10 Mayıs 2019 Cuma

“Kutsala Sövmek” Üzerine



“Kim izzeti istiyorsa, artık bütün izzet Allah’ındır. Güzel söz O’na yükselir, sâlih amel de onu yükseltir. Kötülükleri tasarlayıp düzenleyenler ise; onlar için şiddetli bir azab vardır. Onların tasarladıkları boşa çıkıp bozulur” (Fâtır 10).

Sövmek: “Onur kırıcı, çoğu basmakalıp kaba sözler söylemek, küfretmek” anlamındadır (TDK). Aslında sövgü, “küfür” ile direkt değil, dolaylı yoldan anlamdaş olabilir. Zîrâ küfür, “örtmek” mânâsında olup; “dînin, hakkın ve hakîkatin üstünü örterek inkâr etmek” demektir. Sövgüde, sövülen şey güyâ değersizleştirilerek ve ona olan meyil engellenerek “üstünü örtmek” anlamında “küfür” olabilir. O hâlde sövgü küfre yol açacaktır.

“Dinde ikrah (çirkinlik-iğrençlik-baskı) yoktur. Şüphesiz, doğruluk (rüşd) sapıklıktan apaçık ayrılmıştır. Artık kim tâğutu tanımayıp (tâğuta küfredip=yekfur bit tâgûti) Allah’a inanırsa, o, sapasağlam bir kulpa yapışmıştır; bunun kopması yoktur. Allah, işitendir, bilendir” (Bakara 256).

Bu âyet “tâğuta küfretmekten” bahseder ki, bu küfür, “sövgü” şeklinde ana-avrat şeklinde bir sövgü değil, “üstünü örtmek, etkisizleştirmek” anlamında yapılan bir küfürdür. Yâni “küfre küfretmek”tir. Tâğut, küfrün (şirk) temsilcisi olduğundan, âyette tâğutun küfrünün örtülmesinden bahsediliyor. Bu örtme ise tabî ki “hakkın gelip bâtılı yok etmesi”yle olacaktır. Tâğutla küfürleşmek, sövgü yarışına girmek demek değildir.

Zamânımızda sövmek çok sıradanlaştı ve sövgüler çok çeşitlendi. Öyle ki, nokta-virgül-bağlaç gibi kullanılmaya başladı. Artık sâdece erkekler de değil, kızlar da çok sövmeye başladı ve hattâ sövmek ve sövgü kelimelerini-cümlelerini kullanmak bir ilgi çekicilik, bir îtibar kazanmak olarak kullanılıyor. Birileri sövmeyi kızlara-kadınlara ve küçük çocuklara daha çok yakıştırıyor.

Sövgü kelimeleri ve cümleleri, aslında herkes için anlamlı olmayabiliyor. Meselâ küçük çocuklara küfür ettiriliyor ama çocuk ne dediğini bilmiyor ki!. Yada başka ülkedeki bir kişi, duyduğu o sözlere bir anlam veremiyor. Bir keresinde Türklerden biri yabancı ülkeden birine çok kullanılan sövgü içeren bir söz söylemiş, karşıdaki bu sözün ne anlama geldiğini anlamadığı için “ne olmuş ki … ” demişti. Yâni sövgü cümleleri aslında temelde anlamsızdır ve toplumun yada kişilerin o cümlelere verdiği anlamdır sövgüyü var kılan kılan şey.

Sövgünün tüm Dünyâ ve tüm insanlar için ortak yanı, sövgü cümlelerinin bir hakareti taşımasıdır. Meselâ dilinizi anlamayan yada kulakları duymayan birine sinirli bir yüz ifâdesiyle ve öfkeliymiş gibi yaparak “domates biber patlıcan” kelimelerini, biraz da elleri karşı tarafa sallayarak ve bağırarak söylediğinizde, karşı taraf kendisine sövüldüğünü anlar ve tepki verir ve kızmayan başlar. Zâten dilsizler de sövebilirler ve bunu bu tarz hareketleriyle gösterirler. O hâlde sövgü cümlesinin seslendirilmesi bile gerekmiyor. Demek ki kişi, cümleleri seslendirmeden de sövebilir. Aslında “testi, içindekini sızdırır” sözüne göre insan da söverek, içinde taşıdığı küfrü-sövgüyü seslendirmektedir. Yâni içindekini dışa yansıtmaktadır. O hâlde sövgü, ağız alışkanlığı ile yapılan basit sövgüler için değil ama, ağır sövgüler yâni kutsala yapılan sövgüler, “dil ucundan” yapılan değil, içten gelen bir şeydir. Sövgü, için dışa sızmasıdır. İçinizde ne barındırıyorsanız, dışa onu sızdırırsınız. İşte Allah bu nedenle kâlbin dilin, sürekli olarak Allah’ın zikri (Kur’ân) ile meşgûl edilmesini ister ve emreder.  

Ne yazık ki zamânımızda çok ağır sövgüler yapılıyor ve bu sövgüler çeşitli söylemlerle çok çirkin bir şekilde seslendiriliyor. Hem de ağız alışkanlığına dönmüş durumda. Adamın en sıradan yaptığı sövgü Allah’a yaptığı sövgü=küfür hâline geldi. Sanki çok normâl bir şey söylüyormuş gibi, çarşıda-pazarda, okulda-işte vs. her yerde ağzında sürekli -başta Allah’a olmak üzere-, kutsala yaptığı sövgüler var. Kutsala yapılan bu sövgüler, en çok da inançlı olanları incitiyor ve tiksindiriyor doğal olarak. Sövgücüler kendi aralarında tartışıyorlar yada kavga ediyorlar ama birbirlerine değil de, Allah’a, Peygamber’e, dîne, îmâna, Kitab’a yâni kutsal olana sövüyorlar. Dillere pelesenk olmuş durumda.

Kutsal olana yapılan sövgü, aslında “gayb”a yapılan sövgüdür. Gayb ise insanın ne olduğunu bilemeyeceği bir alandır. Bu nedenle gayb ancak îmânın yada inkârın konusu olabilir. İşte gabya sövünce, gaybın bir çeşit inkârı yapılmış oluyor. Çünkü değersizleştiriliyor. Sövgü, sövülen şeyi değersizleştirmek için yapılır. Yoksa bir anla ifâde etmez. Fakat şu da var ki, insan bil(e)mediği şeyi değersizleştiremez. Gaybın konusu olan kutsallarla sövenler, aslında neye sövdüklerini bilmiyorlar. O sövdüklerinin aslının ne olduğunu bilmiyorlar. Bu nedenle de yapılan sövgü kutsal olan ulaşamaz. Yâni aslında Allah’a sövülemez. Zâten baştaki âyette de söylediğimiz gibi, “O’na sâdece güzel sözler ulaşır ve o güzel sözleri de sâlih ameller yükseltir”. Demek ki “güzel söz” olmayan sövgüler, çirkin amellerin bir sonucudur. Çirkin amellerde bulunanlar, çirkin sözler etmekten de çekinmezler. Fakat ameli güzel olanın sözü de güzel olur ve sâlih amelle desteklenirse Allah’a ulaşır.

Allah; küfrü, sövgüyü, kötü sözü hiç sevmez. Öyle ki, kâfirlerin putlarına ve taptıklarına bile sövmeyi yasaklar. Çünkü sövgüye karşı bir sövgü olmasın ister:

“Allah’tan başka yalvarıp-yakardıklarına (taptıklarına) sövmeyin (lâ tesubbû); sonra onlar da haddi aşarak bilmeksizin Allah’a söverler (yesubbû allâhe). İşte böyle, biz her ümmete yaptıklarını süslü (çekici) gösterdik, sonra onların son varışları Rablerinedir. O, yaptıklarını onlara haber verecektir” (En-âm 108).

Sövgünün cezâsı, daha Dünyâ’da başlar ve “sövme”nin bizzat kendisi cezâdır. Bir şeyin ödülü de cezâsı da kendi türünden olur. Fakat sürekli sövgü hâlinde bulunanlar ve Allah’a sövenler, hayatlarını da bu doğrultuda sürdüreceklerinden dolayı âhirette azaba düşeceklerdir.  

O hâlde yapılması gereken şey, “sövgüye karşı sövgü” değildir. Sövgüye meydan vermemek, bunu hem uyararak, hem ne kadar çirkin olduğunu göstererek, kınayarak bundan vazgeçirmeye çalışmakla, hem de kânun ile yasaklayıp cezâlandırmakla azaltabilir ve ortadan kaldırılabiliriz. Zâten sövgü, bir çeşit alışkanlıktır ve sövdükçe sövülür. Fakat sövmekten vazgeçildiğinde artık sövmekten vazgeçilmeye başlanır.

Özellikle kutsal olana ve en çok da Allah’a yapılan sövgüler, başta inançlılar olmak üzere bir-çok kişiyi incitmekte ve tiksindirmektedir. İnsanlığa yakışmayacak ve hattâ kişiyi insanlığından çıkaracak bir davranıştır bu. Çünkü yaratılmışlar içinde bir tek insan söver. Eğer bâzı konuşabilen kuş cinslerine öğretilmediyse hiç-bir hayvan sövmez. Zâten o hayvanlar da ne dediklerini bilmezler o sövgü cümlelerini seslendirirken. Cinlerin kâfirleri ise, farklı bir yapıda olduklarından, bu sövgü cümlelerini seslendiremezler ama Allah’a karşı kâfir olarak küfretmiş olurlar.

İnsan, sevdiğine, bağlı olduğuna, inandığına sövemez, sövmemelidir. Bunu ağız alışkanlığı ile bile yapmamalıdır ve o kötü alışkanlıktan bir-an önce kurtulmalıdır ki bunun çâresi, dediğimiz gibi sövmekten vazgeçmek ve ağzı daha farklı kelimelere-cümlelerle alıştırmakla olur. Açıkçası bâzen, insanlardan öyle çirkin sözler-sövgüler-küfürler duyuyorum ki, bu sözler karşısında şeytanın bile bi-ince ürperdiğini zannediyorum. Çünkü şeytan Allah’tan korkar ve bu nedenle de ona sövemez. Yâni kutsala yapılan en ağır sövgü olan Allah’a sövmeyi şeytan bile bizzat yapmaz. Fakat bunu yapması için insana fısıldar ki Allah’a sövmeyi azmettirmek de Allah’a sövmek kadar kötüdür:

Ey insanlar!, yeryüzünde olan şeyleri helâl ve temiz olarak yiyin ve şeytanın adımlarını izlemeyin. Gerçekte o, sizin için apaçık bir düşmandır. O, size yalnızca, kötülüğü, çirkin-hayâsızlığı ve Allah’a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi emreder” (Bakara 168-169).

Âyette, kötü sözün nedeni olarak, “helâl ve temiz olmayan şeylerin yenilmesi”ni söyler. Zîrâ “insan yediğidir” denir. Helâl ve temiz yiyenler haram sözler etmezler, etmemelidirler. İnsan, yediğine göre söz ve amel eder. O hâlde kötü sözden ve sövgüden kurtulmanın yollarından biri de, helâl yiyeceklerdir. “Acaba günümüzde sövgülerin bu kadar çok ve ağır olmasının nedeni, yediğimize-içtiğimize dikkat etmememiz ve helâl ve temiz olmayan yiyecekler yememiz ve içmemiz midir?” diye düşünüyorum zaman-zaman.

Sövgü şeklinde değil ama “kötü” sözün söylenme hakkı sâdece mazlumlara verilmiştir:

“Allah, zulme uğrayanlar dışında, kötü sözün açıkça söylenmesini sevmez. Allah işitendir, bilendir” (Nîsâ 148). Fakat: “Bir hayrı açıklar yada gizli tutarsanız veyâ bir kötülüğü bağışlarsanız, şüphesiz Allah, affedicidir, güç yetirendir” (Nîsâ 149) âyeti de hemen arkasından yetişir ve kötü söz bertarâf edilmek istenir.

Mü’minlerin alâmet-i fârikalarından biri de, kötü sözden uzak durduktan sonra, sözün en güzeline uymalarıdır:

“Ki onlar, sözü işitirler ve en güzeline uyarlar. İşte onlar, Allah’ın kendilerini hidâyete erdirdiği kimselerdir ve onlar, temiz akıl-sâhipleridir” (Zümer 18).

Peygamberimiz sövgüyü ve kötü sözü çok çirkin görür ve şunları söyler:

“Mü’min dil uzatıcı değildir, lânet okuyucu değildir, kötü iş yapan değildir, kötü söz söyleyen değildir” (Tirmizî, Kadir, 1978).

“Mümin çok kınayan, çok lânet eden, hayâsız, pis ve çirkin konuşan kimse değildir” (Tirmizi, Birr, 48).

“İnsanlar diliyle söylediklerinden başka bir şey yüzünden yüz-üstü ateşe atılırlar mı?” (Tirmizi).

“Abdullah b. Amr’dan nakledildiğine göre, Allah Resûlü şöyle buyurmuştur: “Büyük günahların en büyüklerinden birisi kişinin ana-babasına lânet etmesidir. ‘Ey Allah’ın elçisi! Nasıl olur da kişi ana-babasına lânet eder!’ denilince Peygamberimiz, “bir adam, başka bir adamın babasına söver, o da onun babasına ve annesine söver” buyurdu” (Buhârî, Edeb, 4.)

Peygamberimiz, bırakın dirilere sövmeyi, ölülere bile sövülmemesini tavsiye eder:

“Ölülere sövmeyiniz. Çünkü onlar, önden göndermiş oldukları amellerinin karşılıklarına ulaşmışlardır” (Buhâri, Cenâiz, 97).

“Kötü söz sâhibine âittir. Sâhibinin ne olduğunu gösterir. Sövenler içlerini söze dökerler. Sövgüler, kişinin karakterini belli eder. O hâlde söz, kişinin kendisidir.

Küfür ve sövgü zamânımızdaki gibi “rengârenk” olsa ve profesyonelce yapılsa da küfür ve sövgüdür. Amel, sözü şekillendirdiği gibi söz de ameli şekillendirir. Dolayısı ile başta Allah’a olmak üzere, kutsala, gabya, değerlere, insanlara yapılan sövgüler, sövgücülerin amelini-eylemini de şekillendirerek cehennemi hak edecek fiillerde bulunmaya yöneltecektir. Zîrâ kişinin zikri ne ise fikri de odur, fikri ne ise ona göre amelde-eylemde bulunur.

O hâlde yapılması gereken şey, “küfre küfretmek” yâni sövgünün ve küfrün üstünü çeşitli yollarla “örtmek” olmalıdır.

En doğrusunu sâdece Allah bilir.

Hârûn Görmüş
Ocak 2018



Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme