11 Eylül 2016 Pazar

Kapitâlizm

 

“Allah’ın o (fethedilen) şehir halkından Resûlü’ne verdiği fey, Allah’a, Resûl’e, (ve Resûl’e) yakın akrabalığı olanlara, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlara âittir. Öyle ki (bu mallar ve servet) sizden zengin olanlar arasında dönüp-dolaşan bir devlet (güç) olmasın. Resûl size ne verirse artık onu alın, sizi neden sakındırırsa artık ondan sakının ve Allah’tan korkun. Şüphesiz Allah cezâsı (ikâbı) pek şiddetli olandır” (Haşr 7).

 

“Ve sana neyi infâk edeceklerini sorarlar. De ki: ‘İhtiyaçtan artakalanı’. Böylece Allah, size âyetlerini açıklar; umulur ki düşünürsünüz” (Bakara 219).

 

Kapitâlizm, hayâtiyetini sağlamak için her-şeyden önce insanı nesneleştirmek ve onu kendisine yabancılaştırmak zorundadır. Zîrâ fıtratına ve doğaya aykırı davranılmadan kapitâlizme uymak mümkün değildir. Kapitâlizme uymak için insan kendine yabancılaştırılmalıdır ki bu da ancak, “nefislerin kışkırtılması” ile olabilir.

 

Kapitâlizm, biriktirmeyi bir “araç” için değil de amaç” için yapan sistemin adıdır. Kapitâlizm bir dindir ve bu dinin en büyük ibâdeti para biriktirmektir. Kapitâlizm bir “biriktirme dîni”dir. Oysa İslâm’a göre birikim sâdece ihtiyaç için, o da bâzen güzel (tahsiniyyat) olduğu için olsa da genelde zorunlu olan ihtiyaçlar için olur. İslâm’da “ihtiyaçta zarûret fıkhı” vardır çünkü.

 

İslâm’da bir şeyi almada “ihtiyaçta zarûret” prensibini benimsendiğinden dolayı, sanâyici de bu prensibi doğal olarak benimser. Üretim-merkezli tüketim değil; tüketim-merkezli bir üretim anlayışı vardır. Bu nedenle haddinden fazla üretim olmaz. İhtiyaç kadar üretim yapılır. İç ve dış pazarın talebi kadar üretim yapılır. Böylece stokçuluğun önüne geçilmiş ve şeytanın kullanabileceği kapı kapatılmış olur. Haciyyat ve tahsiniyyat denen “gerekli olan” ve sâdece “güzel olduğu ve beğenildiği için” alınması meşrû olan ürünler de üretilir ve alım-satımı yapılır. Fakat müslümanlar bu konuda haddi aşmamaya özen göstermelidirler.

 

Kapitâlist sistem ve onun Bel’am’ları, hiç-bir zaman doymazlar ve hep daha fazlasını isterler. Malın çoğu ellerinde olmasına rağmen başkasının elindeki azıcık şeye bile sâhip olmak isterler:

 

“Bu benim kardeşimdir, doksan dokuz koyunu vardır, benimse bir tek koyunum var. Buna rağmen ‘onu da benim payıma (koyunlarıma) kat’ dedi ve bana, konuşmada üstün geldi” (Sâd 23).

 

Weber’e göre kapitâlizm döneminde biriktirme, tasarruf ve kâr peşinde koşmanın, eskiden kabul edilemez iken, ahlâki ve duygusal açıdan câzip hâle gelmesidir. Kapitâlizm varlığını tüketimden alır ve kapitâlizmi benimsemiş olanlar, tükettikçe kendilerinin varlığını duyumsarlar. “Tüketiyorum öyleyse varım” sözü gizliden-gizliye insanların mottosu olmuştur.

 

Eskiden boş zamanlardan bahsedilirdi. Bu bağlamda genelde “beyaz yalanlar” söylenir ve kitap okumak… denirdi ve bunu hemen herkes söylerdi. Eğer gerçekten o boş zamanlarda kitap okunsaydı, şimdi bu durumda olmazdık. Fakat “beyaz yalanlar” da yalandır ve bunun cezâsı olarak kapitâlizmde artık boş zaman yok. Öyle bir tüketim yapılıyor ki 24 saat içinde hiç kimse “boş zaman” bulamıyor. Kapitâlizm insanı boş bırakmıyor. Zâten insan boş bırakılmaya gelmez. İlâhi olanla doldurulmayan zamanlar mutlakâ şeytâni olanlar ile doldurulur.

 

Eskiden burjuva kesimi vardı ve Dünyâ’dan sâdece onlar yararlanıyordu. Uzlaşmacı-akıllı kapitâlizm, bu soruna çeşitli yollarla çözüm buldu (uzlaşmacı kapitâlizm) ve herkes artık Dünyâ’dan yararlanabiliyor. Fakat eski burjuva yeni sermâyedar kapitâlistler, Dünyâ’yı diğerlerine göre çok daha kaliteli yaşıyorlar. Yine ayrıcalıklılar yâni. Aradaki farkın bir isyâna dönüşmemesi için oluşturulan ve genel halka oranla görece daha kaliteli bir faydalanma yaşayan orta-direkler oluşturuldu. Orta-direk, paratoner işlevi yapmakta.

 

Kapitâlizm insanın sâdece dışını değiştirmedi, bizzat insanı da değiştirdi ve “kapitâlist insan” diye bir tip türedi. Bu tip, aşırı bencil ve tüketim-merkezli yaşayan tiplerdir.

 

Kapitâlizm bir reklâm kültürüdür ve reklâm kapitâlizmin lokomotifidir. Vehbi Bayhan:

 

“Modern reklâmcılık, gereksinimleri gidermeye değil, gereksinimler yaratmaya; eski kaygıları yatıştırmak yerine yenilerini üretmeye çalışır. Kitle-kültürü tüketiciyi iyi yaşam imgeleriyle kuşatarak, bu imgeleri şöhret ve başarının parıltısıyla birleştirerek, sıradan insanı sıra-dışı beğeniler edinmeye, kendisini diğerleri karşısında ayrıcalıklı olan azınlıkla özdeşleştirmeye ve düşlemlerinde çok büyük bir rahatlık ve bedensel zariflik içinde yaşayan bu azınlığa katılmaya özendirir. İmajları üreten ve pazarlayan da kitle iletişim araçlarıdır. Kitle haberleşme araçları, büyük bir hoparlör gibi yayın yaparak bölge, ırk, aşîret, dil farkı gibi engelleri aşıp toplumda geçerli ve yaygın olan imajların standartlaşmasını sağlarlar. Oluşturulan kapitâlist tüketim kültürüne göre hareket edebilecek yeni insan-tipi, tükettikçe doymayan, kendine sunulan her-şeyi elde etmeye çalışan, bu nedenle toplum kaynaklarını isrâf etmekten kaçınmayan, toplumsal ve dînî değerlerini bile tüketim amacıyla gözden çıkaran, etrâfına duyarsızlaşan ve kendisinden başkasını düşünmeyen bencil bir insandır. Kapitâlist kitle tüketimi toplumunda, her-şey tüketim boyutunda anlam kazanmaktadır. Kitle-kültürünün sunduğu bütün araçlar ve kolaylıklar, bireysellik üzerindeki toplumsal baskıları güçlendirmekte ve bireyin direnme imkânını, modern toplumun atomize edici işleyişi içinde kendini koruma imkânını elinden almaktadır. Artan tüketimin amacı, insanların insânî özünü geliştirmeye yönelik olmaktan çok, onları düşünmekten, yaratmaktan alıkoyan ve yabancılaştıran bir kısır-döngü hâline gelir. Modern tüketiciler fiziksel olarak pasif ama, zihinsel olarak çok meşgûldürler. Tüketim her zamankinden fazla kafada çözülmesi gereken bir deneyim, beyinsel ve zihinsel bir olgudur. Yalnızca vücûdun gereksinmelerini doyuran basit bir süreç olmaktan çıkmıştır.

 

Baudrillard’a göre, tüketim toplumunun insanı; serbest zaman etkinliklerini, çalışma alanında hâkim olan zorlama ahlâkı çerçevesinde gerçekleştirir. Bu çerçevede, güneş-altında zorunlu jimnastik ve çıplaklık olarak “bronzlaşma saplantısı”, özellikle de eksiksiz yaşamaya özgü bu gülüş ve bu neşe hepsi birlikte aslında ödev, fedâkârlık ve çilekeşlik ilkesine adanmanın belirtisidir (Baudrillard, 1997:190-191). Aslında, insanın salt kendisi istediği için değil, kendine “rasyonel” diye sunulan davranışları yapmak zorunda hissetmesi yabancılaşma yaratmaktadır” der.

 

Kapitâlizmde tüketmek bir yaşam-biçimidir. Öyle ki artık ihtiyâcı olmayan şeyler de alınmaya başlanır. Kapitâlist birey o kadar çok tüketime kilitlenmiştir ki, eleştiri, îtirâz ve isyân aklından bile geçmez ve zâten kapitâlist teorisyenler bunu da düşünerek kapitâlizmi şekillendirmişlerdir.

 

Kapitâlizm büyük âileyi dağıtır çekirdek âileye dönüştürür. Orada da durmaz ve kişileri bireyleştirerek yalnızlaştırır. Yalnızlıkta tatmin zorluğu oluştuğundan, kişiler bu eksikliği tüketerek gidermeye çalışırlar (ama gideremezler). Kapitâlizm bireyleştirmeye çok önem verir, bireyler çok daha kolay sömürülür zîrâ. Bireylik aynı-zamanda sorumsuzluk demek olduğundan sâdece kendini düşünür ve bu nedenle birey, hayâtın tadını dibine kadar çıkarmak için sürekli tüketmeyi düşünecektir. Artık her-şeyi tüketebilir.  

 

Kapitâlist sistemde küçük mutlu azınlıklar dışında kimse mutlu değildir. Sâdece anlık hazlar almaktadırlar. Yaşadığı hazları mutluluk zannetmektedirler. Oysa mutluluk gerçek anlamda bireysel olarak yaşanamaz. Kapitâlizm insanlar arasında özellikle maddî alanda çok büyük uçurumlara neden olduğundan, toplum ikiye, üçe bölünmüş durumdadır. Gerçek mutluluk, toplumun tümü mutlu olduğunda ortaya çıkar. Toplumun tamâmı hattâ dünyâ-insanlarının tamâmı genel anlamda mutlu değillerse mutluluk gerçek anlamda yaşanamayacak ve bireysel anlamda mutluluk yerine geçici hazlar yaşanacaktır ki haz, çok kısa ömürlüdür, bu nedenle de gerçek bile değildir.

 

Kapitâlizm bir standartlaştırma mekanizmasıdır. Herkes aynı şekilde yer-içer-giyinir-tüketir. “İnsan yediğidir” ilkesine göre de aynı şekilde düşünür, konuşur ve tavır alır.

 

Kapitâlizmin felsefesinde; “bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” (laissez faire, laissez passer) ilkesi vardır. İyi de neyi bırakalım?, neye engel olmayalım?. Kapitâlist zihniyetin bizi sömürmesine mi?. İslâm zâten buna engel olmak için vardır. Aşırı kaçan hiç-bir şeye izin vermez İslâm. İslâm bir “tutma dîni”dir, kapitâlizm ise mottoda da söylendiği gibi bir “tutmama dîni”. “Bırakınız” diyor bu yüzden. İslâm’da her türlü aşırlık yasaktır. 1’e alıp da 10’a satmak olmaz.

 

Kapitâlizmde alış-verişler, bir ihtiyacı karşılama amaçlı olarak değil, müşteri memnûniyeti için yapılır. Bu bağlamda 1’e alıp 10’a satmak, müşteri memnun olduktan sonra sorun değildir. Zâten kapitâlizm bir fâhişlik düzenidir. Kur’ân:

 

“Siz ey îmâna ermiş olanlar!. Birbirinizin mallarını haksız yollarla -karşılıklı rızâya dayanan ticâret yoluyla da olsa- hebâ etmeyin (yemeyin) ve birbirinizi mahvetmeyin; zîrâ Allah, sizin için bir rahmet kaynağıdır” (Nîsâ 29).

 

Kapitâlizm bir tüketim imparatorluğudur ve yok etme çağrışımı yapan tüketim kelimesi kullanılır sürekli. Daha önceleri ihtiyaç, tasarruf, yeme-içme olarak kullanılan kelimeler vardı. Kapitâlizmin ürünleri “tüketilecek” ürünlerdir ve yok olmalıdır ki yenileri satın alınsın.

 

Yine kapitâlizmin ürünleri tâmir edilemeyen yada sınırlı zamanlar için sâdece “parça değişimi” yapılabilen ürünlerdir. Bir-türlü tâmir olmazlar ve tâmir etmeye kalktığınızda o şeyi daha fazla bozarsınız. Tâmirat kapitâlizm için düşmandır. Kapitâlizmde kullan-at ürünler vardır ve her-şey geçicidir, hem de bu geçicilik çok kısa süren bir geçiciliktir.

 

Kapitâlizmde eğer müşteri iseniz size mükemmel davranılır. Fakat o şeyi alana kadar. Aldıktan ve ödemesini yaptıktan sonra sizin artık bir değeriniz olmaz-kalmaz. Tâ ki yeni bir şey alana kadar. Bu değerden mahrum kalmak istemeyenler hem ihtiyaçları hem de paraları olmasa da kredi kartı denilen kapitâlizmin şeytan ürünü olan kart ile sürekli alış-veriş yapılır. Artık bu tarzda alış-veriş yapan kişiler patolojik hâle gelmişler ve tedâviye muhtaç hâle gelmişlerdir. “Pahalı mağazaların torbalarını elimde taşımaktan büyük bir haz alıyorum” diyenler var. Kapitâlizm (daha doğrusu “aptalizm”) ana hedefi ve hayâli, tüm insanları bu hâle getirmektir ki bunu büyük ölçüde başarmıştır ve insanları top-yekûn köle etmiştir. Ama ne kölelik; böyle bir kölelik-şekli insanlık târihinde görülmemiştir. Hattâ hiç-bir eşek bu şekilde kullanılmamıştır.

 

Bâzen para sıkıntısı olduğunda kapitâlizmin mâbedleri olan bankalar, insanlara kredi (borç değil) vermek için kendilerini yırtarlar. Zîrâ tüketimde biraz azalma olmakta yada bir zayıflama yaşanmaktadır. Bunu önlemek için tüketici kredileri gibi kredilerle insanları tüketim yapmaya teşvik ederler. Artık sosyâl yardımlar bile kapitâlist bahşişlere dönmüştür. Oysa kadim kültürde “ayağını yorganına göre uzatmak” vardır.

 

Kapitâlizmde insanlar tükettikleri oranda değer kazanırlar. Kapitâlizmde en değerli olan insan, en çok tüketebilen insandır. Müşteriyseniz inanılmaz bir değeriniz vardır.

 

Baudrillard, tüketicilerin örneğin giyim eşyâsı, gıdâ, takı, mobilya yada bir eğlence tarzını, kim olduklarıyla ilgili zâten vâr olan duygularını dışa vurmak için satın almadıklarını öne sürer. Aksine insanlar, kimlik duygularını, bu satın aldıkları şeyler aracılığıyla oluşturmaktadırlar.

 

Kapitâlizmde “marka” denilen bir şey vardır ve bu, o markaya sâhip olan eşyânın, olduğundan iki-üç kat daha fazla satılmasına sebep olur. O eşyânın değeri sâdece o markanın etiketini taşıdığı için iki-üç kat pahalı olur. İnsanlar o markayı kullanmanın sûni hazzını yaşamak için o fazla parayı verebilirler. O hâlde kapitâlizm, hakkı olmayan bir kazanç sistemidir ve bu şekilde insanları sömürmektedir. Yâni hırsızlık yapmaktadır.

 

Kapitâlist sistemin iki esâsı vardır. Birincisi sermâye birikimi, ikincisi de rekâbet. Fakat bu iki unsur, ahlâksızlığı, kul-hakkını, rekâbeti ve dolayısı ile sömürüyü de berâberinde getirmiştir. Bu sömürünün insafsızca her türlü görünümleri olmuştur. Ahmet Tabakoğlu:

 

“Kapitâlizm kul-hakkı yiyerek ve ahlâksızlıkla gelişmiştir. Ahlâksızlığın en üstünde insan öldürme vardır. Kapitâlizm insan öldürerek gelişmiştir. İnsanları köleleştirerek gelişmiştir. Sombar’ın o ünlü sözünü biliyorsunuzdur: “Zengin olduk, çünkü kıtalar ve ülkeler bizim için ıssızlaştı. İnsanlar bizim için öldüler”. Katliamlar, köleleştirme, kıtaların boşaltılması olmasaydı, Aztek ve İnka medeniyetleri yok edilmeseydi kapitâlizm olmazdı. Bu yüzden kapitâlizmi ortaya çıkaran olaylar için, meselâ sanâyi devrimi İslâm toplumunda niye ortaya çıkmadı diye üzülemeyiz. Çünkü o kendi süreci ve mantığı içinde ve belirtilen yollarla gerçekleştirilen sermâye birikimi ile ortaya çıkmıştır. Bu, müslümanların kabûl edemeyeceği bir olgular zinciridir” der.

 

Kapitâlizm de insanların “eşit” olması bir felâkettir. Zîrâ o durumda “lüks” diye bir şey olmayacaktır. Çünkü lüks, “birinde olup çoğunda olmaması” durumudur. Herkes eşit olduğunda herkes her-şeyi alabileceğinden, lüks malları alma gücünde olanların bir ayrıcalığı kalmayacak ve o ürün artık sıradan olacağı için değerinden fazla fiyatla satılamayacaktır. Bunun için toplumun çok büyük kesiminin geçimini belirleyen asgarî ücret zinhar belli bir miktârı aşamaz. Ve asgarî ücretle geçinen kesimlerin eli istedikleri ürünlere her zaman tam uzanamayacak şekilde ayarlanır. Böylece durumları korunur ve bir-nevî kast sistemi uygulanmaya devâm eder. Zâten kapitâlizm modern bir kast sistemidir. 

 

Kapitâlizm aynı-anda bir-kaç kuşu birden vurmayı çok sever. İnsanları %90’ı gereksiz olan ürünlerle sarhoş ederek onları a-politik hâle getirir ve böylece kapitâlizmin siyâsi ayağı siyâseti istediği gibi belirleyebilir. Ne de olsa insanlar tüketim yapmaktan eleştiri, îtirâz ve isyâna vakit bulamayacaklardır. Zâten aşırı tüketim, insanları mankurtlaştırdığından dolayı kapitâlist insanlar böyle şeyleri düşünmezler ve hattâ böyle düşünenleri terörist zannederek uzak dururlar.

 

Kapitâlizmde bir-süre önce popüler olan şey bir-süre sonra demode olur. Olmak zorundadır, çünkü kapitâlizm bu şekilde işler. Bir-süre önce reklâmlarla, ilanlarla popülerliği aşırı bir şekilde öne çıkarılan bir ürün, kısa bir süre sonra artık demode kabûl edildiğinden, çirkin gösterilmeye başlanır. O ürün artık düşüklüğün bir göstergesidir. Hemen yeni ürünle değiştirilmelidir.

 

Kapitâlizm bir tüketim uygarlığıdır (medeniyet değil) ve kapitâlizmde tüketilmeyen hiç-bir şey yoktur. Sağlık, din, sevgi, kahramanlık, şehitlik vs. her-şey tüketilebilir. En çok da kadın tüketilir. Zîrâ en çok tüketen insan modern kadındır. Buna göre en çok tüketen, aslında “en çok tüketiliyor” demektir.

 

Kapitâlizm bir isrâf uygarlığıdır ve isrâf ile ayakta durmaktadır kapitâlizm. Kapitâlizm israfla ayakta duran bir sistemdir. Eğer insanlar hiç isrâf etmezlerse sistem çöker ve ortada kapitâlizmden eser kalmaz. Fakat isrâf, birilerinin göbeklerini çatlatırcasına şişirirken, bir-çoklarının da açlıktan-susuzluktan ölmelerine neden olur. İşte bunu kapitâlizm sağlar. Yoksa Dünyâ şimdikinden kat-kat fazla insanları bile besleyebilecek durumdadır.

 

Bir ironi olarak kapitâlist insan, kendi ürettiğini almak için kendini yırtar. Kendi ürettiğini almak için büyük borçlara girer. İşte bir-kaç yüzyıl sonra insanların fıkra konusu yapacakları malzeme!.

 

Kapitâlist dünyâda artık kişiler çıkarsız hiç-bir şey yapmamaktadırlar. Çocuk anne yada babasının istediği bir şeyi yapmak için, “benim çıkarım ne olacak” diyebilmekte, âileler bile bireyselleşerek herkes “kendi hâlinde” olmaktadır. Bir kadın, kötü giden işleri dolayısıyla sıkıntıda olan kocası için; “o senin sorunun” diyebilmektedir.

 

Artık Dünyâ, rôl-model olan ve “kapitâlizmin şefi olan ülke”ye göre hareket ediyor ve kânun, kural, politika ve güç telakkisinde o ülkeyi örnek alıyor. Değere, ahlâka, vicdâna, merhâmete ve dîne göre değil de kapitâlizme göre ve kapitâlizmin îcatçısı ve baş koruyucusu olan ülke ve ülkelere göre hareket edildiği için büyük maddî-mânevi-ahlâki-psikolojik-kültürel sorunlar yaşanıyor ve bu sorunlar katlanarak artıyor. Dünyâ’nın en rezil ülkesi, en kapitâlist ülkesidir. Bu bağlamda meselâ herkesin imrenerek baktığı ve orada olmayı hayâl ettiği ABD’de 60 milyona yakın insan açlık sorunu yaşamaktadır ve devlet yardımıyla hayatta kalabilmektedir.

 

Kapitâlizmin özgürlük tanımı; “istediğin kadar tüketebilirsin, fakat diğer insanların tüketmesini engellememelisin” şeklindedir.

 

Kapitâlizm, haz-merkezlidir. Fakat bunu sanki mutlulukmuş gibi gösterir Hâlbuki kapitâlizmde tatminsizlik olmazsa-olmazdır. Zîrâ tatmin olmayan kişi sürekli tüketim hâlinde olacaktır ki o tatminsizliği bir şekilde ortadan kaldırabilsin. Fakat bu hiç-bir zaman gerçekleşmez. Zîrâ insan sâhip olarak değil, vazgeçerek mutlu olabilir. Paylaşarak, vererek, ferâgat ederek vs. Gerçek doyum sâdece maddî olanla değil, maddî olanın yanında ruhsal doyumla birlikte olur.

 

Bir de kapitâlizmi ahlâki göstermeye çalışanlar “ahlâki kapitâlizm” adında kopyala-yapıştır bir kitap yayınlamışlardır ki, bunlara göre İslâm’ın da hedefi kapitâlizmdir. Oysaki ahlâksızlık kapitâlizmin diğer adıdır. Kapitâlizmin ahlâkisi olmaz. Kapitâlizm zâten ahlâkın yıkılmasıyla “kendini tutmayı” bitiren ve böylece aşırı tüketimi hedefleyen bir sistemdir, dindir. Ve bu ideolojinin mîmârı şeytandır ve şeytan inananlara düşman olduğundan, ahlâkilikle ilgilenmez.

 

Kapitâlizmde artık sevgi de alınıp satılabilen duygulardır. Tüm duygular bir tüketim nesnesi hâline getirilmiştir. Nesne hâline getirilen duygular artık gerçek anlamda uyarılamamaktadır ve bu nedenle bir tatminsizlik, duygusuzluk ve sevgisizlik oluşmaktadır. Bu duygu ve sevgi yokluğu, “katlanabilme eşiği”ni çok fazla düşürmüştür. Bu nedenle meselâ evlenmeler çok zorlaşırken, boşanmalar çok kolaylaşmıştır.

 

Kapitâlizm bir açgözlülük uygarlığıdır. Artık tüketebilmek için her-şeyi yapabilecek insanlar türedi. Oysa kapitâlizmin “tüketin” diye ortaya çıkardığı ürünlerin %90’ına ihtiyâcımız yoktur. Sokrates bir-gün pazarda dolaşırken; “ne kadar da çok işime yaramayacak şey var” demiş. Hem de bunu yaklaşık 2.500 yıl önce söylemiş.

 

Başta televizyon olmak üzere batı’lı iletişim araçları, fakirlerin kendileriyle zenginler arasındaki farkı ve daha da önemlisi neleri kaçırdıklarını görmelerini sağlamaktadır. Bu bağlamda televizyon büyük bir fitnedir.

 

Kapitâlizmi savunan müslümanlar da vardır ve bu müslümanların mottosu: “müslümanlar her şeyin en iyisine lâyıktır” sözüdür. Dünyâ’da sâdece müslümanlar değil, tüm insanlar her şeyin en iyisine lâyıktır. Güneş tüm insanlar için aynıdır meselâ. Fakat âhirette ödüle sâdece mü’minler kavuşacaktır.

 

İslâm’a adanmaya yanaşmaktan bile korkan müslümanlar, büyük bir şevk ile kapitâlizme adandılar/adanıyorlar. Modern müslüman (şimdiki zamânın müslümanı), kapitâlizmi meşrûlaştıran kişidir. Ona karşı çıkmayarak ve destekleyerek.

 

Kapitâlizm bir biriktirme sistemidir ama bu İslâm’da yasaktır. Kur’ân biriktirmeyi şu âyetleriyle yasaklar:

 

“Sana neyi infâk edeceklerini sorarlar. De ki: ihtiyaçtan artakalanı. Böylece Allah, size âyetlerini açıklar; umulur ki düşünürsünüz” (Bakara 219).

 

“Allah’ın o (fethedilen) şehir halkından Resûlü’ne verdiği fey, Allah’a, Resûl’e, (ve Resûl’e) yakın akrabalığı olanlara, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlara âittir. Öyle ki (bu mallar ve servet) sizden zengin olanlar arasında dönüp-dolaşan bir devlet (güç) olmasın. Resûl size ne verirse artık onu alın, sizi neden sakındırırsa artık ondan sakının ve Allah’tan korkun. Şüphesiz Allah cezâsı (ikâbı) pek şiddetli olandır” (Haşr 7).

 

“..Altını ve gümüşü biriktirip de Allah yolunda “infâk etmeyenler”... Onlara acı bir azâbı müjdele” (Tevbe 34).

 

“Yoksa insana her dileyip arzu ettiği şey mi var (zannediyor)?” (Necm 24).

 

“Orada (yerde) onun üstünde sarsılmaz dağlar vâr etti, onda bereketler yarattı ve isteyip-arayanlar için eşit olmak üzere oradaki rızıkları dört günde takdir etti” (Fussilet 10).

 

“Allah rızıkta kiminizi kiminize üstün kıldı; üstün kılınanlar, rızıklarını ellerinin altında bulunanlara onda eşit olacak şekilde çevirip-verici değildirler. Şimdi Allah’ın nîmetini inkâr mı ediyorlar?” (Nâhl 71).

 

“Allah’ın, bol ihsanından kendilerine verdiği servette cimrilik edenler, bunun kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Hayır!; bu, onlar için şer’dir; kıyâmet günü, cimrilik ettikleriyle tasmalandırılacaklardır. Göklerin ve yerin mîrâsı Allah’ındır. Allah yaptıklarınızdan haberi olandır” (Âl-i İmran 180).

 

“Onların mallarında dilenip-isteyen (ve iffetinden dolayı istemeyip de) yoksul olan için de bir hak vardır” (Zâriyat 19).

 

Kapitâlizm bir “değer düşmanlığı”dır. Anıları mahveder. Alışkanlıkları bozar.

 

Kapitâlizm, özne olan insanı nesneleştirir.

 

Kapitâlizm özellikle yaşlıların rahatını kaçırır ve onları çok fazla ve çabuk değişimler yaparak Dünyâ’dan soğutur.

 

Kapitâlizm, “değişmeyen hiç-bir şey yoktur” diyerek insanları tüketime kışkırtır ve kandırır. Aslında değişen bir şey yoktur. Döngü deverân eder durur.

 

Kapitâlizm bir uzmanlaşma ideolojisidir. Atasoy Müftüoğlu: “Uzmanlık, çok daha az şey hakkında daha çok şey bilmektir” der.

 

Kapitâlizm, îmânın yerine imajın koyulduğu bir ideolojidir. Böylece Allah yerine maddenin ilahlaşması söz-konusudur.

 

Allah katında tek geçerli din İslâm’dır. Modern-dünyâda tek geçerli din ise kapitâlizmdir.

 

Kapitâlizmin âyeti: “Paranız yoksa kıymetiniz yoktur”. Kur’ân’ın âyeti: “Duânız yoksa kıymetiniz yoktur” (Furkân 77).

 

Kapitâlizmin panzehiri İslâm Devleti ve medeniyetidir.

 

Evet; ihtiraslarınız ihtiyaçlarınız değildir.

 

En doğrusunu sâdece Allah bilir.

 

Hârûn Görmüş

Eylül 2016

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme