19 Mayıs 2016 Perşembe

Geç Kalmak


Her-şey zamânında uygun ve güzeldir. Koca-koca adamların küçük çocuk oyunlarını oynamaları gülünç olur meselâ. Zamansız bir misâfirlik hoş olmaz. Zamânında sünnet olmak, zamânında okula gitmek, zamânında evlenmek ve çocuk sâhibi olmak, zamânında bir işe girişmek uygun olandır. Bir-şey zamânında olmadığında can sıkıcı olur. Meselâ vakitsiz öten horozu keserler. Dînî alanda da öyle; Namaz zamânında kılınmalıdır. Zâten bir yoruma göre namazın kazâsı olmaz. Oruç zamânında, hac zamânında (bilinen aylarda) yapılır. Kurban zamânında kesilir. Ölmeden önce zamânında helâlleşilmelidir. Demek ki zamanlama çok önemlidir ki varlık zamanla birlikte hareket eder yada tam tersi. Zamânı iyi kullanmamak zamânı heder eder. Her-şeyin bir zamânı vardır ve bir şeyi erken yapmak ne kadar yanlış ise geç yapmak da o oranda yanlıştır. Fakat kanımca geç yapmak erken yapmaktan daha kötü sonuçlara yol açar. En basitinden; biten tuvalet kağıdının yerine yenisini zamânında koymayıp da geç koymak, hiç koymamak gibidir. Zîrâ tuvalet kağıdı bittiğinden, kişinin poposu ıslak kalır. O hâlde bir şeyi geç yapmak, hiç yapmamak gibidir.

Bir tarla tam zamânında sürülmeli ve ekilmelidir. Aksi-hâlde tohum çürür yada işe yaramaz ve verim alınamaz. Yine tarla tam zamânında hasat edilmelidir. Aksi-hâlde ürün çürür gider. Meyveler de tam zamânında ve olgunlaştığında toplanmalıdır. Aksi-hâlde ya yen(e)mez yada çürür ve bozulur gider. Demek ki geç kalmak çürütücü ve bozucudur. Geç kalmamak için “biraz önce” yapmak daha doğrudur. Meselâ geç kalarak otobüsü kaçırmamak için, otobüs gelmeden bir-kaç dakika önce durakta olmak gerekir. Hattâ insanlara verilen randevuya 5-10 dakika erken gitmek daha iyi ve doğru olur. Alınan borcu gününden önce ödemek karşı tarafa güven verir. Aksi-hâlde borç veren kişi tekrar borç vermek istemez ve borç verdiği kişi hakkında yanlış kanılara kapılabilir. Bir işi taahhüdünden önce yapmak, işi yapılan kişiyi memnun eder. Aksi-hâlde kişi başka bir işinde onu tercih etmeyebilir.

İşte aynen bunun gibi; İslâm’a da geç kalmamak gerekir. Bilgi-bilinç-eylem-devlet ve medeniyete de geç kalmamak gerekir. Bu sürece farklı bir yoldan ulaşmaya çalışarak geç kalmanın cezâsı hem Dünyâ’da hem de âhirette görülür. O hâlde “Peygamber örnekliği” üzerinden giderek eyleme-devlete ve medeniyete de geç kalmamak gerekir. Dünyâ’nın oyalamalarına kapılarak her-şeye geç kalmak, cennete de geç kalmayı yanında getirir. Cennete geç kalmak ne kadar da ürperticidir. Bilgiye geç kalmamalı, bilince geç kalmamalı, eyleme, devlete ve medeniyete geç kalmamalıdır. Bunu için Kur’ân ve sünnet bize yol gösterecektir. Tam zamânında eyleme geçilerek hicret-devlet başlatılmalıdır. Beklemeye alışmak geç kalmaya yol açar. Birilerinin ilim yolunda sonsuz süreçlere girmelerini beklemek de geç kalmaya sebep olur-oluyor. Öyle ki artık eylem-devlet-medeniyet unutuluyor. Zamânın ne zaman “tam zamânı” olduğu yâni o şeye geç kalmamanın örneği Peygamberimiz ve asr-ı saadet örnekliği ile önümüzde duruyor. Hiç-bir zaman eğitim dönemi bitmez zâten. Bu nedenle bir şeyleri beklemek geç kalmaya neden olur-oluyor.

Peygamberimiz, Medîne’ye hicreti gerçekleştirdiğinde ve Medîne Site Devleti’ni kurduğunda Kur’ân’ın inişi henüz tamamlanmamıştı. Yarısı inmişti, yarısı da henüz inmemişti. Başta Peygamberimiz olmak üzere mü’minleri, “Kur’ân’ın inşâ edip ‘adam’ ettiğini” düşünürsek; Kur’ân’ın inişi tamamlanmadığı için inşânın da henüz tamamlanmadığı ortaya çıkar. Yâni Peygamberimiz hicret edip devleti kurduğunda inşâ yâni eğitim bitmemişti, devâm ediyordu. Hâliyle ahlâk da kemâle ermemişti. Çünkü henüz emirleri-yasakları bildiren âyetlerin/sûrelerin inişi bitmemişti.

Fakat buna rağmen Peygamberimiz: “Kur’ân’ın tamâmı inmedi, tamamlansın, ondan sonra hicret eder devleti kurarız” demedi, o-süreçte devleti kurdu. Zâten yolun yarısına gelindiğinde devletiniz yâni yaşam-alanınız yoksa inşâ/eğitim/ahlâklanma/adam-olma süreci devâm edemez/ileri gidemez. Çünkü artık “uygulama alanı” ihtiyâcı doğmuştur.

Demek ki zamânımızda sürekli tekrarlanan: “Biz kendimize bakalım; önce ahlâklanalım; önce eğitimimizi tamamlayalım; tam kıvâma gelelim; tepeden inmeyle olmaz; haftada bir gün oruç tutalım; teheccüde kalkalım” vs. gibi düşünceler eksiktir/yanlıştır ve mü’minleri yarı-yolda bırakır/bırakıyor. Bunlar zâten o süreçte yapılacak şeylerdir. Bunlar hangi konumda olursak-olalım zâten yapılması gereken görevlerdir ki bunlar bize bir iç-enerjisi verir ve bizi dik tutar.

Hem belki de birileri yolun yarısına gelmiş ve yapması gereken “işi” yapma durumundadırlar. Eee; bu kişiler henüz o noktaya gelmemiş olanları mı bekleyecek?. Bu işin sonu yok ki.. Toplumun tamâmının tam-ahlâklı hâle topluca gelmesi zâten matematiksel olarak da imkânsızdır. Çünkü bu “süreç” en az 13-15 sene sürer ve sürecin tamamlanmasına yakın bir zamanda doğan birileri varsa onları da beklemek lâzım gelir. Birileri hicret etme/devlet kurma aşamasına gelmişse artık hareket başlamalıdır. Velev ki arkadan gelenler daha yolun başında olsun ve Kur’ân henüz tam anlaşılmamış ve toplum da tam ahlâklanmamış olsun. Yâni bir işi eyleme sokmak için illâki tam-anlamıyla eğitim tamamlanmış, ahlâklanma bitmiş ve kıvâma gelinmiş olması gerekmez. Kervan yolda düzülür biraz da. Kur’ân’da hangi âyetteysen o âyeti eyleme dökmelisin. Kim neredeyse, hangi âyetteyse o âyetin eylemini gerçekleştirmeli ve o âyeti diriltmelidir. Bu tarzda olmayan modern eğitim süreçlerini tâkip etmek zorunda değiliz, Allah/Kur’ân bunu bizden beklemiyor ve tam tersine diyor ki: “Câhillerden yüz çevir”.

Îman etmek Dünyâ’da iken olmalıdır. Yoksa son pişmanlık fayda vermez. Firavun’un “son dakîka îmânı” geçerli değildir.

“Biz, İsrâiloğullarını denizden geçirdik; Firavun ve askerleri azgınlıkla ve düşmanlıkla peşlerine düştü. Sular onu boğacak düzeye erişince (Firavun): ‘İsrâiloğullarının kendisine inandığı (ilahtan) başka ilah olmadığına inandım ve ben de müslümanlardanım’ dedi. Şimdi, öyle mi?. Oysa sen önceleri isyân etmiştin ve bozgunculuk çıkaranlardandın” (Yûnus 90).

“Suçlu-günahkârları, Rableri huzûrunda başları öne eğilmiş olarak: ‘Rabbimiz, gördük ve işittik; şimdi bizi (bir kere daha Dünyâ’ya) geri çevir, sâlih bir amelde bulunalım, artık biz gerçekten kesin bilgiyle inananlarız’ (diye yalvaracakları zamanı) bir görsen” (Secde 12).

“Gerçekleştikten sonra mı O’na îman edeceksiniz?. Hemen şimdi mi?. Oysa siz, onun (azâbın) erkence gelmesini istiyordunuz” (Yûnus 51).

Geç kalmak, “batı’ya-modernizme geç kalmak” değildir, “İslâm’a-hakîkate geç kalmak” demektir ki, müslümanın yakalaması gereken seviye, batı’nın bâtıl seviyesi değil, İslâm’ın hak-hakîkat seviyesidir.

Bir-kere geç kalmışsanız, yetişmeniz çok zor hattâ imkânsız olabilir. Müslümanlar şu-anda geç kalmış durumdadırlar. Bu nedenle bir-an önce “yol”a çıkıp bâtılı yakalamaları ve onları “İslâm kulvarını kullanarak” geçmelidirler. Zîrâ mü’minler Allah’ın dînini yeniden Dünyâ’ya hâkim kılmakla görevlidirler:

“Fitne kalmayıncaya ve dînin hepsi Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Şâyet vazgeçecek olurlarsa, şüphesiz Allah, yaptıklarını görendir” (Enfâl 39).

Son-söz olarak: Sakın şükretmeye de geç kalma!.

En doğrusunu sâdece Allah bilir.

Hârûn Görmüş
Mayıs 2016

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme