4 Nisan 2019 Perşembe

Modern İnsan



“Öyleyse sen yüzünü Allah’ı birleyen (bir hanif) olarak dîne, Allah’ın o fıtratına çevir; ki insanları bunun üzerine yaratmıştır. Allah’ın yaratışı için hiç-bir değiştirme yoktur. İşte dimdik ayakta duran din (budur). Ancak insanların çoğu bilmezler” (Rûm 30).

Modern Dünyâ ve Modern insan, ârızalanmıştır. Modern Dünyâ büyük bir sapmanın yaşandığı bir alan hâline gelirken, modern insan da bu alanı çeşitli sapmalarla doldurmaktadır. Modern Dünyâ ve modern insan, doğal ve normâl olan “klâsik dünyâ”nın ve insanın ârızalanmış ve ifsâd olmuş şeklidir.

Küçük yaşından îtibâren batı’nın çizgi-filmleriyle; gençliğinde de sinema-filmleriyle yetişenlerin, modern dünyâya bir eleştiri, îtiraz ve isyanlarının olmadığı çok net görülen bir şeydir. O hâlde modern insan, modern Dünyâ’ya bir eleştiri, îtirâz ve isyânı olmayan varlıktır. Modern insan bu bağlamda “ifsâd olmuş” insandır. Modern dönemde, “ekinin ifsâdı” tamamlandı. Neslin ifsâdı ise çeşitli kanallar üzerinden yapılmaktadır.

Modern Dünyâ’da insanı en çok aptallaştıran şey, teknolojidir. Modern gençliğin elinden akıllı telefonları, teknolojik ürünleri ve sosyâl medyayı aldığınızda, dımdızlak ortada kalırlar. Modern gençliğin sorunu, “sorunu” olmamasıdır. Modern gençlik mahrûmiyetten mahrumdur. Modern insan hiç-bir şeyi dert etmediği gibi, dert etmenin düşüncesinden bile rahatsız olmaktadır.

Modern insan, fıtrata, normâle ve doğal olana isyân eden varlıktır. Modern insan, “Allah’tan daha iyisini yapabileceğini zanneden” insandır.

Modern insan istiyor ki, inanılması gereken şeye, “kendi istediği gibi” inansın. Modern insan Allah karşısında “özerk” olmak isteyen varlıktır. Dünyâ-içinde kendine bağlı; Dünyâ-dışında (mecbûren) Allah’a bağlı.

Modern insan ve artık müslümanlar da, “Dünyâ’da rahat etme”ye kilitlendi. İyi de Dünyâ bir “imtihan dünyâsı” değil mi?. İmtihanın olduğu yerde rahatlık olur mu?. Modern insan, “başkalarına” bakarak rahatlayan yada acı çeken insandır. Onu huzurlu yada huzursuz eden şey, başkalarına bakarak yaptığı kıyaslamadır.

Modern insan, “imtihan”dan kurtulmak için çabalayan insandır. Bu bağlamda en çok da bilimi kullanıyor. Oysa modern insan, “aynadan labirentler”e hapsolmuş durumdadır.

Modern insan, 2+2’nin 5 olduğuna inandırılmış olan insandır. Buna öyle bir inanmıştır ki, birileri de çıkıp, “hayır kardeş!, 5 değil, 4 eder” dese; ilk önce espri yapıyor diye gülüyor; sonra onu cehâletle suçluyor ve en sonunda da 2+2’nin 4 olduğunda ısrâr edenleri, “fitne çıkarmak”la suçlayıp “terörist” îlan ediyor. Modern insan, “sistem” ne dediyse yapıyor ve hiç îtirâz etmiyor. Bunun, “sisteme köle olmak” demek olduğunu fark etmiyor.

Modern insan, daha çok yemek için daha çok çalışan insandır. Fakat modern insan, “üç kuruşa beş köfte yemek isteyen” insandır.

Modern insan, “gösterişli olan”ı “güzel olan” zannediyor. Modern insan, alışkanlıklarının nesnesidir. Modern insan, bir şeyin bilgisini, o şeyi kendisi zanneden insandır. Modern insan, her-şeyi bildiğini ve bilebileceğini zanneden bir câhildir. Cehâlet zâten budur.

Modern insan, değer-merkezli değil, yarar-merkezli düşünüyor ve eylemde bulunuyor. Modern insan, günaha girmekten değil, günaha girememekten korkan insandır.

Modern insan, dîni; rûhu için değil, bedeni için kullanmak istiyor. Modern insan, Dünyâ’yı ıskalamamak için dîni ıskalayan kişidir. Oysa modern insan, ayakta durmaktansa sürünmeyi kabûl etmiş olduğunun farkında değildir.

Modern insan, modern hazları yaşayamamanın sıkıntısını çeken insandır. Bu nedenle modern insan, maddenin etrâfında, maddenin parçacıklarından bile daha hızlı dönüyor.

Modern insan; “değer bilinci” olmayan insandır. Olmazsa-olmaz olan bir değeri bulunmadığı için, görüşlerinin sağlamasını yapacak bir dayanağı yoktur. Böylece mecbûren nefsine göre düşünmekte ve yaşamaktadır. Modern insan, modern kuralları din edinmiş olan kişidir.

Modern insan; “haz alıyorum, o hâlde yaptığım doğrudur ve bu nedenle de haklıyım” diyen insandır. Fakat modern insana hiç-bir şey yetmiyor, onu hiç-bir tatmin etmiyor.

Modern insanın “fikir” zannettiği sözlerin çoğu, aslında “duygular” ve “vehimler”dir. Modern insanın değeri, putunun değeri kadardır. Modern insanı hayâttan koparan şey “kâlp krizi”nden ziyâde, “kâlbî krizler” yaşamasıdır.

Modern insan, “dînine ihânet eden” insandır. Modern insanın ve insanın en önemli özelliği, vicdânını ve merhâmetini kaybetmiş olmasıdır. Modern insan, “gözü açılmış” fakat gönlü/kâlbi kararmış/körelmiş kişidir.

Modern insan, “dîniyle değil, partisiyle iftihar eden” insandır. Modern insan, “çok” olanın “doğru olduğu”nu zanneden ahmak kişidir. Modern insan, cehennem ateşinin tam ortasında olmasına rağmen cennette yaşadığını zannediyor. Modern insan, keyfine tapan kişidir.

Modern insan, koşulların yönlendirdiği kişidir. Hâlbuki bir insanın, Kur’ân’a göre yaşaması gerekir. Modern insan, dîni, spekülatif bir çalışma alanından ibâret görüyor. Modern insan, İslâm ile değil, İslâm’laştırılan ile meşgûldür. Modern insan, Kur’ân’ın sosyâl ve siyâsal boyutuna iknâ olmadığı için, modern-lâik-seküler-demokratik-liberâl-kapitâlist sistemlerin sosyâl ve siyâsal boyutuna îman etmektedir.

Modern insanın düşünce şekli ve tarzı, modernizmin düşünce şekli ve tarzıdır. Bu düşünce-şekli aslında çok kısır ve dardır. Hâlbuki İslâm düşüncesi velûddur. İnsanlar bu düşünce yerine modernist kısır düşünceye göre düşünmekle kendilerine yazık ettiler/ediyorlar.

Modern insanın İslâm’a bağlılığı, benimsediği hayat-tarzına dokunulduğu yerde bitiyor. Modern insanın en büyük sorunu, “îman” ile “itaat”i ayırmasıdır. Îman ettiğini söylüyor ama itaat etmiyor. Modern insanın sorunu şu; “İslâmî yaşam tarzı”na göre mi, “yoksa küresel yahudi yaşam tarzı”na göre mi yaşayacak.. İkisi birlikte sırıtıyor çünkü.

Modern insanlar artık, “yorumlanmamış Kur’ân”a inanmıyorlar. Modern insanlar İslâm’a bir “dâvâ” olarak bakmıyorlar bu nedenle. Zîrâ “yorumlanmış Kur’ân” bir dâvâdan bahsetmiyor. Bu nedenle de modern insan İslâm için bir fedâkârlıkta bulunamadığı gibi, bunu düşünemiyor bile.

Modern insanın yeni âmentüsü: “Zaman sana uymuyorsa, sen zamâna uy” sözüdür. Modern insanlar, “düzeltmek” için, hiç-bir şeyi kırıp-dökmeden, hiç gürültü-patırtı yapmadan bir düzeltmenin olabileceğini zannediyorlar. Oysa insanlık-târihinde sessiz-sedâsız yapılmış bir “düzeltme” örneği yoktur.

Modern insanlar, “Rabbim Allah’tır” demenin ne olduğunu bilmiyor. Bu nedenle modern insanlar, îtikatta Kur’ân’a bağlı olduğunu söylerlerken, amelde demokrasiye göre hareket ediyorlar.

Modern insanların İslâm’ı anlama(ma) yolundaki ana problemi; 23 yıllık yaşanmışlığı, vahyin indiği toplumun sosyo-kültürel yapısını ve târihi ortamı yok saymasıdır. Modern insan zannediyor ki Allah, tam da bu mevcut Dünyâ’yı hayâl ediyordu ve her yönüyle aynen böyle bir Dünyâ inşâ etmelerini istiyordu insanlardan. Şimdi böyle bir Dünyâ bulunduğuna göre Allah çok memnun ve râzı bu durumdan. 

Modern insan, doğal yaşamdan mahrumdur. Modern yaşam-tarzı modern insana hayâtı yaşama fırsatı tanımıyor. Modern insanın boş zamânı yok. Çünkü modernizm ona boş zaman bırakmıyor. İnsan yalnız kalınca doğal olarak Allah’ı düşünmeye başlar. Bu nedenle modernizm, insanı hiç yalnız bırakmak istemez. Televizyon, biraz da bu nedenle vardır. Cennet, bitki ve ağaçların bolluğundan dolayı dibi gözükmeyen bahçedir. İşte modern insan bu bahçeden (cennet) mahrumdur. Çalışmak bir araçtır. Modern zamanlarda insanlar onu amaç edindi. Bir de âhiretten şüphesi olanlar amaç edindi.

Modern insan depresiftir. Depresyon, modern hıza ayak uyduramamaktan kaynaklanır ilk-başta.

Allah’sız zihniyet, insanın târifini târih boyunca şu şekilde yapmıştır: “İki ayak üzerine kalkan hayvan; “âlet yapan-kullanan hayvan”; “düşünen hayvan”; “konuşan hayvan”; vs. Modern zamanlarda ise dile getirmeseler de zımnen şunu söylüyorlar: “İnsan, çalışan hayvandır”.

Apartman denilen modern sözde evlerde modern insanı tutmak imkânsızdır. Modern insan kentte, yaşamıyor, sâdece bulunuyor. Modern kentler “yaşanılan yerler” değil; insanların “orada bulunmak” zorunda olduğu yerlerdir.

Modern kentler, günaha girmeden yaşanamayacak olan yerler oldu çıktı. Modern kentler insana göre değil, insanlar modern kentlere göre şekillendiriliyor. Modern kentler, “harbî yaşamlar”ın blôke edildiği, “yalandan yaşanılan” yerlerdir. Modern kentler, “yaşanmışlık”ın yok edildiği merkezlerdir. Modern kentler gün geçtikçe ruhsuzlaşıyor. Bu-arada modern insanı da ruhsuzlaştırıyor.

Modern köle edinme şekli, borçlandırmayla oluyor. Buna göre modern insanların büyük çoğunluğu, fâiz-merkezli bankalar tarafından köleleştirilmiş durumdadır. İnsanlar bankaların kontrôlünden çıkamıyorlar. 

İnsanlar târihte hiç-bir zaman evsiz yaşamamışlardır. Modern insan, ilk defâ modern dönemde evsiz kalınmaktadır. İnsanlar, “modern dünyâ yükü”nün ağırlığı altında bitâp düşmüş durumda ve bu nedenle belini doğrultamıyor.

Ahlâktan tâviz vermeden modernleşme olmaz. Modern insan, bu tâvizi vermiştir. Çünkü modern insan, İslâm medeniyetinde yaşamanın huzûrundan ilmel-yakin de olsa haberi olamayan; modern yaşamın hazlarıyla büyülenmiş durumdadır ve modern dünyâyı “cennet” zannetmektedir.  

Modern insan “iyi paketlenmiş kötü bir Dünyâ”da maddî-mânevi sıkıntılar içinde yaşamaktadır. Modern insan, kendisi ile savaştığı kadar şeytan ve tâğutlar ile savaşsaydı böyle rezil bir durumda olmazdı.

Ey modern insan!. Mâdem ki mevcut modern hayâtı seviyorsun ve ondan memnunsun; o hâlde o hayâtın köleliğini de yapmak zorundasın. Modern hayâtta yaşamanın bedelini hiç îtiraz etmeden ödeyeceksin!.

Hurâfeye; Kur’ân ve Sünnet-merkezli değil de, modern seküler batı-merkezli eleştiri ve îtirazda bulunmak, tersinden hurâfe üretmektir. “Klâsik hurâfe” yerine, “modern hurâfe” ortaya çıkar böylece. Modern insanların-müslümanların gittiği yön-yol budur.

İslâmî hayat ve modern hayat karşısında ikilimde kalan müslümanlar, İslâm iddiâlarına rağmen modern hayâtı seçtiler. Böylece “îtikatta İslâm”, “amel ve eylemde modernite” olarak absürd bir durum ortaya çıktı.

Mesele şu: Yürürlükte olan mevcut yanlış dîni anlayışı Kur’ân’a-sünnete göre mi değiştireceğiz; yoksa modernizme göre mi değiştireceğiz?. Modern insan (hattâ müslüman), “İslâm’ın Dünyâ’ya hâkim olma düşüncesi”nden, zebraların aslandan kaçtıkları gibi kaçıyor. Bu nedenle de mevcudu onaylamaktan başka bir çâre bulamıyor ve kendisine daha az zulmedecek kişiler tarafından yönetilmeyi istiyor ve bunu savunuyor.

Modern insan; mevcut Dünyâ’nın, modern yaşam-tarzının normâl, doğal ve fıtri olmadığının, böyle olunca da aslında ideâl bir hayat yaşayamadığının farkına varmalı ve şu kısacık hayatta, doğal, fıtrî ve normâl bir hayâtı yaşayabilmenin çâresini düşünmelidir. Bunun da tek yolu, modern-merkezli düşünme, inanma, söyleme ve amel-eylem şeklini bırakıp, Allah’ın emrettiği ve Peygamber’in vahyi-merkezli uyguladığı İslâmî yaşam-şeklini seçmelidir.

 İslâmî bir hayâta ulaşmanın formûlü ise, Kur’ân-merkezli; bilgi-bilinç-îman-amel ve eylem-direniş-sabır-hicret-devlet-cihad-şehâdet-medeniyet sürecidir. İşte Allah’tan başkalarına kulluğun olmadığı bir Dünyâ’ya, ancak bu sürecin zorluklarını göze alabilen adanmış bir toplum oluştuğunda ulaşılabilecektir.

Unutmayalım ki Dünyâ, bir “imtihan dünyâsı”dır. 

 En doğrusunu sâdece Allah bilir.

Hârûn Görmüş
Mayıs 2018







Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme