19 Mayıs 2016 Perşembe

Vazgeçmek



Seküler-modern zamanlarda müslümanların büyük çoğunluğu da dâhil, insanlar vazgeçemeyecekleri alışkanlıklar edindiler-ediniyorlar. Bu alışkanlıkların çoğu gereksiz ve zararlı olmasına ve insanlar bunu çok net görmelerine rağmen bu alışkanlıklarından ve hayat-tarzından vazgeç(e)miyorlar ve hattâ vazgeçmeyi düşünmüyorlar bile. Zâten modernizm, bu alışkanlıkların kötü sonuçlarını örtmek için insanlara, bu zararları -görece- örtecek başka alışkanlıklar kazandırıyor ki artık o yeni alışkanlıklardan da vazgeçmek mümkün olmuyor. Gayr-ı İslâm’i bâtıl yollar, insanları sûni alışkanlıklara müptelâ ediyor ve vazgeçemeyecekleri şeylere kilitliyor ve mahkûm ediyor. Artık insanlar vazgeçemeyecekleri şeylere sâhip olmak için yarışa giriyor ve bu yarışta öne geçmek için her türlü gayreti sarf ediyorlar. Her-türlü alışkanlık, her-türlü vazgeçemeyişleri de berâberinde getirir. Bu nedenle Peygamberimiz sık-sık; “Allah’ım alıştırma!” diye duâ ederdi.

“İnsanların kendi ellerinin kazandığı dolayısıyla, karada ve denizde fesad ortaya çıktı. Umulur ki, dönerler diye (Allah) onlara yaptıklarının bir kısmını kendilerine tattırmaktadır” (Rûm 41).

İnsanların, zararlarına rağmen vazgeçemedikleri şeyler, nefislerine uyarak, kendi yaptıkları yüzünden alıştıkları şeylerden dolayıdır. Hattâ şöyle bir şey desek yanılmış olmayız herhâlde: “İnsanların hâl-i pür melâli, vazgeçemeyişleri nedeniyledir”. Bir-kez vazgeçiş bile Dünyâ’nın dengesizliğini değiştirmeye başlayacaktır. Bu nedenle vazgeçmenin büyük bir gücü vardır. Zâten şeytanın, vazgeçmeyi bilenlere gücü yetmez:

“Şüphesiz, kışkırtılıp-saptırılmışlardan sana uyanlar dışında, senin benim kullarım üzerinde zorlayıcı hiç-bir gücün yoktur” (Hicr 42).

Peki nelerden vazgeçmeliyiz?..

Kur’ân’ın yasakladığı tüm şeylerden vazgeçmeliyiz. Fakat bu vazgeçişi sürdürebilmek için de yine Kur’ân’ın emirlerini uygulamalıyız. Vazgeçişin samîmi ve kalıcı olduğunun delîli bu olacaktır. “Emr-i bil mâruf ve nehyi anil münker” denilen şeydir bu.

Fâiz, içki, kumar, zinâ, yalan, gıybet, iftirâ, hırsızlık, cinâyet, saygısızlık, tembellik vs. Kur’ân’ın yasakladığı tüm bu şeylerden vazgeçmemiz ve bu vazgeçişte sebât etmek için de namaz, oruç, zekat-infak, hac, kurban, ana-babaya saygı-sevgi, gayretli çalışma ve kimseyi Allah kadar güçlü ve etkili görmeyerek (tevhid) hayâtımızı sürdürmeliyiz. Bunları yapmak için de bir-çok şeyden ferâgat etmeliyiz. Unutmayalım ki bu Dünyâ inananlar için, helâlinden geçinilecek ve az-biraz tadı çıkarılacak olan fakat, geçici bir imtihan yeri olduğu bilinciyle yaşanılacak yerdir. Asıl kalıcı ve üstün olan ise âhiret hayâtıdır. Bu bilinçle bakıldığında vazgeçişin bir anlamı ve değeri olacaktır. Bu vazgeçişlerin motoru, âhirete olan îmandır.

Vazgeçişler yapmak için Kur’ân-merkezli idrâk etme yoluna girdikten sonra, sünnet-merkezli vazgeçişler ve eylemlerde bulunma yoluna da girilmelidir. Tabi bunun için; Uykumuzun bir bölümünden vazgeçmeliyiz ilk başta ve bilinç-eylem için zaman açmalıyız. “Yapmasak da olur” cinsinden olan film-dizi-televizyon izlemekle kaybettiğimiz zamânı geri kazanmak için bunlardan büyük ölçüde vazgeçmeliyiz. Bilindiği gibi televizyon-bilgisayar bizim zamânımızın büyük bir kısmını (ç)alıyor. Türkiye’de günde ortalama 4-5 saat televizyon izlendiği istatistikleri var. Bu nedenle bu vazgeçişi yapmak olmazsa-olmazdır. Zâten bunlar bizim gerçek ve zarûri ihtiyaçlarımız değildir. “Kişi yediği ve içtiğidir” sözüne göre, yediğimiz-içtiğimiz-giydiğimiz bir-çok şeyden de vazgeçmeliyiz ki hem tükettiğimiz gereksiz ve yararsız ve aksine zararlı olanların olumsuz etkilerinden kurtulalım, hem de ekonomimiz boş yerlere akmasın. Sırf bu paragrafta yazdıklarımızdan büyük oranda vazgeçtiğimizde bile muazzam bir zaman, enerji ve maddiyat bize kalacaktır ve bunu İslâm’i alana kanaliz edebileceğiz. Bereketin artması bu demektir zâten.

Boş konuşmalardan ve sözlerden de kaçınmalıyız. Hiç-bir yaraya merhem olmayan buluşmalar ve konuşmalardan vazgeçip hayırlı olana yönelmeliyiz. “Ya hakkı konuş yada sus” sözü îcâbı. Unutmayalım ki dîni olarak kabûl edilen bir-çok konuşmada-sohbette bile bir fayda yoktur. Zâten çok-çok büyük bir kısmı eyleme dönmeyen ve sâdece ses çıkaran şeylerdir bunlar. Bu nedenle boş yere sözde dîni amaçla bir-araya gelmekten bile vazgeçmeliyiz.

Yine zırt-pırt misâfirliğe yada gezmelere de bir sınır koymalıyız. Normâl bir seviyeye düşürmeliyiz bu gidip-gelmeleri. Tabî ki bundan tümden vazgeçmek yanlıştır ve İslâm insanlara misâfirliği ve gezmeyi de öğütler (sıla-i rahim). Fakat meselâ faydasız bir filmi seyretmeye gitmek neden bir ihtiyaç olsun?. Büyük ihtimâlle o tarz filmlerin yararı olmadığı gibi zararı vardır. Fakat çok yararlı olan ve hattâ seyredilmesi tavsiye edilen film ve belgeseller de vardır. Bu-arada, biz şu-anda bir ruhbanlıktan bahsetmiyoruz ve zâten İslâm’da ruhbanlık yasaklanmıştır ve ruhbanlıktan ve hastalık boyutunda dînî konularla uğraşmaktan da vazgeçmeliyiz. Bilindiği gibi Peygamberimiz, ruhbanlığa kapılan bir-kaç sahabeyi biraz da sert bir şekilde uyarmıştı:

“Enes ibni Mâlik radıyallahu anh şöyle dedi:

Peygamber (aleyhissalatü vesselam) Efendimizin nâfile ibadetlerini öğrenmek üzere, üç kişilik bir grup, Peygamber (s.a.v.) Efendimizin hanımlarının evlerine geldiler. Kendilerine Efendimiz’in ibâdetleri bildirilince, onlar bunu azımsadılar ve;

‘Allah’ın Resûlü nerede biz neredeyiz?. Onun geçmişteki ve gelecekteki günahları bağışlanmıştır’ dediler.

İçlerinden biri:

‘Ben ömrümün sonuna kadar, bütün gece uyumaksızın namaz kılacağım’ dedi.

Bir diğeri:

‘Ben de hayâtım boyunca gündüzleri oruç tutacağım ve oruçsuz gün geçirmeyeceğim’ dedi.

Üçüncü kişi de:

‘Ben de sağ olduğum sürece kadınlardan uzak kalacak, aslâ evlenmeyeceğim’ diye söz verdi.

Bir müddet sonra Peygamber efendimiz onlarla karşılaştı ve kendilerine şunları söyledi:

‘Biraz önce şöyle-şöyle diyen sizler misiniz?’ buyurdu.

Onlar:

‘Evet ey Allah’ın elçisi’ dediler.

Resûlullah:

‘Sizi uyarıyorum! Allah’a yemin ederim ki, ben sizin Allah’tan en çok korkanınız ve O’na en saygılı olanınızım. Fakat ben bâzen oruç tutar, bâzen tutmam. Geceleri hem namaz kılar, hem de uyurum. Kadınlarla da evlenirim. Kim benim sünnetimden yüz çevirirse, o kimse benden değildir, benim sünnetimden yüz çeviren kimse benden değildir’ buyurdu. (Buhârî, Nikâh 1; Müslim, Nikâh 5)”.

O hâlde “aşırı dincilik” diyebileceğimiz şeytanın sağdan yaklaşmalarından uzak durarak vazgeçmeliyiz. Biz “vasat” biz ümmetiz zîrâ.

Aşırı şefkât ve merhâmetten bile vazgeçmek gerekir. Allah bile, Rahman, Rahim ve Gafur’dur fakat aynı-zamanda Celâl, Kahhar, Cebbar ve Müntakim isimleri de vardır. Kur’ân’da Hz. İbrâhim örneği üzerinden günahkâr bir kavim olan Lût kavmine gelecek azâbın çevrilmesi çabasından vazgeçmesi gerektiği söylenir:

“İbrahim’den korku gittiği ve ona müjde geldiği zaman, Lût kavmi konusunda bizimle çekişip-tartışmalara giriyor(du). Doğrusu İbrâhim, yumuşak huylu, duygulu ve gönülden (Allah’a) yönelen biriydi. Ey İbrâhim, bundan vazgeç. Çünkü gerçek şu ki, Rabbinin emri gelmiştir ve gerçekten onlara geri çevrilmeyecek bir azab gelmiştir” (Hûd 74-76).

Aynı-şekilde müşrik babası için duâ etmekten vazgeçmesi de istenmektedir. Hz. Nûh’a da oğlundan vazgeçmesi tavsiye edilir. Bu bağlamda vazgeçmenin, yerine göre çok ağır bedelleri vardır ve bilindiği gibi Bedir Savaşı’nda bir-birleriyle savaşanların içinde baba-oğul ve yakın akrabalar da vardı. İşte sahabeyi örnek toplum yapan nedenlerden biri de, hak uğruna bu akrabâlık ve yakınlıklardan bile vazgeçebilmeleriydi.

İnsanları haksız ve yıkıcı eleştirmekten de vazgeçmek gerekir. Hatâyı yüze vurmaktan vazgeçmek çok önemli ve Allah’ın emirlerindendir. Gıybetten, kötü lâkap takmaktan vazgeçilmeli, şakalar bile haddi aşmamalıdır. Sınırı aşmış şehvetlerden oruç ve namaz ile vazgeçmek gerekir:

Sabır ve namazla yardım dileyin. Bu şüphesiz, huşû duyanların dışındakiler için ağır (bir yük)dır” (Bakara 45).

Cehd=azimli-gayretli çalışmanın zirvesi, mallarla ve canlarla cihad etmektir.

Mallarla cihad insanı en çok zorlayan şeylerin başında gelir. Zîrâ insan bâzen canını verir de malını vermez. Bu nedenle malından vazgeçmeyenler canından hiç vazgeçemezler. “Mal canın yongasıdır” denir. 1/40 zekat oranı, mallardan vazgeçmek demek değil, vermekte cimriliktir daha çok ki sahabe bu orana “zekat-ı bâhil”, “cimrinin zekatı” derlerdi. Sahabenin bir-çoğu Allah yolunda mallarını sarf etmişti. Mallardan vazgeçmek, îmânı o-anda arttırır. Genelde insanlar, özelde ise müslümanlar şu-an îtibâriyle perişân bir vaziyettedirler. Haysiyetleri ayaklar altına alınmıştır. Çünkü her yönden kuşatılmış vaziyettedirler. Tabir-i câizse, Dünyâ bir açık hava hapis-hânesine dönüştürülmüştür ve insanların büyük kısmı inim-inim inlerken, diğer kısmı da eşekleştirilmiştir (istihmar). Bu durumdan kurtulmak elzemdir. Zîrâ insan böyle çirkef bir hayâtı yaşayacak kadar alçalamaz. İşte bunun için büyük vazgeçişler gereklidir ki, mallardan büyük oranda vazgeçmek bu bağlamda en önemli vazgeçişlerden biridir. Bu vazgeçişin oranı kişinin durumuna göre olacaktır tabî ki. Kimisi birazını, kimisi yarısını, kimisi de hemen-hemen tamâmından vazgeçmelidir.

En nihâyetinde insanların bir kısmının canlarından da vazgeçmesi gerekebilecektir (şehâdet). Zîrâ İslâm bir şâhitlik ve şehitlik dînidir. Aynen buna tâlip olan ve canlarından vazgeçen sahabelerde görüldüğü gibi. Tabî ki en büyük mükâfat bu vazgeçişi yapabilenler için olacaktır. Allah buna “büyük kurtuluş” der. İslâm ve Kur’ân baştan-sona “cennet karşılığında bir vazgeçiş” tavsiye eder. Bunun zirve âyeti şudur:

“Hiç şüphesiz Allah, mü’minlerden -karşılığında onlara mutlakâ cenneti vermek üzere- canlarını ve mallarını satın almıştır. Onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve öldürülürler; (bu,) Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’ân’da O’nun üzerine gerçek olan bir vaaddir. Allah’tan daha çok ahdine vefâ gösterecek olan kimdir?. Şu hâlde yaptığınız bu alış-verişten dolayı sevinip-müjdeleşiniz. İşte ‘büyük kurtuluş ve mutluluk’ budur” (Tevbe 111).

“…Allah yolunda mallarınızla ve canlarınızla cihad edin. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır” (Tevbe 41).

“Ey îman edenler, sizi acı bir azaptan kurtaracak bir ticâreti haber vereyim mi?. Allah’a ve Resulü’ne îman edersiniz, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihad edersiniz. Bu, sizin için daha hayırlıdır; eğer bilirseniz” (Saff 10-11).

Eflâtun; “Ölmek yaşamaktır” der. Ebedî âlemde yaşamak için ölmek gerekir. Dünyâ’dan vazgeçmeden cennete gidilemez. Bu Dünyâ’da canlarından vazgeçtiği hâlde “doğal ölüm”le ölenler de Allah’ın izni ile cennette şehitlerle buluşacaklardır.

Vazgeçmek “ihtiraslardan vazgeçmek” demektir. İhtiraslarımız ihtiyaçlarımız değildir. İhtiraslarımızdan vazgeçtiğimizde, bir-çok şeyden vazgeçmiş olacağız. Vazgeçmeden Allah’a kavuşamayız.

En doğrusunu sâdece Allah bilir.

Hârûn Görmüş
Mayıs 2016









Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme