Aslında sâdece gece ve gündüz vardır ve gündüz Güneş’in doğmasıyla başlayıp batmasıyla biterken; gece ise, akşam ile başlar, sabaha kadar sürer. Akşam, geceden ayrı değildir:

“Kararmaya ilk başladığı zaman geceye andolsun"!” (Tekvir 17).

İmam Şâfii: “Yatsının son vakti, gecenin birinci üçte-biri geçinceye kadardır. Gecenin bu bölümü geçince namazın vakti geçer. Nebi sallâllahu aleyhi ve sellemden rivâyetlerin hepsi, bu vakitten sonra vaktin çıktığı dışında bir şeyi göstermez” (Şâfiî, Muhammed b. İdris, el-Um, Beyrut 1393/1973, c. I, s. 74) der.

5 vakti gösteren ve emreden Hûd Sûresi 114. âyetin açılımı şu âyetlerdir:

“Güneşin sarkmasından gecenin kararmasına kadar namazı kıl, fecir vakti (namazda okunan) Kur’ân’ı, işte o, şâhid olunandır” (İsrâ 78).

Bu âyetler, Akşam, Yatsı ve Sabah namazı vakitlerini gösterir ve vakitleri farklı ifâdelerle ortaya koyar. “Güneş’in sarkmasından gecenin kararmasına kadar” kılınan namazlar, Akşam ve Yatsı namazlarıdır. “Fecir vakti” denilen zamanda da, Sabah namazının kılındığı vakittir.

“Şu hâlde onların söylediklerine karşı sabırlı ol, Güneş’in doğuşundan ve batışından önce Rabbini hamd ile tesbih et (yücelt). Gecenin bir bölümünde ve gündüzün uçlarında da tesbihte bulun ki hoşnut olabilesin” (Tâ-hâ 130).

Bu âyet de; “Güneş’in doğmasından önce” diyerek Sabah namazını; “Güneş’in “tam olarak batması”ndan önce” diyerek Akşam ve Yatsı namazlarını; “gündüzün uçlarında” diyerek de Öğlen ve İkindi namazları belirtir. Âyetin “tesbih et” şeklinde söylenmesi, “namazdan ayrı bir tesbih etme” değildir. “Namazdan sonra tesbih etme”dir. Tesbih etme, “tesbih çekme” değil, Allah’ın “subhan” olduğunu söyleme-düşünme-anma demektir. “Subhânallah” demektir. Allah’ın noksanlıktan münezzeh olduğunu tekrâr-tekrâr dile getirme, söyleme ve anlatma demektir. Bu bir zikirdir. Zâten bu zikrin namazdan sonra yapılacağını Nîsâ 103. âyet de söylüyor:

“Namazı bitirdiğinizde, Allah’ı ayaktayken, otururken ve yan yatarken zikredin. Artık güvenliğe kavuşursanız namazı dosdoğru kılın. Çünkü namaz, mü’minler üzerinde vakitleri belirlenmiş bir farzdır” (Nîsâ 103).

Namazdan sonra Allah’ın “subhan” olduğunu söylemek yâni O’nu tesbih etmek, sâdece savaş-zamânı yapılması gereken bir-şey değildir tabî ki. Tüm namazlardan sonra yapılabilir. Dolayısı ile “tesbih”, “namazdan sonra” yapılır.

“Öyleyse akşama girdiğiniz vakit de, sabaha erdiğiniz vakit de Allah’ı tesbih edip (yüceltin). Hamd O’nundur; göklerde ve yerde, günün sonunda ve öğleye erdiğiniz vakit de” (Rûm 17-18).

Bu âyette de; “akşama girdiğiniz vakit” diyerek Akşam ve Yatsı namazını, “sabaha erdiğiniz vakit de” diyerek, Sabah namazını; “günün sonunda ve öğleye erdiğiniz vakit de” diyerek İkindi ve Öğle namazını emredilmiştir. 5 vakit namazın açılımı bu şekildedir.

“Namazları ve orta-namazını (üstlerine düşerek, titizlik göstererek) koruyun ve Allah’a gönülden boyun eğiciler olarak (namaza) durun” (Bakara 238).

Âyet “orta namaz”dan bahseder ki bu namaz “Öğle namazı”dır. Orta-namaz için; “orta-namazı koruyun” denir. Neden sâdece bu namaz için “korumak”tan bahsedilir?. Çünkü Öğle namazı vakti, “kaylûle uykusu”nun da vaktidir ve müslümanlar “kaylûle” için yattıklarında uyuyup kalıyorlar ve Öğle namazı vakti çıkıveriyordu. Uyandıklarında vaktin geçmiş olduğunu görüyorlardı ve bu durum “namazın disiplini” açısından sorun teşkil ediyordu. İşte bunun için Allah, orta-namaz olan “Öğlen namazını, Kaylûleye dalıp da kaçırmayın” diyor. “Kum”, “kalkın” ifâdesi, “kaylûle uykusundan kalkın da namaza durun” anlamına gelir kanımızca. Ayrıca; “öğleyin üstünüzü çıkardığınız vakit” (Nûr 59) denir. İnsanlar üstlerini, uyumak için çıkarıyorlar tabî ki de. Aynen, Sabah namazından önce izin istenmesinin gerekçesinde olduğu gibi. “Orta namaz”, “günün ortasındaki” namazdır. (Allâh-u âlem).

5 vakit namaz açıklandı. Fakat bizim yazımızın konusu 6 vakit namazdır. Peki 6. vakit namaz hangisidir?. Bu namaz “Teheccüd Namazı”dır ve Teheccüd namazı “isteğe bağlı” kılınması gereken bir namaz değil, herkesin “farz olarak” kılması gereken bir namazdır. Bu namazın ayırıcı özelliği, vaktinin kişiye göre değişebilmesi serbestisidir:

“Ey örtüsüne bürünen!, az bir kısmı hâriç olmak üzere, geceleyin kalk: (Gecenin) Yarısı kadar. Yada ondan biraz eksilt. Veyâ üzerine ilâve et. Ve Kur’ân’ı belli bir düzen içinde (tertil üzere) oku. Gerçekten senin üzerine ‘oldukça ağır’ bir söz (vahy) bırakacağız. Doğrusu gece-neşesi (gece ibâdeti, insanın iç-dünyâsında uyandırdığı) etki bakımından daha kuvvetli, okumak bakımından daha sağlamdır. Çünkü gündüz, senin için uzun uğraşılar vardır. Rabbinin ismini zikret ve her-şeyden kendini çekerek yalnızca O’na yönel” (Müzzemmil 1-8).

“Gerçekten Rabbin, senin gecenin üçte ikisinden biraz eksiğinde, yarısında ve üçte birinde (namaz için) kalktığını bilir; seninle birlikte olanlardan bir topluluğun da (böyle yaptığını bilir). Geceyi ve gündüzü Allah takdir eder. Sizin bunu sayamayacağınızı bildi, böylece tevbenizi (O’na dönüşünüzü) kabûl etti. Şu hâlde Kur’ân’dan kolay geleni okuyun. Allah sizden hastalar olduğunu, başkalarının Allah’ın fazlından aramak için yeryüzünde gezip-dolaşacaklarını ve diğerlerinin Allah yolunda çarpışacaklarını bilmiştir. Öyleyse ondan (Kur’ân’dan) kolay geleni okuyun. Namazı dosdoğru kılın, zekatı verin ve Allah’a güzel bir borç verin. Hayır olarak kendi nefisleriniz için önceden takdim ettiğiniz şeyleri daha hayırlı ve daha büyük bir ecir (karşılık) olarak Allah katında bulursunuz. Allah’tan mağfiret dileyin. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir” (Müzzemmil 20).

“Gecenin bir kısmında kalk, sana âit nâfile (ilâve) olarak onunla (Kur’ân’la) namaz kıl. Umulur ki Rabbin seni övülmüş bir makâma ulaştırır” (İsrâ 79)

“Bizim âyetlerimize, ancak kendilerine hatırlatıldığı zaman, hemen secdeye kapananlar, Rablerini hamd ile tesbih edenler ve büyüklük taslamayan (müstekbir olmayan)lar îman eder. Onların yanları (gece-namazına kalkmak için) yataklarından uzaklaşır. Rablerine korku ve umutla duâ ederler ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infâk ederler” (Secde 15-16).

“Yoksa o, gece saatinde kalkıp da secde ederek ve kıyâma durarak gönülden itaat (ibâdet) eden, âhiretten sakınan ve Rabbinin rahmetini umud eden (gibi) midir?. De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?. Şüphesiz, temiz akıl-sâhipleri öğüt alıp-düşünürler” (Zümer 9).

Biz namazlarımızın ayrıntılarını Peygamberimizden öğrendik. Fakat niçin Teheccüd namazının ayrıntısını da ondan öğrenmiyoruz?. 5 vakit namazı Peygamberimize bakarak öğrendik ve kılıyoruz. Onun kıldığı 6. vakit olan Teheccüd namazını niye “o kıldığı için” kılmıyoruz?. “Sana âit” denince ne anlamalıyız ki?. Sâdece 1.400 yıl önce yaşayan Hz. Muhammed’e midir bu hitâp ve emir?. Bu hitâp ve emir sâdece Peygamberimize ise, şimdi ne oldu?, âyet ve âyetler nesh mi oldu yâni?. Tabî ki de hayır. Âyet şimdi de bize hitâp ve emrediyor ve “Teheccüd için kalk ve namaz kıl, Kur’ân oku” diyor. Aksi-hâlde tüm Kur’ân Peygamberimize indirildiğine göre Kur’ân’ın hiç-bir âyeti bize hitâp etmiyor demektir. Hayır!; Kur’ân’ın diğer tüm âyetleri gibi Teheccüd namazı ile ilgili âyetleri de bize hitâp ediyor ve Teheccüdü emrediyor. Görüldüğü gibi Teheccüdü emreden âyet bir tâne değil. Beş tâne âyet var Teheccüdden bahseden. Dolayısı ile “sana âit” denilirken, ben bu sözü kendi üstüme alırım. Çünkü Kur’ân sâdece târihsel olan bir metin değildir. Lafzı târihsel olsa da hitâbı ve emri tüm zamanlar içindir ve Kur’ân 1.400 yıl önce “sana” derken Peygamberimizi kastettiği gibi, şu-anda “sana” diyerek “beni” kastediyor ve “bana” sesleniyor. Tabi bu hitâp herkese olduğu için tüm ümmetin kastedilmesidir. “Bu namazı kendine âit kıl” diyor. “Teheccüdü kendi özel ilmî ve kalbî gelişimin için yap” anlamında yâni. Evet; Teheccüd namazı farz bir namazdır ve sâdece Peygamberimize değil, tüm ümmete ve tüm zamanlar için farzdır. Müzzemmil Sûresi’nde teheccüd namazını kısaltmanın kolaylığı, “hastalar, rızık peşinde koşanlar ve Allah yolunda savaşanlar” nedeniyledir. Yoksa keyfî bir şey değildir. Teheccüd namazı farzdır ve farz olduğu için cemaatle de kılınabilir. Zâten ilk-başta Peygamberimiz ve sahabe cemaatle kılıyorlardı.

“Onlardan sonra yerlerine öyle bir nesil geldi ki, namazı zâyi ettiler, şehvetlerine uydular. Onlar kötülük bulacaklardır” (Meryem 59).

Vitir namazı aslında 3 rekat değil, 1 rekatlık bir namazdır ki, teheccüd vakti kılınır. Birileri onu kolaylık olsun diye Yatsı namazının 2 rekatlık son sünnetinin ardına koymuş fakat yanlış yapmıştır. Vitir namazı tek rekattır ve Yatsı namazından sonra değil, Teheccüd namazı sırasında 1=”tek” rekat olarak kılınır. Hz. Âişe: “Hz. Peygamber (s.a.) namazı­na kısa iki rekâtla başlar, sonra virdini on bir rekât olarak tamamlardı. Her iki rekâtta bir selâm verirdi. Bir rekâtla da vitir kılardı” der. Başka bir rivâyette de: “Hz. Peygamber (s.a.), do­kuz rekât vitir kılar, sekizinci rekâtta otururdu. Ancak çok sayı­da ve güçlü hadislere göre vitir, bir rekâttır. Benim görüşüm de bu­dur” der. 

Peygamberimizin Teheccüd namazını 11, 9 ve 7 rekat kıldığına dâir rivâyetler vardır ve bu rivâyetlerin hepsi de doğrudur. Zîrâ Peygamberimiz 11, 9 ve 7 rekat olarak Teheccüd namazı kılmıştır. Fakat burada ilginç olan, rekatların sayısının hep tek-rekat olmalarıdır. Çünkü Peygamberimiz, 1 rekat olan Vitir namazını, kıldığı 10, 8 ve 6 rekatlardan sonra 1=tek-rekat olarak kılınca, 11, 9 ve 7 rekatlık Teheccüd namazı olmuştur. Teheccüd namazı, zamânı ve dolayısı ile rekat sayısı kişinin durumuna göre düzenlenebilir.

Ramazan Yılmaz Teheccüd namazı için şunları söyler:

“Kur’ân’da, bir-çok âyette, açıkça ortaya konulan altıncı vakit, gece (Vitir) namazıdır. Bugün, Kur’ân’ı anlamaktan ve ilimden yoksun, Kur’ân gerçeğinden habersiz şeytanın insan cinsinden bir-kaç yardımcısı, namaz vakitlerinin üç vakit olduğunu iddiâ ediyorlarsa da bunun Kur’ân’la, İslâm’la ve İslâm’i gerçeklerle hiç-bir ilgisi yoktur. Yüce Allah’ın kendisini râzı etmemizin ve kurtuluşumuzun vesîlesi saydığı ve örnek almamızı istediği en güzel örnek Hz. Muhammed(as), beş vakit üzerine fazla olarak emredilen Gece (Vitir) namazını ümmetine şöyle bildirmektedir:

“Allah size bir namaz daha fazladan ilâve etmiştir. Bu namaz da vitirdir. Vitir namazını yatsı ile sabah vakti doğuncaya kadar geçen zaman içinde kılın” (Sekiz sahabeden rivâyet edilen bu hadisi, Ebu Davud, Tirmizi ve ibn-i Mâce nakleder).

Resûlullah(as)’ın, “Allah size bir namaz daha fazladan, ilâve etmiştir” sözü, bu namazın, yüce Allah(cc) tarafından farz kılındığını gösterir. İlim-ehlinden bir-çok kimse, gece namazının farz bir namaz olduğunu kabûl etmiş ve bunu yazdıkları eserlerde belirtmişlerdir. Rahmetli Seyyid Kutup Gece (Vitir) namazı ile ilgili olarak Fizilâl’inde şu ifâdelere yer verir:

“Gecenin bir kısmında, uykuyu bırakarak gece namazı kıl. Bu senin için ayrı bir ibadettir” (İsrâ 79).

Gece namazı, gecenin ilk saatlerini uykuyla geçirdikten sonra kalkıp kılınan namazdır. (Bi hi) deki zamir Kur’ân’a râcidir. Çünkü Kur’ân namazın rûhu ve temelidir”.

Mevdûdi ise, Tefhimu’l Kur’ân’ında şu ifâdelere yer vermiştir.

“Teheccüdün sözlük anlamı, “uykuyu bölüp kalkmak”tır. Bu nedenle cümle ‘tehecciid namazı kıl’ diye tercüme edilmiştir, yâni “gecenin bir bölümü geçince uykudan kalk ve namaz kıl”. ‘Nâfile’ sözlükte ‘zorunlu görevin yanı-sıra yapılan bir şey’ anlamına gelir. Bu, Teheccüdün ‘beş vakit namazın dışında olduğunu gösterir”.

Elmalılı M. Hamdi Yazır da konuyla ilgili olarak, Hak Dîni Kur’ân Dili adlı tefsirinde, bir-çok görüşe yer verdikten ve bu farz ibâdetin, âyette belirtilen kimseler olan hasta, yolcu ve savaşta olanların durumunu inceledikten sonra gece-namazının onlardan bile kaldırılmadığını, ancak hafifletildiğini belirtir:

“Bundan böyle Kur’ân’dan kolay geleni okuyun”. Gece ibâdetinden, kıraatten büsbütün vazgeçin değil, asıl “gece kalk” emrinin hükmü kaldırılmıyor, yine ‘kalkın’ fakat gecenin yarısı veyâ daha azı veyâ daha çoğu miktarlarıyla ve uzun-uzadıya tertil üzere okumak kaydına bağlı olmadan, ‘Kur’ân’ ve ‘Kıraat’ denilebilmek şartıyla, ne kadar kolayınıza gelirse o kadar okuyun, o kadar gece ibâdeti yapın. İkincisi, emrin görünen mânâsı yine vücup yâni gereklilik içindir. Yâni gece-ibâdeti ve okuma yine farz, ancak, önceki gibi sayılmayacak şekilde çok olmak şart değil, kolayınıza geldiği kadar demektir”.

Önce beş, sonra altı vakit namaz. Kimi insanlar, Resûlullah(as)’ın bir Arâbi ile olan konuşmasını ileri sürerek, namaz vakitlerinin beş olduğunu iddiâ ederler.

“Hz. Peygamber( as)’a bir bedevi ‘benim üzerinde farz bir namaz var mıdır?’ diye sorduğunda: ‘Beş vakit namaz’ cevâbını vermiştir. Bedevi; ‘üzerimde bundan başka bir borç var mıdır?’ sorusunu tekrarlayınca Hz. Peygamber (as), ‘Hayır, ancak nâfile kılarsan bu müstesnâ” buyurmuştur” (Buhâri ve Müslim ittifâk etmişlerdir).

Şimdi bu hadis ile “Allah size bir namaz daha fazladan ilâve etmiştir...” hadisini karşılaştıracak olursak şu gerçek ortaya çıkar. Resûlullah(as) İsrâ 79. âyeti gelmeden önce beş vakit namazı söylemiş, İsrâ 79. âyeti gelince de ikinci hadisi söylemiştir. Bu iki hadis birbirini bütünleyen ve aralarında çelişki bulunmayan hadislerdir. Birinci hadisi kabûl edip ikincisini görmezlikten gelmek ciddiyetle, samîmiyetle ve müslümanlıkla bağdaşmaz. Müslüman olmak, hepsini objektif olarak görüp Kur’ânî olanlarını almayı gerektirir.

Evet, görüldüğü üzere âyetlerde altı vakit namaz bildirilmiş, Resûlullah(as) da buna uygun olarak namazlarını edâ etmiştir. Îman edenlere düşen sorumluluk, Kur’ân ve Sünnet gerçeğine îtirâz etmeden teslim olmaktır. Çünkü îman etmek bunu gerektirir”.

Teheccüdün farz olmadığını kabûl ettiğimizde, özellikle kış aylarında günün yarısı yâni yaklaşık 12 saati ibâdetsiz geçecek demektir. Bu kadar uzun bir zaman-dilimin ibâdetsiz yâni “Allah’sız” geçmesi İslâm’a da, sağ-duyuya da aykırıdır. Zîrâ insan bu kadar zaman boş bırakılmaya gelmez. İnsan, günün yarısına yakın bir zaman-dilimini ibâdetsiz olarak geçirdiği takdirde gafletten kurtulması söz-konusu olmayacaktır.

Evet, teheccüd bir “gece dirilişi”dir. Gecesini diriltemeyenler, gündüzlerini hiç diriltemezler. Sonuçta da bir “diriliş” gerçekleşmez.

En doğrusunu sâdece Allah bilir.

Hârûn Görmüş
Ekim 2016


Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme