16 Ağustos 2020 Pazar

Kıtaların Kayması (Pangea) Saçmalığı

 

“De ki: Gerçekten siz mi yeri iki günde yaratanı inkâr ediyor ve O’na bir-takım eşler kılıyorsunuz?. O, âlemlerin Rabbidir. Orada (yerde) onun üstünde sarsılmaz dağlar vâr etti, onda bereketler yarattı ve isteyip-arayanlar için eşit olmak üzere oradaki rızıkları dört günde takdir etti. Sonra, duman hâlinde olan göğe yöneldi; böylece ona ve yere dedi ki: ‘İsteyerek veyâ istemeyerek gelin’. İkisi de: ‘İsteyerek (İtaat ederek) geldik’ dediler. Böylece onları iki gün içinde yedi gök olarak tamamladı ve her bir göğe emrini vahyetti. Biz dünyâ göğünü de kandillerle süsleyip-donattık ve bir koruma (altına aldık). İşte bu, üstün ve güçlü olan, bilen (Allah)’ın takdiridir)” (Fussilet 9-12).

 

“Yaratmak bakımından siz mi daha güçlünüz yoksa gök mü?. (Allah) Onu binâ etti. Boyunu yükseltti, ona belli bir düzen verdi. Gecesini kararttı, kuşluğunu açığa-çıkardı. Bundan sonra yeryüzünü serip döşedi. Ondan da suyunu ve otlağını çıkardı. Dağlarını dikip-oturttu; Size ve hayvanlarınıza bir yarar (meta) olmak üzere” (Nâziât 27-33).

 

“Yada yeryüzünü bir karar yeri kılan, onun arasında ırmaklar vâr eden ve ona (yeryüzü için) sarsılmaz dağlar yaratan ve iki deniz arasında bir ara-engel (hâciz) koyan mı?. Allah ile berâber başka bir ilah mı?. Hayır onların çoğu bilmiyorlar” (Neml 61).

 

Allah’ın mûcizevî yaratmasını kabûl edemeyenler, kendilerine göre bir yaratılış ve oluş süreci ortaya koymak isterler ve bu uğurdu bir-çok teori (aslında hipotez) ortaya atarlar. Ortaya atılan bu hipotezler tutarsızlıklarla doludur ve zâten kısa bir süre sonra da yerini başka hipotezlere bırakırlar ve “hipotezler çöplüğü”ndeki yerlerini alırlar. Varlığın o ilk mûcizevî yaratılışının nasıllığı, insanın aklının havsalasının almayacağı bir yaratmadır. Onun nasıllığını ancak Allah bilebilir. Bize düşen ise, yaratılışa bakmak ve mevcut yaratılışın hârikalığı üzerinde düşünmek ve de şükretmektir. Yoksa bu yaratılışın nasıllığını boş yere açıklamaya kalkışmak değildir. Çünkü insana ancak, “ilk yaratılış”tan sonraki yaratılışın tekrâr eden yönüyle ilgili çalışabilir ve ancak bu çalışmalar içinde anlamlandırma yapabilir.     

 

Pangea Grekçe’de; “tüm, bütün, yekün” anlamlarına gelen “pan” ve yeryüzünü simgeleyen “ana tanrıça Gaia” sözcüklerinin birleşiminden oluşturulmuştur. Kavram ilk kez, “kıtasal sürüklenme kuramı”nı oluşturan Alfred Lothar Wegener tarafından 1912’de yayımlanan Kıtaların Doğuşu adlı kitabında öne sürülmüştür. Wegener; “vâr olan bütün kıtaların sürüklenmeden önce “urkontinet” adını verdiği tek bir süper-kıta biçiminde oldukları düşüncesi ortaya atmıştı.

 

Pangea, Levha Tektoniği yâni Kıta Kayması Teorisi, kıtaların hareket hâlinde olduğunu ve bugünkü durumunu böylece aldığını öne süren bir teoridir. Kıta kayması teorisine göre; Dünyâ çok eski zamanlarda tek bir kıtadan (ismi Pangea) oluşuyordu. 2. ve 3. zamanda bu kıta parçalanmış, günümüze kadar devâm eden süreçte kıtalar birbirinden uzaklaşarak günümüzdeki hâlini almışlardır. Günümüzde Kıtaların Kayması Teorisi geliştirilerek “Levha Tektoniği Kuramı” veyâ “Levha Tektoniği Teorisi” olarak anılır olmuştur. Bu kurama göre Dünya, 6’sı büyük toplam 13 levhadan meydana gelmektedir. Bu sözde teorinin delilleri olarak şunlar söylenir: “Bâzı kıtaların kenar (kıyı) şekillerinin diğer kıtalarınki ile uyuşuyor olması; şeklen uyuşan bu kısımlarda farklı kıtalarda benzer bitki ve hayvan türlerine rastlanması; benzer jeolojik yapıların ve toprak türlerinin görülmesi”. Fakat benzetmek istedikten sonra; “elma ile armudun bile kenarlarını birbirine uygun görüp, “zamânında bunlar birbirine bitişikmiş de sonradan ayrılmışlar” diyebilirsiniz. İkinci sözde delilde bahsedilen “benzer hayvan türlerinin diğer kıtalarda olması” konusunda şu soruyu sormak gerekir: “Afrika ile Asya bir zamanlar birbirine bitişik idiyse, Afrika Kıtası’nda bulunan hayvanlar neden Türkiye’de yok?”. Türkiye, her yerde zürâfaların, aslanların ve kaplanların olduğu bir yer değildir ki!. Kıtalar birbirine bitişik iken bu hayvanlar Türkiye’ye doğru niye gelmemişler?. Üçüncü delile cevâbımız ise, “aynı topraktan-taştan meydana gelen Dünyâ-karasında benzer jeolojik yapıların ve toprak türlerinin olmasından daha doğal bir şey olmaz”.   

 

225 milyon yıl önce ayrılmaya başlayan “Pangea” denilen tek parçadan oluşan süper-kıta, 500 milyon yıllık süreçte tekrar birleşmeyi öngörür. Yâni kıtalar sürekli gezer. Ayrılan kıtaların süreç içinde kendi içlerinde parçalara ayrılacağı da söylenir. Böylece kıtalar milyonlarca yıl sonra parça-parça olacak ve binlerce kara-parçası şeklinde dağılacaktır. Bakın bu düşünce, parçalamayı düşüncesinin temeline koyan modern-seküler ve Allah’sız düşüncenin bir izdüşümüdür. Çünkü modernite, her-şeyi bütünlüğünden koparma düşüncesinden yola çıkar ve yine o şekilde çalışır. Zâten ülkeleri de parçalayıp küçük lokmalara dönüştürmek tek hedefleridir. Modernler bütünlüğü kabul edemiyorlar. İnsan dâhil her-şeyi parçalamak onların dîni ve îmânıdır. Yeni bir sömürü çeşidinin temeli olan modernite, her-şeyi parçaladığında amacına ulaşabiliyor çünkü. Mikro düzeyde atomu parçalarlarken, Dünyâ düzeyinde de kıtaları parçalama düşüncesine kapılıyorlar. Dikkat edin!; hiç-bir zaman bütünlükten ve birleşmeden bahsetmezler. Zîrâ bu onların sonu olur. İşte bu nedenle parçalamak düşüncesi Pangea, sonra da Levha Tektoniği denilen zırvalığı ortaya çıkarmıştır.

 

Pangea Teorisi’ne göre Dünyâ tek bir süper-kıtayken şimdiki mevcut hâline aşağıdaki resimde olduğu gibi gelmiştir.. 

 

 


 

Peki tek bir kıta parçalanarak birbirinden uzaklaştığında, bu, “kıtaların kara-parçası olarak birbirinden koptuğu” anlamına da gelmiyor mu?. Ne yâni; o zaman Dünyâ’dan su bir-anda çekilse, yâni Dünyâ’da taştan-topraktan başka bir şey kalmasa, diğer gezegenler gibi tek bir parçadan müteşekkil bir Dünyâ parçası değil de, yâni, dipte birbirine bağlı olan ve tek bir parçadan oluşan bir gezegen değil de, ayrı-ayrı duran ve bir-çok parçadan oluşan bir Dünyâ mı görürüz?. O hâlde Dünyâ kıtalarını birbirine bağlayan şey nedir?. Su mu?. Dünyâ’nın taştan-topraktan oluşan parçası diğer gezegenler gibi tek bir parçadır ve yap-boz parçaları gibi bir-çok ayrı parçadan oluşmaz. Tek bir parça vardır ve su-küre ile hava-kürenin birleşmesiyle oluşan Dünyâ aslında temelde tam yuvarlak olmayan tek bir parçadan oluşur. Kıtaları ayrı-ayrı gibi gösteren şey, su ve hava-küredir. Dünyâ aslında su ve hava-küre ile yuvarlak görünür ama orijinâl ve tek bir bütün hâlinde, tam yuvarlak olmayan taştan-topraktan oluşmuş olan bir kütledir. Aynen diğer gezegenler gibi.  

 

Aslında bu teorinin herhangi bir sebep mekanizması olmadığı için bir-çok kişi tarafından reddedilmişti. Zîrâ sanki kağıttan gemi yüzdürülüyormuş gibi konuşuyorlardı. Denize doğru büyükçe bir toprak kütlesinin kayması bile büyük bir olayken, koca-koca kıtaların binlerce km. ötelere doğru gittiğini ve bu süreç içinde Dünyâ’nın dönüşüne, hareketlerine ve dağa-taşı bir şey olmadığını var saymak nasıl bir körlüktür?. İnsanlar bu saçmalığa nasıl inanabilmektedirler. Bir şeye inanmakta aşırı zorlanan modern insan, bu saçma-sapan teoriyi nasıl olur da mutlak ve kesin bir şeymiş gibi kabûl edebilir?.  

 

Kıtalar arasında tabî ki de aralıklar vardır ve bu Dünyâ’nın olması gereken yaratılış mûcizesidir. Fakat bu aralık belli bir mesâfe ile sınırlıdır ve “osilasyon” (salınım ile git-gel hareketi) yaparak bir hareketlenmede Dünyânın yapısını ve yeryüzünün bozulmasını önlediği gibi bizim de zarara uğramadan yaşamamızı sağlar. Allah’ın yaratılışı böyledir. Levha tektoniği denilen şey, kıtaların küçük çaplı salınımlarından başka bir şey değildir. Salınım yâni osilasyon; “herhangi bir ölçülebilenin, merkezî bir değere (genelde bir denge noktasına) göre veyâ iki yada daha fazla durum arasında genellikle zamâna göre tekrarlanan değişikliklere verilen ad”dır.

 

“Kıtalar zamanla birbirinden ayrılmış ve şimdiki duruma gelmiştir” derler. Oysa olan şey, kıtaların salınım (osilasyon) ile birbirleri arasında kısa ve belli mesâfelerde gel-git yapmalarından başkası değildir. Allah, kıtaları tek bir bütün hâlinde değil, deprem gibi etkenlerle zarar görülmemesi için çok-çok kısa mesâfede birbirlerinden ayrılıp geri yerine gelecek şekilde yaratmayı yapmıştır. Böylece mevcut kara-parçası parçalanmaktan ve zarar görmekten korunmuş olur. Tabi bu bir süreç içinde ve yavaş-yavaş olur. Bu dediğimiz şey aynen, vapurun iskeleye yanaştığında, iskeleye bir değmesi ve bir uzaklaşması şeklindeki kısa hareketi gibidir. 

 

Din-dışılığa çok yakın bir bilim-dalı olan Jeolojinin bir hipotezi olan Pangea Teorisi’nin deneyinin yapılması ve gözlemlenmesi de mümkün değildir.

 

Teori aslında çok basit fikirlere sâhiptir. 1909 yılında Alman jeofizikçisi olan Alfred Wegener’in araştırmaları sırasında, Atlantik sâhil şeridinin diğer kıtaların birbirleriyle olan sıra-dışı jeolojik benzerliğini fark etmiştir. Bu gözlem ile Wegener, bir zamanlar tüm kara-parçalarının tek-parça olduğunu, daha sonra okyanusların araya girmesiyle kıtaların ayrıldığını ortaya atmıştır. Wegener’in “Kıtaların Kayması Kuramı” geniş bir şekilde tartışma konusu olmuştur. Wegener, Grönland’ın Buzul Çağında Kuzey Avrupa ile birleşmiş olarak tek-parça olduğunu iddiâ etmiş ve Kuzey Atlantik’in yıl be yıl 30 metre açılmış olduğunu ifâde etmiştir. Kıtaların Kayması Kuramı; hem konu ve hem de köken olarak yabancı olması nedeniyle öncelikle jeologlar tarafından ve Harold Jeffreys gibi bilim-adamlarının “mantoda böyle bir hareketin olanaksızlığı” yönündeki îtirazları nedeniyle de jeofizikçiler tarafından genel olarak ciddiye alınmamıştır.

 

Pangea ayrıca, Evrim ve Big-Bang Teorileri’nin olmazsa-olmazı olan uzun zaman ihtiyâcına da çok değerli bir katkı yapar ve çok uzun zamanlardan bahseder. Jeolojiye göre Dünyâ’nın bu hâle gelmesi için “zorunlu bir süreç” yaşaması gerekir ki, “bugünkü yeryüzünün oluşması için milyonlarca yıl gerekmektedir” denir. Milyonlarca yılda neler olmaz ki(!).

 

Big-Bang Teorisi, Evrim Teorisi, Kâinâtın Genişleme Teorisi ve bunun gibi bir-çok teorinin çok uzun zaman dilimlerine olan ihtiyâcı hayâtidir. Çünkü “o kadar bir sürede illâ ki olur” düşüncesi açığa çıkar. İşte bu teori de milyonlarca yıllık zaman dilimlerine ihtiyaç duyar. Çünkü teoriye göre kıtaların sözde birbirlerinden ayrılması yılda sâdece 5 cm’lik bir mesâfedir. Böyle olunca da teorinin doğruluğu için uzun zamanlara ihtiyaç vardır. Modern teoriler her zaman uzun zamanlara ihtiyaç duyarlar. Aslında bu zihniyetin temelinde, “genç Dünyâ-kâinat” düşüncesi karşıtlığı vardır. Bu bağlamda milyonlarca hattâ milyarlarca yıldan bahsederler. Bu kadar uzun zaman dilimleri ise insanlara elbette Allah’ı unutturacak ve ortaya atılan teorilerin ilahlaştırılmasına sebep olacaktır. Şunu unutmayın ki modern anlamdaki hiç-bir teori saf bilimsel bir amaç taşımaz ve bilimi ve bilim-adamlarını destekleyen ve fonlayanlar, Dünyâ’yı ekonomik, siyâsal ve kültürel olarak kontrôl etmek isteyenlerdir. Bu kontrôlü sağlamak için yapmaları gereken şey, milyonlarca ve milyarlarca yıllık uzun zamanlardan bahseden teoriler hazırlamaları ve “bu kadar uzun zaman varsa ne din vardır ne de Allah” düşüncesini açığa çıkarmaktır. Böylece Allah’a olan bağlılık zayıflatıldığında, insanların bağlanacağı tek şey Dünyâ ve tüketim olacak ama bunun kaymağını da suyun başını tutmuş olanlar yiyecektir.  

 

Modern-bilimin bir-çok saçmalığı gibi bu teori de masa-başında çay-kahve içerken üretilen bir saçmalık ve hattâ zırvalıktır. Zâten jeoloji, %90 saçmalıklarla dolu olan bir sözde bilim-dalıdır ve büyük oranda masa-başı atmasyonlarından oluşur. Çünkü üzerinde çalıştığı konu idrâk edebileceği sonuca ulaşabileceği bir konu değildir. Jeoloji, Allah’ın sözünü iptâl edip, dünyevî sözü hâkim kılmak için modernizmin kudurduğu zamanlarda ortay çıkmıştır. Jeo=Dünyâ-yer, logos=kelam-söz demektir. Dünyâ kelâmı demektir. Fakat bu Dünyâ kelâmı, “sâdece Dünyâ kelâmı”dır.  

 

Modernite, ilerleme ve ilerlemeyle değişme düşüncesine dayanır. Pangea da, ilerleme düşüncesi bağlamında, kıtaların da mevcut duruma ilerleye-ilerleye geldiğinin izdüşümden başkası değildir.

 

Aslında bu teoriyi çürütecek tek kelime “niye?” kelimesidir. Meselâ şu-anda Dünyâ’nın coğrâfî şeklinde insanları zorlayan ve perişân eden bir sorun var mı?. Yok. O hâlde niçin değişsin?. Neden değişiyor?. Hiç-bir nedeni olmayan bir değişme mi bu?. Bu düşüncenin arkasında, “kendi-kendine olma” inancı yatmaktadır. “Allah’ın yaratması ve kontrôlü değil, kendi-kendinelik vardır” düşüncesi yatmaktadır. Asıl değişmesi gereken şey, böyle saçma-sapan bir teoriye inananların kafalarını değişmesidir.

 

Pangea ve Levha Tektoniği denilen ve kıtaların 225 milyon kadar önce tek bir süper-kıtayken parçalanıp birbirlerinden yılda yaklaşık 5 cm. uzaklaşarak zamanla mevcut Dünyâ’nın görünümünü kazanmasından bahseden bu teori, “modern bir masal” olmaktan öteye gidemez. Modernlerin böyle masallara ihtiyâcı vardır. Modern insan da ancak modern masallarla avutulur. Onlar ancak modern yalanlara inanır. Çünkü bu teorinin bahsettiği şey ancak resimlerde ve simülasyonlarda olur. Fakat Dünyâ’da hiç-bir zaman gerçeklememiştir ve gerçekleşmez de.

 

Olan şey kıtaların birbirinden uzaklaşması falan değildir. Olan şey sâdece “osilasyon” denilen salınım hareketidir. Bir sarkacın, bir salıngacın, durmadan yinelenen gidip-gelme devinimi gibi ileri-geri hareketlerdir. Doğru olan teori Pangea Levha Tektoniği denilen Kıtaların Kayması Teorisi değil, osilasyon-salınım ileri-geri giden kıta hareketleridir. Allah’ın yaratması buna uygundur. Osilasyonu gözlemleyenler, osilasyondan kaynaklanan geçici uzaklaşmaları “sürekli uzaklaşmalar” sanıyorlar. Bu aynen; Kâinâtın Genişleme Teorisi’nde olduğu gibidir. Genişleme Teorisi’nde, sürekli olarak galaksilerin birbirinden uzaklaşmaları değil, bir döngü nedeniyle uzaklaşıp-yakınlaşmalarının gözlemlenmesi söz-konusudur. Bir galaksinin diğer galaksiden döngü nedeniyle uzaklaşma aşamasında, “o uzaklaşmanın sürekli bir uzaklaşma” olduğunun sanılması ve yanılsamasıdır. Yâni hiç-bir şey kendi başına “aktif olarak” hareket edemez kâinatta, ancak küçük-kısa ve pasif hareketler olabilir ki o bile yaratmanın kuralı çerçevesinde meydana gelir.

 

Masa-başı teorilerinden bir teori olan (çünkü başka türlü olması imkânsızdır) bu teori de Evrim Teorisi’nin bir uzantısıdır. Evrim Teorisi’nin ihtiyaç duyduğu zamânı profesyonel bir şekilde üretmek çabasıdır. Bir kere insanın evriminden bahsedilince; kâinâtın evrimi Big-Bang, sonra da kıtaların evrimi Pangea’dan bahsedilmeye başlanması kaçınılmazdır. Pangea Teorisi de, “her-şeyde bir evrim görmek” ve “aslında her-şey kendi-kendine oluyor” düşüncesini ve inancını yaymak teorisidir. Fakat aslında olan şey şudur: “Allah ol der ve her-şey en ideâl şekilde bir-anda oluverir”. Bu oluş da öyle milyarlarca-milyonlarca yıl önce olan bir oluş değil, kısa bir zaman önce, “her-şeyin ol demekle bir-anda oluvermesi” şeklindeki bir oluştur

 

“O (Allah), gökleri ve yeri benzersiz yaratandır. O bir şeyi diledi mi ona sâdece; “ol” der, o da hemen oluverir" (En-âm 101).

 

“Gökleri ve yeri (bir örnek edinmeksizin) yaratandır. O, bir işin olmasına karar verirse ona yalnızca “OL” der, o da hemen oluverir” (Bakara 117).

 

Allah “ol” demekle her-şeyi en güzel şekilde yaratmıştır ve yaratmanın kuralı olarak varlığın küçük salınımlarından ve gözlemlediğimiz döngülerinden başka bir hareketi yoktur.

 

En doğrusunu sâdece Allah bilir.

 

Hârûn Görmüş

Temmuz 2020

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme