10 Mayıs 2019 Cuma

Zinâ




“Zinâya yaklaşmayın, gerçekten o, ‘çirkin bir hayâsızlık’ ve kötü bir yoldur” (İsrâ 32).

Bir yoruma göre âyetteki “yaklaşmayın” ifâdesi, “zinâya götürecek sebeplerden, hareket ve işlerden sakının, yabancı kadınları düşünmeyin, onlarla konuşmayın, onların seslerini dinlemeyin, onlara bakmayın, onlarla tokalaşmayın” demektir.

İnsanlar tüm zamanlarda 2S ve 2Ş şeklinde formûle edilen, servet-siyâset ve şehvet-şöhret olarak 4 ana-nedenden dolayı saparlar. Bunlardan şehvet yâni “cinsel istek”, ancak meşrû olursa sorun olmaz. Gayr-ı meşrû cinsellik, yâni zinâ ise, tüm zamanlar boyunca günah sayılmış, hem din tarafından haram kılınmış ve hem de din ve devlet tarafından yasaklanmıştır. Fakat buna rağmen zinâ günahı çok fazla işlenmiştir-işlenmektedir. Bu nedenle de Kur’ân’da, bırakın zinâyı yapmayı, “zinâya yaklaşmayın bile” uyarısı yapılır. Zinâ şehvetin bir kışkırtması olarak, gayr-ı meşrû yoldan şehveti tatmin etmek ve zevk için yapılan günahtır. Zâten zinânın yapılması için ona “yaklaşmak” yeterlidir. Çünkü yaklaşınca zinâ yapmamak neredeyse imkânsızdır. Zinâ ânından kendini korumak için herhâlde Hz. Yûsuf gibi olmak lâzımdır ki böyle bir irâdeye sâhip olmak çok üstün bir vasıf olmasına rağmen, bu irâdeye sâhip olmak için ödenmesi gereken bedelleri ödemeyi herkes göze almaz.  

Zinâ: “Aralarında evlilik-bağı olmayan kişiler arasındaki cinsel ilişki” demektir (TDK).

İslâm’a göre neslin ve toplumun soyca ve ahlâkça korunması için cinsel ilişkinin mutlakâ nikah-bağı ile birleşmiş kişiler arasında olması gerekir. Evlilik-dışı ilişkiler kesinlikle yasak ve haramdır İslâm’da. Zâten buna, “kendini bilen” toplumlar da sıcak bakmaz ve psikolojik bir baskı uygulanır durur. Peygamberimiz, dînin korunması ile gayr-ı meşrû evlilik arasındaki ilişkiyi şu şekilde kurmuştur: “Sâliha bir kadına kavuşan, dînin yarısını korumuş olur. Geri kalan yarısında da Allah’tan korksun!” (Taberâni).

Özellikle kadınlara zinâ iftirâsının öyle kolayına yapılmasına izin vermez Kur’ân. Bir kadına zinâ isnâdında bulunan birinin bunu ispatlamasını ister. Üstelik zinâ isnâdı yapıp da bunu ispatlayamayanlara da ayrıca bir cezâ öngörülür:

“Kadınlarınızdan fuhuş yapanların aleyhinde olmak üzere içinizden dört şâhid tutun. Eğer şehâdet ederlerse, onları, ölüm alıp götürünceye veya Allah onlara bir yol kılıncaya kadar evlerde alıkoyun” (Nîsâ 15).

“Korunan (iffetli) kadınlara (zinâ suçu) atan, sonra dört şâhid getirmeyenlere de seksen değnek vurun ve onların şâhidliklerini ebedî olarak kabûl etmeyin. Onlar fâsık olanlardır” (Nûr 4).

“İslâm’da bekâr ve işsiz kalmak suçtur” denir. Bekârların ve işsizlerin işe ve evliliğe kavuşması tüm İslâm toplumunun sorumluluğundadır. Zîrâ İslâm kişileri işsiz ve rızıksız bırakmadığı gibi, doğal bir ihtiyaç olan cinsel ihtiyâcın da meşrû bir şekilde karşılanmasını emreder. Hattâ Peygamberimiz de: “Evlenmeye gücü yeten evlensin!. Evlenmek gözü haramdan korur. Herhangi bir sebeple evlenemeyen oruç tutsun! Çünkü oruç şehveti kırar” (Diyâ) der.

Bir başka pasajda da:

“Evlenmek benim sünnetimdir. Kim benim bu sünnetimle amel etmezse benim yolumda olmamış olur. Evleniniz!. Çünkü ben diğer ümmetlere karşı sizin çokluğunuzla iftihar ederim. Evlenmeye imkân bulamayan oruç tutsun. Çünkü oruç şehveti kırar” (İbn Ma’ce, Nikâh 1) der.

Kur’ân’da ise, evlenmek için yeterli şartları olmayanlara yada hiç evlenemeyenlere şu tavsiye yapılır:

“Nikâh (imkânı) bulamayanlar, Allah onları kendi fazlından zenginleştirinceye kadar iffetli davransınlar” (Nûr 33).

“İçinizden özgür mü’min kadınları nikâhlamaya güç yetiremeyenler, o zaman sağ ellerinizin mâlik olduğu inanmış câriyelerinizden (alsın.) Allah îmânınızı en iyi bilendir. Siz birbirinizdensiniz. Öyleyse onları, fuhuşta bulunmayan, iffetli ve gizlice dostlar edinmemişler olarak velilerinin izniyle nikâhlayın. Onlara ücretlerini (mehirlerini) mâruf (güzel ve örfe uygun) bir şekilde verin. Evlendikten sonra, fuhuş yapacak olurlarsa, özgür kadınlar üzerindeki cezânın yarısı(nı uygulayın.) Bu, sizden günaha sapmaktan endişe edip korkanlar içindir. Sabrederseniz sizin için daha hayırlıdır. Allah, bağışlayandır, esirgeyendir” (Nîsâ 25).

Görüldüğü gib, hiç-bir tâviz verilmiyor ve “bekâr adamsın”, “bir kereden bir şey olmaz”, “Allah affeder” gibi sözler söylenmiyor. Zinâda bekâr yada evli olmak, zinânın zinâ olmasını ve zinâya verilen cezâyı değiştirmez. Bâzı uydurma rivâyetler ve modern düşünceler bunu mümkün görüyorlar ama Kur’ân zinâ konusunda evli-bekâr ayrımı yapmayarak genel bir ifâde kullanır ve zinâyı yapan kim olursa-olsun aynı cezâyı öngörür:

“Zinâ eden kadın ve zinâ eden erkeğin her birine yüzer değnek (celde) vurun. Eğer Allah’a ve âhiret gününe îman ediyorsanız, onlara Allah’ın dîni(ni uygulama) konusunda sizi bir acıma tutmasın; onlara uygulanan cezâya mü’minlerden bir grup da şâhit olsun. Zinâ eden erkek, zinâ eden yada müşrik olan bir kadından başkasını nikâhlayamaz; zinâ eden kadını da zinâ eden yada müşrik olan bir erkekten başkası nikâhlayamaz. Bu, mü’minlere haram kılınmıştır. Korunan (iffetli) kadınlara (zinâ suçu) atan, sonra dört şâhid getirmeyenlere de seksen değnek vurun ve onların şâhidliklerini ebedî olarak kabûl etmeyin. Onlar fâsık olanlardır. Ancak bundan sonra tevbe eden ve sâlihçe davrananlar hâriç. Çünkü gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgeyendir” (Nûr 2-5).

Eşlerine zinâ suçu isnat edenlerin kendilerinden başka şâhitleri yoksa ve eşler bu isnatta kararlıysa Kur’ân şöyle bir çözüm üretir:

“Kendi eşlerine (zinâ suçu) atan ve kendileri dışında şâhidleri bulunmayanlar ise, onlardan da her birinin şâhidliği, Allah adına dört (kere yemin) ile kendisinin hiç şüphesiz doğru söyleyenlerden olduğuna şâhidlik etmektir. Beşinci (yemini) ise, eğer yalan söyleyenlerdense, Allah’ın lânetinin muhakkak kendi üzerinde olması(nı kabûl etmesi)dir. Onun (kadının) da dört kere Allah adına (yeminle) onun (kocasının) hiç şüphesiz yalan söyleyenlerden olduğuna şâhidlik etmesi kendisinden cezâyı uzaklaştırır. Beşinci (yemini) ise, eğer o (kocası) doğru söylüyor ise, Allah’ın gazâbının muhakkak kendi üzerinde olması(nı kabûl etmesi)dır. Eğer Allah’ın üzerinizde fazlı ve rahmeti olmasaydı ve Allah gerçekten tevbeleri kabûl eden hüküm ve hikmet sâhibi olmasaydı (ne yapardınız)?” (Nûr 6-10).

Modern dönemde bilimsel bir yöntem kullanılarak, bu dört şâhit için, AGCT kısaltmasıyla, Adenin (Adenine), Guanin (Guanine), Sitozin (Cytosine), Timin (Tymine) denilen DNA molekülleri üzerine yapılan tetkik ile, eşlerin DNA moleküllerine yabancı bir molekül grubunun karışmış olup-olmadığına bakılabiliyor. Tabi bu Kur’ân’ın rûhuna ne kadar uygundur tartışması yapılabilir ve yapılmalıdır da. Çünkü eşleri böyle bir tetkik yapmaya dâvet etmek de “güven zedelenmesi” ortaya çıkararak evliliğe zarar verebilir.

Kuran, mü’minlerin özelliklerinden bahsederken, şirk, katl ve zinâyı birlikte kullanmakla, zinânın da bunlar kadar ağır sonuçları olduğunu söyler gibidir:

“Ve onlar, Allah ile berâber başka bir ilah’a tapmazlar. Allah’ın haram kıldığı canı haksız yere öldürmezler ve zinâ etmezler. Kim bunları yaparsa ‘ağır bir cezâ ile’ karşılaşır” (Furkân 68).

Allah, Peygamberimiz’e, kadınlardan kendisine biat edeceklerden olmak üzere bâzı şartlar koşar ki, bu şartlardan biri de zinâ yapmamalarıdır:

“Ey Peygamber!, mü’min kadınlar, Allah’a hiç-bir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zinâ etmemek, çocuklarını öldürmemek, elleri ve ayakları arasında bir iftirâ düzüp-uydurmamak (gayr-ı meşrû bir çocuğu kocalarına dayandırmamak), ma’ruf (iyi, güzel ve yararlı bir iş) konusunda isyân etmemek üzere, sana biat etmek amacıyla geldikleri zaman, onların biatlarını kabûl et ve onlar için Allah’tan mağfiret iste. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir” (Mümtehine 12).

Kişi zinâ yapmanın haram olduğunu bildiği halde zinâ yapmaktan kendini koruyamıyor, hatta halk arasında zinâ yapana; çapkın, hovarda gibi unvan verilmek sûreti ile zinâ basite indirgeniyor. Zinâ yapanlar cünüp gezmenin doğru olmadığına inandığı için gusül etmeyi ertelemiyor ama zinânın haram olduğunu kabûl edip de ondan uzak durmuyor. Hele modern zamânın modern insanları artık şu sözleri çok rahat ve kolay bir şekilde söyleyebiliyor: “Beden benim değil mi, istediğimi yaparım, kim karışır, sana ne, cinsel ihtiyâcımı istediğim gibi karşılarım”. Bunun gibi câhilce ve sapıkça sözlerle savruluyorlar.

Modern dönmede evliliklerin gecikmesinin yada ertelenmesinin de, evliliklerin sona ermesinin de ana-nedenlerinden biri zinâdır. Modern gençlik düşünüyor; “evim var, arabam var, işim var, sağlığım yerinde, yeme-içme sorunum da yok, öyleyse niye evleneyim, niye böyle bir sorumluluğun ve yükün altına gireyim ki?” diyor. Evli olanlar da aynı şeyleri düşünerek; “boşansam da sorun olmaz” düşüncesiyle çok kolay boşanabiliyor. Özellikle de duyguları çok güçlü olan ve onları kontrôl etmekte zorlanan kadınların aşırı serbest bırakılması bunu fazlalaştırıyor. Zâten boşanma oranlarının artmasında etken olan ana-neden budur. Boşanma dâvâlarını açanların %80’i kadınlardır. Boşanan bu kadınlar genelde bir daha da evlenmeyi düşünmüyorlar ve evlenemiyorlar da. Zîrâ maddî olarak modern hayat her-şeyi kolayca karşılayacakları ortam kendilerine sağlarken, cinsel ihtiyaçlarını da zinâ ile karşılayabiliyorlar. Zâten devlet de zinâya karışmıyor. Eğer dîni inancı da yoksa yada inancı sâdece “psikolojik bir inançsa”, zinâ yapmak ve her zaman farklı partnerle birlikte olmayı sorun olarak görmüyor ve hattâ ona göre böylesi daha da iyi ve zevklidir.

Zinânın ilk aşaması “göz”dür ve zinâ “göz zinâsı”yla başlar. Bu bağlamda, “güzele bakmak sevaptır” sözü yanlıştır ve belki de bu sözün doğrusu “güzel bakmak sevaptır” şeklindedir. Göz zinâsı zinâya dâvetiye çıkarır ve kişiyi maazallah zinâya yaklaştırır ve zinâyı işlettirir. O hâlde ilk başta yapılacak şey, “göze sahip çıkmak”tır. Peygamberimiz ile Hz. Ali bir-gün birlikte giderlerken, Hz Ali bir kadına bakmış ve daha sonra dönüp bir daha bakınca, Peygamberimiz: “Ey Ali, ilk bakış lehine, ikinci bakış aleyhinedir” demiştir. Zâten Kur’ân’da gözlerin yere indirilmesinden bahsedilir ki (Nûr 31) zinâ daha baştan engellenmiş olsun.

Peygamberimiz zinâ ilgili sözlerinin bâzıları şöyledir:

“Zinâ etmeyin, kadınlarınızın câzibesi güzelliği, çekiciliği, albenisi ve sevgisi gider, soğukluk başlar” (İ. Neccar).

“Zinâ fakirliğe yol açar” (Beyheki).

“Gençliğini zinâdan koruyan mü’min cennete girer” (Beyheki).

“Bir kadın, beş vakit namazını kılar, namusunu korur, kocası ile iyi geçinirse, dilediği kapıdan Cennete girer” (İbn-i Hibban).

“Bir yerde, zinâ ve ribâ çoğalırsa, o yerin halkı, belâya mâruz kalır” (Hakim).

“Kötü kadınlar çoğalıp, zinâ toplum içinde yayılırsa, halk, daha önce görülmemiş bulaşıcı hastalıklara mâruz kalır” (Beyheki).

“Siz iffetli olursanız, kadınlarınız da iffetli olur” (Hâkim).

“Nâmusunuzu koruyun, zinâ etmeyin!. Nâmusunu koruyana cennet vardır” (Hakim).

Vahye göre tüm zamanlarda “insanların uygulayabileceği” cezâ sayısı 4’tür. Bunlar şu şekildedir:

1.Öldürme
2-Hırsızlık
3-Zinâ
4-İftirâ

Zinâ: “Zinâ eden kadın ve zinâ eden erkeğin her birine yüzer değnek (celde) vurun. Eğer Allah’a ve âhiret gününe îman ediyorsanız, onlara Allah’ın dîni(ni uygulama) konusunda sizi bir acıma tutmasın; onlara uygulanan cezâya mü’minlerden bir grup da şâhit olsun” (Nûr 2).

İftirâ: “Korunan (iffetli) kadınlara (zinâ suçu) atan, sonra dört şâhit getirmeyenlere de seksen değnek vurun ve onların şâhitliklerini ebedî olarak kabûl etmeyin. Onlar fâsık olanlardır” (Nûr 4).

Evet; İslâm’da insanların tüm zamanlarda uygulayabileceği had cezâsı çeşidi 4’tür: Öldürme, hırsızlık, zinâ ve iftirâ. Âlimler bir de “içki içene de cezâ uygulanmalıdır” derler. İçki içene “iftirâ atma cezâsı” olan 80 değnek vurulur. Çünkü sarhoş adamın sarhoş kafayla iftirâ atması çok olasıdır. Fakat bu durum genelleştirilemez ve sarhoş olsa bile iftirâ attığı kesin olmalıdır. Peygamberimiz’in zinâ cezâsını belirleyen âyetler gelmeden önce Tevrat’ın hükmüyle hükmederek bir recm cezâsı uyguladığı söylense de İslâm’da recm cezâsı yoktur. Zâten İslâm’da kölelere cezâların yarısı uygulanır ki recme “yarı-cezâ” verilemez. “Yarı-ölüm” diye bir şey olamaz çünkü. 

Târihte zinâya bâzen de çok ağır cezâlar da verilmiştir ki meselâ “Cengiz Han Yasaları”nda zinânın cezâsı ölümdür. Cengiz Han Yasası’nın 1. ve 2. kânunları şu şekildedir:

1- Her kim zinâ ederse, kim olduğuna ve evli olup-olmadığına bakılmaksızın îdam edilir.

2- Livâta yapanlar îdam edilir.

Toplumun aşınmasını ve bozulmasını neden olan etkenlerin en önemlilerinden biri de zinânın serbest kalması, artması ve hattâ zıvanadan çıkmış olmasıdır. Buna İslâm-merkezli bir çözüm üretilmedikçe de bunu önüne geçilemeyecek ve toplum günden-güne yozlaşıp bozulacak ve ifsâd olacaktır. Bu nedenle siz en iyisi mi:

“Fuhşun açığına da, gizlisine de yaklaşmayın” (En-âm 151).

Evet; zinâ, hem haram hem yasak hem suç hem de ayıptır.

En doğrusunu sâdece Allah bilir.

Hârûn Görmüş
Ocak 2018


Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme