23 Ağustos 2020 Pazar

Kadın-Erkek Eşit(siz)liği Üzerine

 

“Allah’ın, bâzısını bâzısına “üstün” kılması ve onların kendi mallarından harcaması nedeniyle erkekler, kadınlar üzerinde koruyucu-yöneticidir (kavvâm)...” (Nisa 34).

 

Kadın-erkek eşitliği söylemi, modern hattâ post-modern bir söylemdir ve “feminizm sapıklığı” ile birlikte ortaya atılmıştır. Aslında feministler, “kadının erkekten üstün olduğunu” savunurlar ama bunu bir-anda ve direkt olarak söyleyemedikleri için -ki artık açıkça söylemeye başladılar-, “kadın-erkek eşittir” söylemini bir “ön söylem” olarak îcat edip dile getiriyorlar. Bu söylemin bir sonraki söylemi, “kadın erkekten üstündür” şeklindeki söylem olacaktır. Zâten söylem olarak çok açık olmasa da pratik hayatta, kadın erkekten üstün tutulmaya başlamıştır ve hattâ erkekler kadına bağımlı hâle getirilmeye çalışılmaktadır. Tabi bu aslında toplumda bir karşılık bulmamakta, kadına boğdurulmaya çalışılan erkek, kadına olan üstünlüğünü “başka” şekillerde göstermektedir. Hem de bu, ileri toplum, geri toplum meselesi de değildir. Kadına şiddetin ilk sırada olduğu ülke, bir Avrupa ülkesi olan Danimarka, ondan sonra da Finlandiya ve İsveç’tir.

 

Aslında erkeklerin kadınlardan, başta fizîki yapıları olmak üzere bir-çok üstün özelliklerle donatılarak yaratıldığını ve bunun bâriz bir şekilde görüldüğünü, erkeklerden çok kadınlar biliyor. Çünkü bu ayan-beyan görülebiliyor. Fakat kadınlar bunu feminizm ve liberâl-kapitâlist hareketler ve sistemlerin kışkırtmasıyla görmezden gelerek yok saymak istiyorlar. Sonuçta ise her zaman da kendileri zarar görüyor.

 

Erkeklerin kadınlara göre daha üstün özelliklere sâhip olduklarını tartışmak bile abestir. Apaçık olan bir şeyin tartışmasını yapmak ahmaklık olsa gerektir. Allah, erkekleri çeşitli nedenlerden dolayı kadınlara göre daha üstün özeliliklerle donatmıştır. Yâni erkekler üstünlüklerini sonradan kazanmamışlardır ki bunun bir rövanşı olsun ve kadınlar bir baskınla bunu tersine çevirsin. Allah, erkeği kadına göre üstün şekilde yaratmıştır. Çünkü onlara daha fazla sorumluluk yüklemiştir. Bu durum kadınların ezilmesini ve hor görülmesini gerektirmez elbette. Zâten erkekler bu üstünlüklerinden dolayı kadınlara merhâmet de ederler. Fakat sûni bir durum olarak, “üstünlük” kadınlara verildiğinde, kadınlar erkeklere karşı son derece merhâmetsiz davranabiliyorlar. Meselâ kadınlar erkeklere âmir yapıldığında -ki bu durumu normâl bir erkeğin kabûl etmesi mümkün değildir- erkekleri ezmeye yöneliyorlar ve sanki bu durumdan derin bir haz alıyorlar. Fakat erkekler buna bir noktadan sonra katlanamıyorlar  ve sonunda da iş “istenmeyen” yerlere gidebiliyor.

 

Modern zamanlarda sıkça görülen ve artan, kadınlara yapılan şiddet eylemleri, birilerinin, kadınları, doğal, normâl ve fıtrata aykırı olarak erkeklerin önüne geçirmek istemeleri ve erkeklerin de buna doğal olarak katlanamamalarındandır. Tabi kendini bilmez erkeklerin merhâmetsiz ve vicdansızca yaptıkları “insan-dışı” eylemler nedeniyle de böyle şeyler yaşanmaktadır maalesef.

 

Erkeklerin kadınlar üzerinde “üstün” olmaları, ta ilk baştan bêridir böyledir ve kıyâmete kadar da böyle olacaktır. Feminist hareketler boşu-boşuna 2+2’yi 5 olarak göstermek istemektedirler. Modern zamanlarda kadınlara verilen sözde üstünlük, onların aşırı bir yük yüklenmelerine ve kendilerinin maddî-mânevî ezilmelerine sebep olmaktadır. Kadının özgürlüğü, “kadın özellikleriyle hareket etmek”le sağlanabilir ancak. Kadınları kışkırtarak, erkekler gibi her işe yöneltmek, kadınlara yapılan bir zulümdür. Târihte kadın, modern zamanlarda olduğu gibi bir zulme hiç-bir zaman mâruz kalmamıştır.

 

Târihi yapanlar hep erkeklerdir. Her konuda bir “erkek üstünlüğü ve belirginliği” vardır. Kadınlar da erkelere destek olmuşlardır tabi târih boyunca. Zâten “normâl” olan da budur. Fakat bu, kadınların târihte her zaman “ikinci plânda” kaldığı ve kalacağı gerçeğini değiştirmez. Bu durum kadınların zoruna gitmemelidir. Çünkü Allah’ın dilemesi ve yaratması böyledir. Kadınlarda erkeklere göre üstün özellikler vardır ki erkekler bu özellikleri kıskanmazlar ve zâten o konularda üstün olduklarını da kabûl ederler.

 

Diyorlar ki; “artık kadınlar da erkeklerin yaptığı her işi yapabiliyorlar”. Sanki iyi bir şey söylüyorlarmış gibi bunu övüne-övüne dile getiriyorlar ve acınacak durumlarına gülüyorlar. Oysa şu bir gerçektir ki, erkekler her işi kadınlardan daha iyi yaparlar. Buna yemek yapmak ve ev temizliği vs. gibi işler de dahildir. Zâten iş için direnci daha fazladır erkeğin. Bir işin yapılmasında direnç çok önemlidir. Direnç düşünce işin kalitesi de düşüyor doğal olarak. Fakat kadında; erkekte olmayan, Allah tarafından verilmiş bâzı özellikler ve duygular vardır. Vicdan, merhâmet, şefkat ve bâzı refleksler var; meselâ birisiyle konuşurken yada televizyon izlerken çocuğunu uyutmuş olan kadın, çocuğun ufak bir hareketlenmesinde, plânlanmamış bir şekilde çocuğa eliyle küçük dokunuşlar yapar ve çocuk yeniden uykuya dalar. Bunu yaptığının kadın da farkında değildir. O, Allah tarafından kadına verilmiş ve meleke hâline gelmiş bir duygu, bir reflekstir.  

 

Feministler ve feminizm lehine çıkarılan kânunlar, kadınlara sûnî bir özgüven ve konum yüklemiştir. Kadınlar bu nedenle erkek egemenliği(!)nden kurtulduklarını sansalar da, normâl, doğal ve fıtrî olan şey, erkeklerin kadınların üzerinde “yönetici” (kavvâm) oldukları gerçeği ve zâten yaratılış olarak da kadınlara göre daha üstün de yaratıldıklarıdır. Sözde “kadın lehine” olan hareketler ve söylemlerle kadın, “modern bir eziklik” yoluna sokuluyor. Kadına, erkeğin önüne geçirilmeye çalışılmakla zulmediliyor.

 

Çalışan kadın kocasına karşı çok aksi davranabiliyor ve kazandığı parayla kocasına hava atmaya başlayabiliyor. Fıtratları bozulmuş olan layt ve kılıbık erkekler buna aldırış etmese de normâl ve doğallığını kaybetmemiş olan erkekler bu duruma tahammül edemiyor ve şiddet içeren “başka yollara” başvuruyor. Üç-beş kuruş para kazandı diye evde kocasına rest çeken kadın, işyerindeki erkek patronuna karşı nerdeyse köle gibi hareket ediyor. Yâni sorun erkeklere karşı bir tavır takınma değil. Kocaya karşı tavır alma; tabî ki “fakir” kocaya karşı alınan bir tavırdır bu. Bundan sonra ne oluyor?. Ya boşanmalar artıyor, çoluk-çocuk ortada kalıyor ve toplumun yapısı bozuluyor, yada erkek kadını dövüyor, öldürüyor ve kadın mezara, erkek hapis-hâneye, çocuklar da çocuk yurduna-yuvasına gitmek zorunda kalıyorlar. Anne-baba sevgi ve şefkatinden mahrûm yetişen çocukların olduğu bir toplum tabî ki de batışa doğru sürükleniyor.  

 

Kadınların çalışması erkeklerin sorumluluklarını unutturuyor ve erkekleri sorumsuz yapıyor. Ayrıca evin geçimini sağlamakla yükümlü olan erkekleri işsiz bırakıyor. Artık bir evde kadının çalışıp da erkeğin çocuklara bakması normâl hâle gelmeye başladı. Evin reisi kadın oldu ve bu rôl değişikliği erkekleri komplekse sokuyor ve en ufak bir olumsuz durumda da “kas gücünün hâlâ geçerli olduğu” açığa çıkıyor.

 

Kadın ve erkek eşit değildir. Çünkü ikisi farklıdır. Modern Dünyâ’da kadın-erkek eşitliği oluşturulmak isteniyor. Fakat bu eşitlik, “adâletsiz bir eşitlik” olacaktır. “Mutlak eşitlik” adâletsizlik demektir. Mutlak eşitlik, eşitsizliktir.

 

Nârin yapılı kadını erkek gibi görmek ve ona erkeğe yüklenen şeyleri yüklemek zulüm olur. Ceylana aslan gibi davranmasını söylemek ve ceylan ile aslanın eşit olduğunu savunmak çok yanlıştır. Aslan ile ceylan arasındaki fark bârizdir. Erkekler kadınlardan fizîki olarak daha güçlüdürler. Çünkü kadınların kas sayıları erkeklere göre daha azdır. Zâten kadınları “çekici” yapan özelliklerden biri de, kadınların kas sayılarının az olmasıdır. Yâni kadınların erkeklere göre fizîken güçsüz olmalarıdır onları çekici ve güzel kılan şey. Bu nedenle erkeklerin bu özelliklerinden dolayı kadınları kıskanmadıkları gibi, kadınların da erkeklerin kendilerine göre üstün olan özelliklerini kıskanmamaları ve bu yüzden de onların yerine geçme düşüncelerinden ve isteklerinden vazgeçmeleri gerekir:

 

“Allah’ın kendisiyle kiminizi kiminize göre üstün kıldığı şeyi (malı) temenni etmeyin. Erkeklere kazandıklarından pay (olduğu gibi), kadınlara da kazandıklarından pay vardır. Allah’tan onun fazlını (ihsânını) isteyin. Gerçekten, Allah her-şeyi bilendir” (Nîsâ 32).

 

Filimler, diziler, klipler ve bâzı programlar âileyi ve dolayısı ile toplumu bozup ifsâd etti ve ediyor. İslâm’a uygun olmayan ve aykırı olan filmlerin ve programların yapımcıları ve yönetmenleri kadının rôlünü bozarak âileyi dağıtan kişilerdir. Böylece şeytanın ve tâğutun uşaklığını yapmaktadırlar. Abdurrahman Arslan modern kadının erkekle eşitlenmek istemesi bağlamında şunları söyler:

 

“Batı için artık modası geçmiş, bizde ise hâlâ tedâvülde tutulmaya çalışılan geçen asrın ideolojilerinden biri olarak ‘kartezyen’ zihin ve buna dayalı ‘feminizm’, insanın iki cinsi arasındaki bütünlük ilişkisini parçaladı. İnsanlığın bir kutbuna kadını, diğer kutbuna da erkeği yerleştirerek böylece ‘helâk’ı başlatmış oldu. Bizim için bunun taşıdığı tehlike, müslüman kadının erkek karşısında ‘adâlet’i bırakıp ‘eşitlik’ aramasıdır. Müslüman kadın bunu yaparken müslüman erkeğin bağımsız olduğunu varsaymakta ve bir müslüman olarak erkeğin ne kadar ezildiğini ise bu yüzden görememektedir. Müslüman kadının Tanzimat’la başlayan modernleşme isteği, kendini en çok, ‘erkek karşısındaki eşitlik’ arayışında gösterir. Bu daha çok, müslüman kadının, bulunduğu konumu ve yaşam düzeyini artık erkekle olan eşitliğiyle ölçmesidir. Erkekle ne kadar çok eşit konuma geliyorsa durumunun o kadar çok iyileştiğine inanıyor”.

 

Modernite ve feminist proje ile birlikte kendisine aşırı haklar verilen kadın, erkeğin önüne geçirildi ve kadın erkeğe üstün kılındı. Rôller değişti. Aslında değiştirilmek istenen şey fıtratlardır ki, bu aslâ değişmez ve değiştirilmeye zorlandığında ise bir fitne ve ifsâd başlar ve ağır bedeller ortaya çıkar. Kadınlar unutmasınlar ki bu ağır bedellerin çoğunu kendileri ödemek zorunda kalacaktır. Çünkü normâle, doğala ve fıtrî olana aykırı bir iş yapıldığında mutlakâ düzen bozulur ve ağır bedeller ödenmeyi gerektiren sonuçlar açığa çıkar. Zîrâ bu fitneye, önünü-arkasını hiç düşünmeden ve hesâp etmeden kapılıveriyorsunuz. Erkeklere üstün tutulmak nefsinize hoş görünüyor. Oysa Allah, âilenin yöneticisi olarak erkeği seçmiştir.

 

İbn-i Ömer, Allah Resûlünün şöyle buyurduğunu rivâyet etmiştir: “Hepiniz çobansınız ve hepiniz sürülerinizden sorumlusunuz. Yönetici çobandır. Erkek âilesinin çobanıdır. Hepiniz çobansınız ve idâreniz altında bulunanlardan sorumlusunuz!”.

 

Başka bir hadiste de şöyle der: “Erkek, âilede yöneticidir ve yönetiminden sorumludur. Kadın da kocasının evinde yöneticidir ve elinin altındakilerden sorumludur” (Buhârî, Cum’a 11; Müslim, İmâret 20).

 

Eski putperestlik, bâzı kadınları “tanrıça” yapmıştı; modern putperestlik ise, tüm kadınları “tanrıça” yapma yolunda. Fakat aslında olan şey, kadının bir mal şeklinde kullanılmasından başka bir şey değildir. Bu uğurda şimdiki kadınların çoğu cinsini değiştirmiştir. Erkeklere-özgü işlere ve hareketlere sâhip çıkarak anneliği ve kadınlığı terk ediyorlar. Kadınlığı erkekliğe tebdil ederek Allah’ın yaratışını değiştirip Allah’ın sünnetine karşı gelmektedirler.

 

Kadın-erkek eşitliği söylemi kadını erkeksileştiriyor. Kadının çalışması kadının fıtratını bozunca, bu bozulma kadının fizîki yapısına da sirâyet ediyor ve çalışan kadın bir-süre sonra erkeksileşiyor. Kadın normâl-doğal-fıtrî olan hâlinden çıkıp, ev-dışı işlerde çalışınca hâl ve hareketlerinde erkekleşme yönünde bir değişme oluyor. Zâten; çalışan, sürekli erkekler arasında bulunan, erkek gibi giyinen, sigara içen, spor yapan, “anne” ol(a)mayan ve çok okuyan kadınlar erkeksileşiyor. Çünkü kadının normâl-doğal-fıtrî durumuna aykırıdır bunlar. Zîrâ kadın, erkek kadar sorumluluk sâhibi değildir. Kadınlar erkeksileşirken, erkekler de kadınsılaştırılıyor ve bu, -dediğimiz gibi- “bir proje kapsamında” yapılıyor.

 

İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı kânunla kadın, erkek üzerinde bir “ceberrût” yapılmıştır. Modern kadını “dokunulmaz” kıldılar. Modern kadına erkeğe karşı o kadar çok silah verilmiştir ki, duygusal yoğunluğu çok fazla olan kadının, bu silahlarla işleyeceği “cinâyetler”i şimdiden kestirmek çok kolaydır. Modern kadın bu kânun ile, tâbiri câizse, gıcık olduğu bir erkeği, iftirâ ile hapse attırabilecek; boşanmak istediği kocaya, “bana tecâvüz etti” (karı-koca arasındaki tecâvüz) diyerek evden uzaklaştırabilecek ve hapse attırabilecek; makâmında gözü olduğu bir erkeğin yerine kolayca geçebilecek fırsatlar bulabilecektir. İşte tüm bunlar doğallığı ve fıtratı bozduğundan dolayı şiddete ve kadın cinâyetlerine sebep olmaktadır.

 

Kadının erkeğe üstün olduğu tek şey anneliktir. Cennet “annelerin” ayakları altındadır. Kadının kariyerinin zirvesi “annelik”tir. Ey modern kadınlar!, bilin ki fıtratınıza bir-çok yerde aykırı davranıyorsunuz. Allah sizi erkeğe göre farklı “artı özellikler”e sâhip bir şekilde yaratmıştır. Allah sizi, “bacı”, ‘”anne”, “eş” olarak yaratmıştır. Allah böyle dilemiştir. Sabah-kahvaltısını bile dışarıda yapmayı seven çoğu erkeğin istediği; akşam eve geldiğinde sıcak bir yemek ve huzurlu bir evdir. Bâzen çeşitli nedenlerle bu sağlanamayabilir, fakat diğer zamanlarda huzurlu bir ev-ortamı sağlarsanız erkek zâten sessiz bir şekilde bir köşede kuzu-kuzu oturacaktır. Erkekler, evi kadının yönetmesinden memnundurlar. (iç-işleri bakanı).

 

Kedi (kadın) ve köpekler (erkekler) ezelden beri birbirlerine dır-dır ederler ve köpekler kedileri sürekli kovalarlar. Fakat bu didişmelerinde bir-birlerini yaraladıkları ve öldürdükleri pek görülmemiştir. Bu kovalamacalarda sonuçta kedi doğal olarak kaçtığı ve alttan aldığı için kötü sonuçlarla karşılaşılmaz. Fakat modern zamanlarda feministlerin (kediler birliği) de kışkırtmasıyla kediler çok fazla öne çıkarıldı ve köpekler de çok fazla geri-plâna itildiler. Öyle ki kediler çok iyi bakılıp en iyi şekilde beslendiler, yıkandılar, tarandılar, giydirildiler, bakımları yapıldı ve kibirlendirildiler. Onlar olmadıkları gibi olduklarına inandırıldılar. Kediler artık köpeklerden üstün olduklarını düşünmeye başladılar. Çünkü bir kendi durumlarına bakıyorlar, bir de köpeklerin durumlarına bakıyorlar; kendilerinin (görece) daha üstün olduklarını görüyorlar. Köpekler artık çöplerden doğru-düzgün bir artık bile bulamaz duruma düşürülmüşlerdir. Çünkü artık evdeki yemekler çöpe atılmayıp kedilere veriliyor, köpeklere pek bir şey kalmıyor. Köpekler itildiler, hor görüldüler, hoşt!, höt!, vs. diyerek uzaklaştırıldılar. Kediler ise tam tersine kucaklarda taşındılar, “annem”, “kızım” gibi ifâdelerle pohpohlandılar. Köpekler bakımsız zayıf bir hâlde kaldılar. Kediler ise kendi şişirilmiş sûni durumlarına bakarak zannettiler ki biz köpeklerden daha üstünüz. Öyle bir duruma geldiler ki köpekleri yönetmeye, onları aşağılamaya başladılar ve hattâ onları dövebileceklerini bile zannetmeye başladılar. Fakat unuttukları bir şey var: Köpekler (erkek) köpekti, kediler (kadınlar) da kedi. Doğal ve fıtrî olarak değişen bir şey yoktur ve köpeklerin bu kötü duruma katlanması söz-konusu bile olamaz. Bâzı doğuştan kedileştirilmiş köpeklere bakarak hüküm vermek yanlıştır. Bu sûni pohpohlanmalara aldanan kediler köpeklerin üstüne gitmeye başladı. Kediler kedi olduğunu unuttu ve başladılar tıslamaya. Ama netîcede ne oldu?. Sinirlenen ve kızdırılan köpek kediye saldırdı ve onu ya ağır şekilde yaraladı yada öldürdü. Bu sonuç çok da şaşırılmayacak bir durumdur. Çünkü köpek köpektir, kedi de kedi. Kedi, köpeği hizâya sokmaya çalıştı/çalışıyor ama başaramadı ve başaramaz da. Tam-aksine köpek onu hizâya sokar. İnsanlar el-birlik kediden yana olsalar da tüm köpekleri denetimde tutamayacakları için önlemleri sonuç vermez ve hattâ zamanla mâlûm “kötü sonuçlar” çoğalır. Aşırı hırpalanmış ve kızdırılmış köpekler yapacaklarını yapmaya devâm edeceklerdir. Tâ ki kediler kediliklerini bilip köpeği görünce doğal-fıtrî durumda olduğu gibi, geri dönüp ondan kaçmaya ve alttan almaya başlayıncaya kadar..   

 

“Kadın ile erkek eşittir” dediğimizde, “kadın=erkek yada erkek=kadın” absürd bir laf söylemiş oluruz. Hâlbuki kadın ve erkek “eşit” değil “farklı”dır ve farklılıklar arasında da fizikî-psikolojik yapısı îtibârıyla doğaya daha iyi uyum sağlayabilen erkeğe sorumluluk verilmiştir. Erkeğin kadına olan üstünlüğü “sorumluluk” nedeniyledir. O hâlde yapılması gereken şey kadın ile erkeği eşitlemek değil, kadın ile erkeği doğal hâllerinde kabûl edip, mevcut durumlarına uygun şekilde adâletli davranmaktır.

 

Sözde kadın-erkek eşitliği bilimsel bir gerçekliğe ve kanıtlara değil; liberâl-kapitâlist-modern-nefsî modern reel-politiğe dayamaktadır. Modern politika, sosyoloji ve bilim, kadın-erkek arasındaki bâzı eşitlikleri insanların gözlerine-gözlerine sokarken, sayısız farklılıktan ise hiç bahsetmemektedir. Bu farklar kültürden değil, seküler konjonktürden kaynaklanır. Meselâ erkek çocuklarının kamyonlarla, kız çocuklarının ise bebeklerle oynaması, sonradan yapılan eğitimle ilgili değil, doğuştan gelen bir özelliktir ki, bu durum sâdece insanlarda değil, hayvanlar da aynıdır. Mücahit Gültekin bu konuda şunları söyler:

 

“Bu görüşü savunanlar, kadınların siyâsal, sosyâl, kültürel ve âile hayâtında erkekler her ne hakka sâhipse kadınların da aynı hakka sâhip olması gerektiğini belirtiyor. Bu konularda erkeklerle kadınlar arasındaki cinsiyetten kaynaklanan farklılıklara vurgu yapmanın ayrımcılık olarak değerlendirilmesi gerektiğinin altını çiziyorlar.

 

Bugüne kadar çok farklı değişkenlerle kadın-erkek farklılıklarını araştıran sayılamayacak kadar çok araştırma yapılmıştır. Bu araştırmaların analiz edildiği meta-analiz çalışmaları kadınlarla erkeklerin kültürden bağımsız bir biçimde farklılıklar gösterdiğini bulgulamıştır. Bugüne kadar yapılan pek-çok bilimsel araştırma kadınlarla erkekler arasında ‘matematik’ gibi sayısal alanlarda farklılık olduğunu ortaya koymakta, erkeklerin sözü edilen alanlarda daha başarılı olduğunu ifâde etmektedirler.

 

Eşel; ‘Kadın ve erkek beyinlerinin farklı oluşu bilimsel araştırma sonuçlarına göre tartışılmaz bir gerçektir’ der. Erkek beyni kadın beynine oranla daha büyüktür. Arıkan, kadınların limbik sistemlerinin, yâni duygusal beyinin daha büyük olduğunu ve bu sebeple daha kolay bağ kurabildiklerini ve yine aynı sebeple depresyona girme olasılıklarının da erkeklere göre daha yüksek olduğunu belirtiyor. Arıkan, ‘testosteron erkek beyninin nesnelere, eylemlere ve rekâbete daha meraklı, yön duygusu, üç boyutlu görme ve matematik konusunda daha iyi olmasını sağlar. Buna ek olarak beyinde seks ile ilgili bölgeyi güçlendirir. Bu bölge erkeklerde kadınlara göre iki kat daha büyüktür. Gerçekten de erkekler cinsellikle daha fazla ilgilidir. Testosteron seviyesi yüksek kadınların libidosunun daha yüksek olduğu da bilinmektedir’ vurgusunu yapıyor.

 

Yapılan araştırmalar kız-bebeklerin duygulara ve duygusal değişikliklere daha duyarlı olduğunu göstermiştir. Yapılan bir araştırma, doğumlarının üzerinden henüz 24 saat geçmemiş kız bebeklerin, diğer bebeklerin stresten kaynaklanan ağlamalarına ve yüz ifadelerine erkek bebeklere kıyasla daha fazla tepki vermişlerdir. Kızlar daha 1 yaşlarındayken bile gerilim belirtilerine tepki vermeye başlıyorlar. Araştırmalar özelikle mutsuz yada acı çeken insanlara kız bebeklerin daha duyarlı olduğunu gösteriyor (McClure, 2000, akt. Brizendine, 2012).

 

Kadınların dokunma duyusunun da erkeklere oranla 10 kat daha duyarlı olduğu ifâde edilmektedir (Amen, 2010). Paglia da (2004, akt. Ersoy, 2009) cinsiyetler arasındaki farklı davranış özelliklerinin doğuştan gelen yapısal özelliklerle ilişkili olduğunu vurgulamaktadır.

 

Uzmanlar okul-öncesi çocukların ve bebeklerin oyuncak tercihlerinin cinsiyete göre farklılaşıp-farklılaşmadığına önem vermişlerdir. Özellikle bebekler arasında görülebilecek cinsiyet temelli bir farklılaşmanın biyolojik kaynaklı açıklamalara kanıt sağlayacağı düşünülmüştür. Bu konuda farklı ülkelerde pek-çok araştırma yapılmış ve kızlarla oğlanların oyuncak tercihlerinin farklılaştığı bulunmuştur. Örneğin Roopnarine, 10, 14 ve 18 aylık bebekler üzerinde yaptığı bir araştırmada kız-bebeklerin oyuncak bebekleri erkeklere göre daha fazla tercih ettiklerini bulmuştur. Caldera, Houston ve O’Brien’ın, 18-23 aylık bebekler üzerinde gerçekleştirdiği bir araştırmada da bebeklerin kendi cinsiyetine uygun oyuncakları tercih ettiği, karşıt cinsin oyuncaklarıyla oynamayı reddettikleri ortaya konulmuştur.

 

Kadın-erkek eşitliğinin en iyi uygulandığı ülkelerin başında gelen İsveç’te de benzeri araştırmalar yapılmış ve aynı sonucu vermiştir. Nelson’un 3-5 yaş arasındaki çocuklarla yaptığı araştırmada çocukların kendi cinsiyetine uygun oyuncaklar seçtiği bulunmuştur. Çiftçi, 60-72 ay arasındaki çocuklar üzerinde yaptığı araştırmada çocukların oyuncak tercihini araştırmıştır. Araştırma sonucunda kızlarla erkeklerin oyuncak tercihlerinin ve oyun etkinliklerinin cinsiyete göre farklılaştığı bulunmuştur. Erkekler güç, hız ve dayanıklılık gerektiren oyunları tercih ederken, kızlar bakım vermeyi, ebeveyn rôlünde olmayı ve grup-içi etkileşimleri gerektiren etkinlikleri tercih etmişlerdir. Erkek çocuklar daha büyük gruplarla geniş alanlarda yapılan etkinlikleri tercih ederken, kız çocuklar daha küçük gruplarla dar alanlarda oynanabilen oyunları tercih etmişlerdir.

 

Alexander ve Hines, aynı araştırmayı maymunlar üzerinde de yapmışlardır. Afrika’da yaşayan yeşil maymun yavrularıyla yapılan araştırma da insanlarla yapılan araştırma sonuçlarına benzer sonuçlar vermiştir. Erkek maymunlar dişi maymunlarla karşılaştırıldığında erkek çocuklarının oynadığı (kamyon, silah gibi) oyuncakları daha fazla tercih etmişlerdir. Hines ve Alexander, benzer araştırmayı yıllar sonra yeniden yapmışlar ve aynı sonuçları almışlardır. Araştırmacılar bu sonucu, oyuncak tercihlerinin doğumdan önce belirlendiğini ve hormonlarla ilişkisi olduğuna bir kanıt olarak yorumlamışlardır.

 

Brizendine; ‘oysa bize insanlardaki cinsiyet ayrımının âilelerin çocukları kız yada erkek olarak yetiştirmelerinden kaynaklandığı öğretilmişti. Bugün bunun tamâmen doğru olmadığını biliyoruz’ der.

 

Parmak-izi bir suçlunun kimliğini belirlemede kriminâl bilimi tarafından güvenle kullanılmaktadır. Diğer bir deyişle parmak-izi kişisel kimliğin bir göstergesidir. Uzmanlar parmak izinden sâdece kişisel kimliği değil, cinsiyet kimliğini de belirlemenin mümkün olduğunu belirtmektedir. Bu bulgu, cinsiyete dayalı farklılıkların doğuştan geldiğini anlatır gibidir. Parmak-izlerinin cinsiyetle ilişkisinin araştırıldığı ilginç bir çalışmayı Ceyhan yürütmüştür. Araştırmada cinsiyetleri bilinmeyen bir grup kişinin parmak-izi kesitleri alınmış ve sâdece parmak-izlerine bakarak cinsiyetleri başarılı bir şekilde tahmin edilebilmiştir. Bu çalışmada yapay sinir ağları tabanlı kişinin parmak-izinden cinsiyetini tanıyan otomatik bir sistem geliştirilmiştir. Parmak-izinin kişinin kimliğini yansıttığı düşünülürse, bu çalışma cinsiyetin kişinin kimliğinin bir parçası olduğunu ortaya koymaktadır.

 

Erkekler ve kızların arasındaki fiziksel farklılıklar üzerinde de çok sayıda araştırma yapılmıştır. Erkeklerin güç ve fiziksel aktiviteye dayalı üstünlüğü pek çok araştırmayla ortaya koyulmuştur. Bu konuda yapılmış iki çalışmaya işâret etmek yeterli olacaktır. Araştırmalar kilo ve boy gibi en belirgin iki özelliğin doğumda cinsiyete göre farklılaşıp farklılaşmadığına da bakmıştır. Bulgular, erkeklerin doğumda kızlara oranla hem kilo hem de boy açısından istatistiksel açıdan anlamlı derecede fazla olduğunu ortaya koymuştur.

 

Erkekler dayanıklılık ve kas gücü gerektiren işlerde; kadınlar ise ince motor kas becerileri gerektiren işlerde daha başarılıdır.

 

Kadın-erkek konusunun fazlaca politikleştirilmiş olması kadını da, erkeği de doğru bir şekilde anlamamızı zorlaştırıyor. Kadın ve erkeğin farklılıklarını dikkate alan ama bu farklılıkları istismar etmeyen ‘cinsiyetler arası adâlete’ dayalı yeni bir perspektifin mümkün olduğunu daha güçlü bir şekilde vurgulamaya her zamankinden daha çok ihtiyaç olduğunu belirtmeliyiz”.

 

Ey kadınlar!, “sözde kadın-hakları savunucuları” olan feministlerin oyunlarına gelerek tutum belirlemekten vazgeçin. Erkekleri hizâya getirme düşüncesinden vazgeçin. Başaramazsınız. Tam tersine erkek sizi “hizâya” sokar. Adama “dır-dır” etmeyin de adamı zıvanadan çıkarmayın. Biraz susun; şşşşşşşş!.

 

Tâğutların uşakları istiyorlar ki âileniz dağılsın (yâni kocanızdan ayrılın) da mecbûren iş piyasasına atılın. Böylelikle hem kolayca sözlerini dinletecek ve istediği fiyata çalıştıracak istihdam potansiyeli oluşturmuş olsunlar, hem de işsizlik artsın ve bunu çok taraflı kullansınlar. Sizin gündeminizi, tutumunuzu, davranışınızı, kadın hakları, dernekler ve ne-idüğü belirsiz şeytâni kurumlar değil, Allah/Kur’ân belirlesin. İşte ancak ve ancak o zaman normâl ve doğal bir durum ortaya çıkabilir ve rahat edersiniz.

 

Kadının değişimi, “Dünyâ’nın değişimi”dir. Kadına gerçek ve doğru değerini veren, gerçek ve doğru yerine koyan sâdece İslâm’dır. Modernizm kadını ifsâd ederek değiştirmek istiyor. Hâlbuki İslâm, kadını âit olması gereken yere koyar ve koymuştur. Seküler, feminist, modern kapitâlist sistem, kadını bir “mal” hâline getirdi ve her yerde teşhir ediyor. Bir meta oldu kadın. İslâm ise kadını, yaratılışına uygun bir yere koyar. Böylece onu zulmedilmekten kurtarır.  

 

Kadınların hayâtı erkek-merkezli bir hayattır. Bu durumun doğal olanı fıtrîdir. Allah kadınları mûnis olarak yaratmıştır çünkü.

 

Modern dönemde, “ekinin ifsâdı” tamamlandı. Neslin ifsâdı ise “kadın” üzerinden yapılıyor.

 

Kadın, önce Allah’a, sonra da erkeğe karşı haddini bilmedikçe bu Dünyâ düzelmez.

 

Kadının kariyerinin zirvesi “annelik”tir. Kadının erkeğe üstün olduğu en önemli şey “annelik”tir. Bu üstünlük onu “cennet” yapar ve cenneti “annelerin” ayakları altına koyar.

 

Tabî ki de yazı boyunca bahsedilen “erkek üstünlüğü”, maddî, fizîki ve “sorumluluk alma” anlamında ve alanında olan bir üstünlüktür. Yoksa Allah katında “gerçek üstünlük”, “takvâda üstünlük” şeklindedir ki, kadın yada erkek, takvâda kim daha üstün ise “üstün” olan odur. Bir kadın takvâca erkekten üstün ise, erkekten tabi ki de üstündür:

 

“Ey insanlar!, gerçekten, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve ‘birbirinizi tanımanız ve tanışmanız’ için sizi halklar ve kabîleler (şeklinde) kıldık. Şüphesiz, Allah katında sizin en üstün (kerîm) olanınız, (ırk, renk, soy ve servetçe değil) takvâca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, haber alandır” (Hucurât 13).

 

Mutlu âilenin formülü şudur: Kadınlar erkekler karşısında “haddini” bilecek; erkekler de “emânet”e (kadın) ihânet etmeyecek..

 

En doğrusunu sâdece Allah bilir.

 

Hârûn Görmüş

Kasım 2018

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme