21 Temmuz 2020 Salı

Konfora Tapmak


“Gerçekten güçlükle berâber kolaylık vardır. Şu-hâlde boş kaldığın zaman, durmaksızın (duâ ve ibâdetle) yorulmaya-devâm et. Ve yalnızca Rabbine rağbet et” (İnşirâh 6-8).

 

Âyet açıkça “bu dünyâ konfor ve rahat içinde yan gelip yatma yeri değildir” demektedir. “Bir işten yorulduğunda yan gelip yat” demiyor da, “başka bir işe koyul” diyor. Çünkü biz bu Dünyâ’ya yan gelip yatmaya değil, Allah’ın emirleri ve istekleri doğrultusunda aynen örnek insanlar olan peygamberler gibi mü’mince yaşayıp ölmek ve âhirette de cenneti kazanmak için gönderildik. Dünyâ âhiretin tarlası olduğu için, tarlada sıcağa-soğuğa bakmadan disiplin içinde çalışmalıyız.

 

Tabi bu konfor ve rahat düşkünlerinin konforunu bozup rahatını kaçıracaktır. Çünkü onlar “hiç-bir şey yapmamak için her-şeyi yapabilecek” olan insanlardır  ve konforlarına ve rahatlarına taparcasına düşkündürler. Bu kişilerin en çok ağızlarında geveledikleri laf, “rahatlık çok önemli” sözüdür.

 

“… Sen onlara ve atalarına meta ve bol rızık (yâni konfor) verip yararlandırdın, öyle ki (senin) zikri(ni) unuttular ve böylece yıkıma uğrayan bir kavim oldular” (Furkân 18).

 

Bol rızık, mal ve para yâni konfor, kişiye Allah’ı anmayı unutturur. Allah’ı unutanlar mutlakâ şeytanın yoluna girerler de fitne çıkarıp yeryüzünü ifsâd ederler. Böyle yıkıma uğrarlar. Âyet bunu söylemektedir. Aliya İzzetbegoviç konfor hakkında şunları söyler:

 

“Materyâlist görüşün tersine, uygarlık ve konfor insanın tabiatına uygun bir şey değildir. Konfor ve ona bağlı tüketici zihniyet her yerde, yalnız dîne olan bağlılığı değil, herhangi bir değerler sistemine olan bağlılığı da zayıflatıyor (ve hattâ yok ediyor).. Uygar hayâtın dış-görüntüsü konfor, iç-görüntüsü ise mânâsızlıktır. Bu da ne kadar fazla konfor varsa, o kadar da fazla mânâsızlık ve gâyesizlik hissedilir diyalektiğine uygundur.

 

Beden konforunun ve rahatın bozulması, kafa-konforunun bozulmasıyla başlar. Tüm peygamberler gönderildikleri toplumların ilk başta kafa, sonra da beden konfor ve rahatını kaçırmış ve bozmuştur. Kâfir ve müşriklerin onlara; “fitne ve fesad çıkarıyorsun” demeleri, “rahatımızı ve konforumuzu bozdun” demektir. Fakat bu zâten peygamberlerin görevidir ve Allah’ın yolundan çıkarak küfre ve şirke düşmüş olanların rahatını ve konforunu bozmak için gönderilmişlerdir. İslâm, Dünyâ’da adâlet, eşitlik, merhâmet, vicdân, tevhidin hâkimiyeti ve cennet konforu için Dünyâ’daki küfrün, şirkin ve zulmün konforunu bozmak ve zâlimlerin rahatını kaçırmak için vardır. Zîrâ Dünyâ bir imtihan dünyâsıdır ve imtihanın olduğu yerde çok da rahat edilemez. Bu bağlamda Ali Şeriati, konfor ve rahat düşkünlerine, kafa-konforları yerinde olanlara; “sizi rahatsız etmeye geldim” demiştir.      

 

Târih boyunca insanların çok büyük çoğunluğu, “konformizm dîni”ne intisap etmiştir. Konfor tüm zamanlardaki insanların hayâllerini süslemiş ve zenginlerin-sultanların ise keyiflerine keyif katmıştır. Fakat insanların tamamının aynı-anda konfora ulaştığı olmamıştır. Buna imkân da yoktur. Zîrâ konfor “lüks”tür ve lüks zâten “herkeste olmayan, herkesin ulaşamadığı eşyâ” demektir. O hâlde konfora ulaşmak isteyenler, birilerinin “konforlarının bozulmasını ve rahatının kaçmasını yada konfora ve rahata hiç-bir zaman ulaşamamasını istiyorlar” demektir ki konforun ve rahatın putlaştırılıp tapıldığı günümüzde görülen şey de budur.

 

Modernite insanları konforun kölesi yaptı. Modern insan kendi konforu için tüm insanların konforları bozabilecek insandır. Daha çok garibana olmak üzere, konfor insanlara korkunç bir yük getirdi. Zîrâ konfora sâhip olmak çok pahalıdır. Çünkü a-normâl bir şeydir. Dünyâ’nın formatına çok da uygun değildir. Tüm zamanlarda ve günümüzde, sultanlar, zenginler ve de hırsızlar, kendi konforları uğruna nicelerinin konforunu ve rahatlarını bozmuşlardır ve bozmaktadırlar. Birileri “konfora tapıyor” diye birileri ezilmektedir. Zâten küfürde, şirkte ve putçulukta böyle olur. Putçuluk insanların genel çoğunluğunun üzerinde yükselir. Altta kalan ezildikçe ezilirken, üstekinin ise konforu arttıkça artar. Yâni konfordan mahrûm olanlar olmasa aslında birilerinin konfor, rahatlık ve lüks içinde keyif çatabilmesi imkânsızdır.

 

Modern insan konforuna ve rahatına çok düşkündür. Fakat İslâm’a göre hayat bir “imtihan”dır ve Dünyâ da “imtihan dünyâsı”dır. Bu, Dünyâ’nın “cennet” olmadığı anlamına  gelir. İmtihan son ânâ kadar sürecektir. Bu ise hayat-boyu disiplinli olmayı gerektirir. Çünkü adı üstünde, “imtihanda olmak, disiplin içinde olmak” demektir.

 

İslâm helâl yoldan yemeyi-içmeyi-giymeyi-gezmeyi helâl sayar. Fakat haddi bilmeyi ve aşmamayı da öğretir. İslâm bir imtihan bilinci içerdiğinden dolayı -baştaki âyette söylendiği gibi- mü’minlere disiplin içinde olmalarını emreder. İşte bu durum modern insana ve özellikle de gençlere çok zor ve hattâ dehşet verici gelmektedir. Zîrâ modern insan ve özellikle gençler, konforlarından ve rahatlarından aslâ tâviz vermek istememektedirler. Çünkü onlara 5-6 yaşlarına kadar anne-babaları, sonra da okul tarafından bir prenses ve bir kral gibi davranılmaktadır. Her istekleri ânında yerine getirilmektedir. Hattâ çocuklarının yanında “hayır” ve “ölüm” kelimelerini kullanmayanlar var. Bu şekilde yetişen çocuklar gençliklerinde ve ileriki yaşlarında, ellerini sıcak sudan soğuk suya sokmak istememekte ve Dünyâ’da bir kral ve kraliçe gibi yaşamak istemektedirler. Üstelik bunu kendileri için bir “hak” olarak görmektedirler. Modern toplum bu zihniyette ve davranışlarda olan insanlarla dolmaktadır.    

 

Modern gençliğin erkekleri kendilerin kral, kızları ise prenses gibi görmektedirler. Bunda âilelerin de rôlü ve payı vardır. Sürekli pohpohlanarak yetiştirilen modern gençlik, kafa ve beden konforunu bozacak her-şeye gıcık olup düşman oluyor. Bu, çok basit şeyler için bile geçerlidir. Meselâ konforunu ve rahatını dinleştirmiş olan ve zinhar tâviz vermeyen gençler, hazları, konforları ve arzularının tatmini için yeme-içme-gezme vs. şeyleri hiç bıkmadan ve aşırı bir hevesle yapabildikleri hâlde, kendisi için çırpınan ana-babasının bir su istemesini bile “konforunu ve rahatını bozan şey” olarak görüp buna katlanamamaktadır ve ana-babasının isteğini öfleyip-püfleyerek son-anda yerine getirmektedir. Tabi bu-arada ana-babası, kendi işlerini kendileri kalkıp yapmamışsa. Zîrâ modern insan ve gençlik, konforuna ve rahatlığına aşırı düşkündür ve âdetâ konforuna tapmaktadır ve bu tapınıştan aslâ tâviz vermek istememektedir.

 

Dünyâ-konforu yerinde olanların, kafa-konforları da yerindedir. Fakat kafa-konforları yerinde olanlar, yâni hiç-bir şeyi kafaya takıp da konforunu bozmayanlar, “insan” olma noktasında sorunludur. Çünkü “kâlp konforları” bozuktur. Kâlbi bozuk olanın konforu ve rahatı yerinde olsa da, aslında iç-huzurdan mahrûm olduğu için içten-içe bir huzursuzluk yaşamaktadır. Çünkü Dünyâ’nın formatı ve sünnetullaha göre Dünyâ, sürekli olarak konfor ve rahat içinde yaşamaya elverişli ve yeterli bir yer değildir.

 

İnsanlar târih boyunca hiç-bir zaman günümüzdeki kadar; tembel, korkak, uykucu, konformist, alıngan, israfkâr, yalancı vs. olmamıştı. Zâten buna uygun mekân ve zaman da yoktu. Zîrâ eskiden genel anlamda insanların tembellik yapacak lüksü ve alanı yoktu. Çok açıktır ki konfor ve rahatlarına çok düşkün olanlar “tembel” insanlardır. “Tembellik bir insan hakkıdır” diyorlar fakat bırakın insanı, günlük yaşayan hayvanların bile tembel olma lüksü yoktur.  

 

Halkın konfor ve rahat isteği ve hayâli ne kadar artarsa artsın, hiç-bir zaman istedikleri ve hayâl ettikleri gibi konfora ve rahata erişemezler. Fakat onları bu düşünceye sokan ve hayâllere daldıranların konforları ve rahatları günden-güne artar. O yüzden kafaların ve de bedenlerin konforu bozulmadan; tâğutların-zâlimlerin-şerefsizlerin konforu bozulmaz.

 

Rahat ve konfor isteği hiç-bir zaman bitmez. Çünkü hiç-bir rahat ve konfor durumu insana yetmez. İnsan her zaman, bulunduğu durumun bir-üstünü ister ve hayâl eder. O yüzden konfor ve rahat isteği ve hayâli şeytanın bir tuzağıdır. Bu tuzakta çırpındıkça daha çok batar. Bu nedenle insan için ölçülü ve orta-yollu bir Dünyâ hayâtı en doğrusu ve en iyisidir. Aksi-hâlde konfor peşinde koşup durmak zorunda kalır. Konfor peşinde koşmak elbette hevâ ve hevesin peşinde koşmaktır:

 

“Kendi istek ve tutkularını (hevâsını-nefsini) ilah edineni gördün mü?. Şimdi ona karşı sen mi vekil olacaksın?” (Furkân 43).

 

Konfor tutkunları her günü ve her ânı dolu-dolu yaşamak isterler. Modernite aslında böyle bir isteği ve hayâli insanlara dayatır. İnsanların sürekli olarak bu durumda olmalarını ister. Çünkü arzu ettiği insan-tipi budur. Bu bağlamda çeşitli manşet sözler üretmişlerdir. Bunlardan biri de; “Carpe Diem” yâni “Günü Yakala”dır. Popüler kültürde ise en çok “ânı yaşa”,“gününü gün et”, “günü yaşa” anlamlarında kullanılmaktadır. Yâni aslında zımnen; “sürekli olarak konfor ve rahat hayâli içinde ol” demek isterler. Böylece onu olmayacak hayâllere kaptırarak bu uğurda her-şeyi yapacak bir insan hâline getirirler.

 

Modern insanın bu duruma gelmesinde modern-seküler-lâik eğitim sistemi ve profan ideolojilerin de payı vardır ve hattâ ana-pay onlara âittir. Bireyleşmiş ve konforuna tapan gençler için en iyi hayat, konforunu ve rahatını arttıracak şeyleri yapmak yada bunun hayâlini kuraktır. Çoğu insan aslında konfor içinde olmadığı hâlde sanki konfor ve rahat içindeymiş gibi davranır. Modern gençlik, her zaman yapmayacağı ve yapamayacağı, olmayacak şeyleri hayâl eder ve bunun muhabbetini yapar durur. Fakat sıra onu fiîliyata ve pratiğe dökmeye gelince işin zorluğu açığa çıkar ve onu yapabilmek için konfordan ve rahattan vazgeçilmesi gerektiğini görür. O zaman da konfor ve rahatından vazgeçmek yerine hayâlinden vazgeçer ve yeni hayâller kurmaya başlar. Hattâ hayat tecrübesinden uzak olan çoğu genç bu konuda şizofreni hâli yaşamaktadırlar. Çünkü modern genç, henüz hayâtın acısını ve zorluğunu görmemiştir ve hayâtı hep toz-pembe zannetmektedir. Bir asalak gibi yaşadıkları için hayat onlara “her zaman böyle gidecek” gibi gelmektedir. İşin daha da kötü yanı, bu konuda yapılan uyarıları da dinlememektedirler. Çünkü konforu ve rahatı yada konfor ve rahat hayâlini bozmak gerçekten çok zordur.

 

Hayat hep “iniş” ve “yokuş-aşağı” değildir. Hayatın bir de çıkışları ve dik yamaçları vardır ki aslında imtihanın gereği olarak hayat daha çok dik yokuşlardan oluşur. Çünkü Dünyâ’nın formatı bunu gerektirmektedir.

 

Yeni nesil disiplini hiç sevmiyor ve hattâ nefret ediyor. Zîrâ disiplin, konforu blôke eder. Disiplin ile konfor aynı-anda bir-arada bulunmazlar. Çünkü konfor zâten bir disiplin yokluğu durumudur. Disiplinli insanlar için konfora sâhip olunsa bile onu yeterli şekilde kullanmak pek mümkün değildir. Bunun farkında olan modern insan, disiplinli bir hayat istememekte ama konfora kavuşmayı çok istemektedir. Fakat disiplinli olmadan ve hayatta disiplin içinde olup da bir kazanç elde etmeden, -eğer atadan mîras kalmamışsa- o konfora ve rahata ulaşmak mümkün değildir. O hâlde bir hayâtı konfor içinde yaşamak isteği pek de mümkün olan bir şey değildir ki konfor içinde yaşadığını zannettiğimiz insanları yakından tanıdığımızda, konfordan çok da yararlanamadıklarını görürüz. Çünkü buna aslında Dünyâ’nın formatı yada sünnetullah izin vermez. Zîrâ Dünyâ “cennet” değildir.  

 

Namaz, oruç, zekat, hac İslâm’ın diğer emirlerini yerine getirmek konforu mahveder. Düşünsenize; uykuya, yeme-içmeye, gezmeye, filme-diziye, maç izlemeye vs. mecbûren ara verdiriyor, televizyonu kapattırıyor. Böylece konforu bombalıyor. O yüzden konfor ve rahat düşkünleri ibâdetlerini ya hiç yapmazlar yada çok sınırlı bir şekilde yaparlar ki bu, “ibâdetin şeklini kendisinin belirlemesi” anlamında “din belirlemek”tir. Bu ise İslâm’ın aslâ kabûl etmeyeceği bir şeydir. Çünkü zâten şirk ve küfür dolayısı ile zulüm, dîni kendisi belirlemek isteyenlerin zamanla yeni bir din ortaya çıkarmaları durumudur.

 

Çağdaş küresel medeniyeti kuran ve yaşatanlar yâni Allah, Peygamber, hesap-günü ve hak-hakîkat tanımayanlar; “gün bu gündür, yaşamana bak, hayâtın keyfini çıkar” diyenlerdir. Bunun için her türlü imkânı kullanmaktadırlar. Çünkü Allah’ı hesâba katmayanlar ve O’na düşman olanlar iş-başına geçtiklerinde ekini ve nesli helâk ederler.

 

Konformizm aslında korkudan, durgunluktan ve pısırıklıktan kaynaklanır. İnsanı “insan” yapan şeylerden uzak kalınca, aradaki boşluk konfor ile kapatılmak istenmektedir. Atasoy Müftüoğlu bu bağlamda şunları söyler:

 

“Konformist, teslimiyetçi, statükocu, hoşgörücü yaklaşımlar zelil korkulardan kaynaklanır. Modern-seküler târihin İslâm ve müslümanlara karşı savaşının sürdürüldüğü bir dönemde, konformizmi, hoşgörüyü seçmek kadar utanç verici bir tercih olamaz. Hiç-bir mücâdeleye, muhâlefete, sorgulamaya yanaşmayan konformizm her durumda büyük bir onursuzluğa neden olur. Ezoterik, gnostik, konformist, statükocu dînî yaklaşımlardan hiç-bir sûretle sağlıklı bir gelecek beklenemez. Bütün bir insanlık, çıkarcı çılgınlıklar dünyâsında yaşıyor”.

 

İnsan her-şeyin en güzeline lâyıktır. Çünkü Allah insanı, “her-şeyin en güzeline lâyık olması için” yaratmıştır. Fakat bu, “Dünyâ’daki her-şeyin” değil, “cennetteki her-şeyin en iyisi”dir. Çünkü Dünyâ herkese “lüks” anlamında her-şeyin en iyisini sunacak yeterlilikte değildir. O hâlde insan, cennette en iyisine lâyık olmak ve ona hak kazanmak için çalışmalıdır ki bu ancak İslâm-merkezli çalışmakla olur. O da, bir disiplin içinde, vazgeçişlerin de olduğu ve hattâ mallarla ve canların ortaya konulacağı bir cihadı gerektirir. Aksi-hâlde her-şeyin en güzeli olan cenneti değil, her-şeyin ve her-yerin ateş ve azâb olduğu cehennemi hak edecektir. Asuman Düzgün, “her-şeyin en iyisine lâyık olmak” bağlamında şunları söyler:

 

“Zihinlere zerk edilen ‘sen her-şeyin en güzeline ve en iyisine lâyıksın’ aldatmacası, kişinin nefsini üstün görerek kendine tapar bir hâle gelmesine neden olabiliyor. Çoğu-zaman modern insanı, ‘hayâtıma dâhil olan herkes ve her-şey en iyi olmalı’ fikriyle daha fazlası için hep bir çaba içinde talepkâr buluyoruz. Onda vâr olan bu ‘hep en gözde ve seçilmiş olana kendisinin lâyık olduğu’ düşüncesi ise onu kendisi ve çevresiyle hattâ Yaradan’ı ile iletişimini bozacak seviyeye getiriyor. Bu noktadaki muhteris kişi kendisini yücelterek hayatta herkesten ve her ortamdan alacaklı bir tavır içine giriyor ve bencilliğin o nobran hâllerini takınabiliyor. İnsan çoğu-zaman kendi acziyetini unutarak şâhitlik ettiği şeylerin sâhipliğine soyunabiliyor. Modern zamanların sloganı olan ‘sâhip olduğun kadar varsın’ telkinleriyle dünyevîleşmeyi hayâtının her alanına dâhil edebiliyor”.

 

Cennet “yol geçen hanı” değildir. Sonsuz nîmetler diyârı olan cenneti hak edebilmek ve âhirette rezil olmaktan kurtulabilmek için, bu Dünyâ’da kafa ve beden konforunun imtihan ve sünnetullahın gereği olarak baya bir bozulması gerekir. Dünyâ’da konfor içinde keyif çata-çata ölüp de cennete gidebilmek kolay olmadığı gibi pek mümkün de değildir. Çünkü “âhiretin tartısı ve hesâbı” Dünyâ’daki gibi değildir. Dünyâ’da kim Allah rızâsı için daha takvâlı olmuş ve gayret etmişse o cennete en çok lâyık olacak, cenneti en çok o hak edecektir. “Göbeğini kaşıya-kaşıya yaşamak ve ölünce de cennete gitmek” hayâli olanlar bu hayâllerinden bir-an önce vazgeçseler iyi olur. Yoksa âhirette “büyük bir şok” yaşayabilirler. Çünkü hiç-bir peygamber göbeğini kaşıya-kaşıya peygamberlik yapmamıştır. Lüks ve rahatlık içinde yaşayıp da hem Dünyâ’da hem de âhirette saadete ulaşmış bir peygamber örneği yoktur. Bu zâten “imtihan dünyâsı” bağlamında mümkün de değildir. Hz. Süleyman bile o kadar zenginliğine rağmen savaşlarda-seferlerde ve devletin işlerine koşturmaktan dolayı konfor ve rahatlık içinde yaşamış değildir ve hattâ kendisi bir devlet-işi ve denetimi sırasında vefât etmiştir.

 

Dünya konfor ve rahat içinde yan gelip yatmak için bulunduğumuz yer değildir. Hiç-bir zaman da olmayacaktır. Şeytan bile kendi bâtıl yolu üzerinde aralıksız olarak “söz”ünü yerine getirmek için çalışmaktadır. O kadar ki, nicelerini ayartmayı ve ayaklarını kaydırmayı başarmıştır. Hem de bunu en çok “konfor tuzağı”na düşürerek yapmaktadır.

 

Dünyâ, cennetin ebedî konforunu kazanmak için, konfordan vazgeçerek hak-hakîkat, adâlet-eşitlik ve tevhidi hâkim kılarak bu şekilde yaşamak ve bu yolda çok gayret edilmesi gereken bir mekândır. Dünyâ bir “konfor ve rahat yeri” değil, “eşsiz konfor ve rahat etme yeri” olan cenneti kazanmak için hazırlanmış olan bir imtihan alanıdır. Yeryüzünde ilk önce kafa, sonra da beden konforunu bozmadan ve her-şeyi Allah’ın isteği ve rızâsına göre yapmak için çalışmak (cihad) kişinin takvâsı ölçüsünde onu sonsuz konforun, rahatlığın, mutluluğun ve huzûrun merkezi olan cennete ulaştıracaktır. Fakat konforunu ve rahatını boz(a)mayanları ve konfor ve rahatlık içinde kendinden geçenleri ise âhirette zor bir hesap ve azap beklemektedir.

 

“Yoksa insana her dileyip arzu ettiği şey mi var (zannediyor)?” (Necm 24).

 

“Yoksa sizden önce gelip-geçenlerin hâli başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?. Onlara öyle bir yoksulluk, öyle dayanılmaz bir zorluk çattı ve öylesine sarsıldılar ki, sonunda elçi, berâberindeki mü’minlerle; ‘Allah’ın yardımı ne zaman?’ diyordu. Dikkat edin. Şüphesiz Allah’ın yardımı pek yakındır (Bakara 214).

 

“İnkâr edenler ateşe sunulacakları gün, (onlara şöyle denir:) Siz Dünyâ hayâtınızda bütün güzelliklerinizi ve zevklerinizi tüketip-yok ettiniz, onlarla yaşayıp-zevk sürdünüz. İşte yeryüzünde haksız yere büyüklenmeniz (istikbârınız) ve fâsıklıkta bulunmanızdan dolayı, bugün alçaltıcı bir azab ile cezâlandırılacaksınız” (Ahkâf 20).

 

“Ey îman edenler!, sizi acı bir azapdan kurtaracak bir ticâreti haber vereyim mi?. Allah’a ve Resulü’ne îman edersiniz, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihad edersiniz. Bu, sizin için daha hayırlıdır; eğer bilirseniz. O da sizin günahlarınızı bağışlar, sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere ve Adn cennetlerindeki güzel konaklara yerleştirir. İşte ‘büyük mutluluk ve kurtuluş’ budur. Ve seveceğiniz bir başka (nîmet) daha var: Allah’tan ‘yardım ve zafer (nusret)’ ve yakın bir fetih. Mü’minleri müjdele” (Saff 10-13).

 

En doğrusunu sâdece Allah bilir.

 

Hârûn Görmüş

Kasım 2019

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder