6 Ekim 2020 Salı

Modern Gençlik Yada “N” Kuşağı

 

“Kendi istek ve tutkularını (hevâsını-nefsini) ilah edineni gördün mü?. Şimdi ona karşı sen mi vekil olacaksın?” (Furkân 43).

 

Başlıktaki “N” kuşağından kasıt “nefs kuşağı”dır. Artık X, Y ve Z kuşakları bitti. Daha doğrusu modern sistem onları çözüp dağıttı. Artık “N” kuşağı var. Bu “N” kuşağının bâriz özelliği, nefislerinin alabildiğine kışkırtılmış olmasıdır.

 

2. Dünyâ Savaşı’ndan önce insanlık, târih boyunca bir kuşak farkı ya hiç yaşamamıştır yada ufak farklılıklar sorun teşkil edecek şekilde bir kuşak farklılığı ve çatışmasına sebep olmamıştır. Kuşak farklılığı modern bir ayırımdır. Aslında doğal ve normal durumda kuşaklar arasında fark olmaz ve yeni kuşaklar tanrılaştırılıp ilah gibi görülmez. Zâten normâl durumda yeni kuşaklar değil, eski kuşaklar, tecrübelerinden dolayı daha değerlidir. Kuşakları ayırmada kapitâlist bir yön de vardır. İnsanları istedikleri gibi, daha doğrusu ürettiklerini tüketmeye göre ayırıyorlar ve o şekilde yetiştiriyorlar ki pazar payları büyüsün. Her-şey doğal olduğunda bir kuşak farklılığı ve çatışması doğmayacağı için tüm kuşaklar aynı yada benzer olur.

 

Kuşak ayrımı ve çatışması, şeytanın ve tâğutların bir projesi ve gençler üzerinde oynadığı oyunlar olarak ortaya çıkmıştır. Bu çatışma tâğutların, hem modern üretimleri gençlere uygun yaptıklarından dolayı hem de insanı bireyleştirmek için ortaya attıkları şeytânî bir düşüncenin sonucudur. Çünkü kuşaklar arasında fark ve çatışma olunca bireycilik, bireycilik olunca da tüketim artacak, bu artış da üretimi elinde tutanlara yarayacaktır. Kuşaklar arasında farklılığın ve çatışmanın bu derece artması, gençleri denetimsiz bırakacağından dolayı bireyci yapacaktır. Plân budur. Kuşakları ayırmak, kuşakların bir üst kuşak tarafından denetlenmesini iptâl etmek anlamında gelir.

 

Genelde X, Y ve Z diye ayrılan kuşak farkı, doğum târihlerine göre belirleniyor. Fakat bu târihler, değerlendirmeleri yapanlara göre farklı olabiliyor. Kuşaklar arasındaki fark, modern araçlara yatkınlık ve düşüncelerin farklılığına göre de belirleniyor.

 

1924 ile 1945 arasında doğanlar “sessiz gelenekçi nesil” olarak adlandırılıyor. Bu nesil disiplinli, sâdık, değer bilir, teknoloji aracılığı ile değil, doğrudan yüz-yüze iletişim kuran nesildir.

 

1946 ile 1964 yılları arasında yaşanan “bebek patlaması” (Baby Boomers) kuşağı olarak adlandırılan bir kuşaktan bahsedilir ki, taahhütçü, kendine yeten ve rekâbetçi olarak bilinirler. Bu ilk iki kuşak, diğerlerinden “moderniteye kapılmamak” bakımından ayrılırlar.

 

X Kuşağı, 1965 ve 1980 yılları arasında doğan ve sokak kültürüyle büyüyen nesildir. Bu nesil hem dijitâl hem de dijital olmayan dünyâyı tanıyor. Bu neslin özellikleri; mantıklı ve becerikli olmaları ve problem çözme yeteneklerinin gelişmiş olmasıdır.

 

Y Kuşağı neslinin başladığı târihe dâir net bir fikir bulunmuyor ancak 1980 ile 1995 yılında doğanlar Y nesli olarak adlandırılıyor. Bu nesil genellikle medyada “tembel” olarak tanımlanıyor. Bu nesil, aslında dijital neslin ilk temsilcileridir. Teknolojiye âşinâ olan bu nesil tıpkı Z kuşağı gibi sosyâl medya trendlerine hâkim. Bu neslin en büyük özelliği ise; kendilerine güvenmeleri. Teknoloji meraklısı, hırslı ve değişim odaklı olan bu nesil, aynı-zamanda oldukça sorgulayıcı.

 

Z kuşağının da hangi yıl doğanlarla başladığı konusunda pek çok fikir var. 1995, 1997 hattâ 2000 yılında başladığı bile söyleniyor. Ancak genel olarak 1995-2012 yılları arasında doğanlar Z kuşağı olarak adlandırılıyor. Bu nesillerde doğanlar hiç-bir zaman teknolojisiz bir hayâtı görmedi, bilgisayar ve cep telefonu olmayan bir dünyâ tanımadılar. Bu neslin çocukları teknolojiyi hayatlarına çok kolay bir şekilde entegre etti. Teknoloji onların yaşamının ayrılmaz bir parçası, yaşam tarzları. Z nesli özellikle son zamanlarda yeni fikirlere kapalı olan, gençlerin ideâllerine, yeni duyarlılıklara karşı çıkan yaşlıları eleştirmek için “ok boomer” ifâdesini kullanıyor. Boomer, İkinci Dünyâ Savaşı sonrasında, 20 yıllık periyotta yaşanan “doğum patlaması”nda hayâta gelen kuşağı tanımlamak için kullanılıyor. “Ok boomer” ifâdesi Z kuşağı ile birlikte, Baby Boomers kuşağından sonra gelen X kuşağını da hedef alan alaycı bir ifâde. Z kuşağının terbiyesizliğini gösteren bir ifâde. Basit bir kuşak çatışmasından kaynaklanmıyor. Bu ifâde, ekonomik ve sosyâl değişimler nedeniyle kendi bireysel gelecekleri konusunda kaygılı olan Z kuşağının, kötü gidişâtın sebebi olarak eski nesilleri suçlamasının slogana dönüşmüş biçimidir. Z kuşağının özelliklerinden bâzıları ise şunlar; Hırslı, kendine güvenen, istediği şeyi elde etmeyi bilen.

 

Ve Alfa Gen Kuşağı 2013 ile 2025 yılları arasında doğanlar olacak. “Bu kuşağın ne türlü bir kuşak olacağı belli değil” deniyor fakat Dünyâ kökten bir değişime uğramayacaksa eğer, bu kuşağın “lânet bir nesil” olacağını rahatça söyleyebiliriz.

 

Aslında böyle kuşak farkları gerçek değildir ve birileri tarafından şeytânî düşünceler ve amaçlar nedeniyle ortaya çıkarılmıştır. Bu farklılaşmada toplumsal çatışmalar çıkarmak en önce göze çarpan sonuçtur. İlerideki kuşağın nasıl olacağının plânını çoktan yapmış oldukları için, ileride nasıl kuşaklar ortaya çıkacağını şimdiden bilmektedirler. Aslında tümü de moderniteye ve dolayısı ile nefse uymak bakımından ortak noktada buluşmalarına rağmen, aralarında farklar olduğu söylenmektedir. Oysa hepsi de nefisleri kışkırtılmışlardan oluşur. X, Y ve Z kuşaklarında görülen ortak nokta, zamanla olumsuz davranışların ve terbiyesizliğin arttığıdır. Bunların birbirleri arasındaki fark, nefsin şiddet farkıdır. Çünkü bunların aslında hepsi de “N kuşağı”dır. Yâni nefsinin iti-köpeği olmuş olan, görüntüye, güce ve paraya tapan bir nesildir bunlar.

 

“Modern” deyince, modernitenin tüm aşamalarından yâni modern, post-modern, ultra-modern ve nihâyet post-truth denilen moderniteyi kastediyoruz. Modern, “yeni mod” demektir. Allah’ı, âhireti, vahyi ve Peygamber’i hesâba katmamak yada onları kâlplere, vicdanlara ve zihinlere gömmenin adıdır bu.

 

X, Y ve sonuçta Z kuşakları, sanki tez, antitez ve sentez gibi algılanıyor ve en son kuşağın en ideâl nesil olduğu algısı oluşturuluyor. Böylelikle eski kuşaklar ıskartaya çıkarılmak isteniyor. İyi de, bu kuşaklar hem eski kuşaklar sâyesinde aç karınlarını doyuruyor, hem de aslında “kuşak ayrımını projesini ve fitnesini ortaya atanlar da yine o beğenmedikleri eski kuşakların şeytanlarıdır. Ahmak gençler bunun farkında değil yada bunu görmezden geliyorlar. Tabi hayat onlara gerçeği çok acı bir şekilde gösteriyor kısa bir zaman sonra. Şeytanın son darbesi olan modernite, oyununu gençler üzerinden sürdürmek istiyor. Çünkü genç demek, “nefsin en kışkırtılmış seviyede tezâhür etmesi” demektir.

 

“Modern gençlikten umûd etmek” düşüncesi ne kadar da zavallıdır. N kuşağı olan gençlikten bir medet ummak, boş hayâle kapılmaktan başka bir şey değildir.  

 

Nefsini kuşanmış olan N kuşağı, o kuşakla boğulmaktadırlar. Zîrâ İslâm ile terbiye edilmeyen nefisler şeytanın ve tâğutların elinde ve yönlendirmesindedir. Akıllarını, zihinlerini ve de kâlplerini vahiy ile inşâ edip de Peygamber örnekliğine göre davranmayanlar, zihinlerini şeytana, nefse ve tâğutlara terk etmek zorunda kalır ki N kuşağı işte bunun timsâlidir.

 

İslâm’ın “genç” târifi Mus’ab bin Umeyr’dir. Mekke’nin en yakışıklısı ve en zenginlerinden biri olan Mus’ab, Allah’ın âyetlerini duyunca ve de görünce her-şeyden vazgeçerek kendini İslâm’a adamıştır. Peygamberimiz zamânında Medîne’ye dâvetçi olarak gönderilen Mu’sab bin Umeyr 17 yaşındaydı. Muaz 19 yaşındayken Yemen’e vâli olarak gönderildi. Üsâme 20 yaşındayken İslâm ordusunun başkomutanıydı. Yine Fâtih, İstanbul’u 21 yaşında çok gençken fethetmişti. Şimdiki gençlere bakıldığında kıyas bile yapılacak bir orantı yoktur. Bir örnek verdiğimiz gençlere, bir de şimdiki kendini beğenmiş Z kuşağına bakar mısınız!. Açlıktan nefesi kokmasına ve ana-babasına bağlı olmasına rağmen kendini bir “şey” zannetmektedir.  

 

Yeni nesil genç Z kuşağı yâni N kuşağı, “ânı yaşa” sözünü fazla ciddiye aldı. Zîrâ hiç-bir şeyin önünü-arkasını düşünmüyor.

 

X, Y ve Z tüm kuşaklar için ama özellikle de Z kuşağı için önemli olan tek şey, hazzı, sıkıntısızlığı ve sorumsuzluğu kesintisiz sürdürebilmektir. O yüzden hiç-bir şeyi umursamazlar. Sözde çatışmadan ve gerilimden hoşlanmaması bu hazların kesilmemesi ve sorumluluk almak istememeleri nedeniyledir. Yoksa konuşarak, uzlaşmayla çözebilecekleri bir şey yoktur. Zîrâ bunun için yeterli donanıma ve tecrübeye sâhip değillerdir. Çatışmacı olmamaları, eleştirilecek şeyleri kendileri de yaptıkları ve bu nedenle de eleştiri almak istememeleri nedeniyledir. LGBT ve Deizm oranlarına bakılırsa Z diye adlandırılan ama aslında N kuşağı olanların çatışmayı ve kavgayı sevmemeleri bu sebepledir. Çünkü çatışma ve kavga, kafa-beden ve sapıklık konforlarını bozmaktadır. Ali Barskanmay Z Kuşağı hakkında şunları söyler:

 

“Üst akıl; sosyâl medya, ekran, dijitâl oyunlar ile bir kuşak oluşturdu. Küresel akıl dediğimiz bu üst-akıl, oluşturduğu kuşağın algı dünyâsını kontrôl altına alıp yönlendirme hakkını kendinde görüyor. Farklı seslere, fikirlere, kültürlere tahammülü yok. Aksi sesleri linç ile sonuçlandırıyor. Üst-aklın markalaştırdığı alfabenin son harfinden oluşan ve zurnanın da zırt dediği yerden çıkan ‘z kuşağı’. Şık giyindirilip ekranlara çıkartılan ve ezberleri dışında insana dâir iki kelime bir-araya getirmeyen insanlarca markaları bilimsel(!) verilerle onaylanıyor ‘z kuşağı’nın.

 

Sosyâl medya bağımlısı ve sosyâl medyada yazılanlar doğrultusunda doğru-yanlış değerlendirmesi olmayan bir kuşak. Sosyâl medya üzerinden sömürülmeye müsâit. Kitap okumaya karşı sabırları ve zamanları(!) yok. Okunanlar da yine sosyâl medya üzerinden belirleniyor. Düşünmeye karşı sabırları sınırlı. Evet-hayır, kabûl-red dışında önerileri fabrika üretimi serî cevaplar. Okul, hayatlarında not alıp sınıf geçmekten ibâret. Karşı tarafı dinleme sabırları on beş dakîkayı geçmez. Her-şeyi bilirler, bilmedikleri şeyleri de arama motorlarından ânında öğrenirler. Yemek yerken ekranları açıktır. Öğrendikleri önemli şeyler hep vardır onlar için ekranda. Kırmızı çizgilerini küresel akıl belirliyor. Din, ahlâk, doğruluk, saygı, sevgi küresel aklın belirlediği kadardır. Her-şeyi eleştirme hakkını kendinde özgürlük adına buluyorlar. Küresel aklın istediği kadar özgürdürler. Küresel kötülüğün istediği kadar başkalarının hakkına, inançlarına, kültürlerine, değerlerine saygılıdırlar. Küresel akıl tarafından yapılan tanımlamaların dışına çıkmazlar. Bu tanımı kendilerine kimlik edinirler. Kendilerine söylenenlerin gölgesinde kalarak aksi bir kimlik oluşturma yetileri âdetâ ellerinden alınmış. Kendinden yola çıkarak kendi seçim ve eylemlerini kaybetmişler”.

 

“N” kuşağının; ne yediklerinden haberleri var, ne içtiklerinden, ne giydiklerinden ne de söylediklerinden. Birileri kendilerine neyi veriyorsa ve dayatıyorsa onu kullanıyorlar. Oturup da âileleriyle doğru-düzgün yemek yemedikleri, çay-kahve içmedikleri gibi, giydikleri sözde elbiseler de, tasarımını şeytanın yapmış olduğu paçavralardır. Genç erkekler, kadınların bile giymesinin uygun olmadığı tayt şeklindeki daracık pantolonları ve vücutlarını sımsıkı sıkan tişörtleri giyiyorlar ve üstelik iyi giyindiklerini zannediyorlar. Böyle ahmakça giyinmeyi nasıl oluyor da kabûl edebiliyorlar?. Nasıl oluyor da bu kadar kolay iknâ olabiliyorlar?. Kanımca “N” kuşağının akılları ve zihinleri çeşitli şeylerle blôke olmuştur ve yaptıkları absürdlükleri görememektedirler. Sâdece “tadı güzel ve ucuz olduğu için” yediklerine-içtiklerine dikkat etmedikleri gibi, şirâzesini kaybetmiş kızlar beğeniyor diye “erkekçe olmayan” paçavraları moda diye giyebiliyorlar. Oysa yüksek paralar ödeyerek aldıkları o paçavraları, kısa zaman öncesine kadar, kimsenin yan-yana bile yürümeyeceği mâlûm kişiler giyiyordu. Bu nasıl kişiliksiz ve yakışıksız bir giyinme(!)dir, bu paçavraları giymek nasıl kabûl edilmektedir?. Anlamak mümkün değil.   

 

N kuşağını N’nin ifâde ettiği nefsin tatmininden başkası heyecanlandırmamaktadır. Bir boşvermişlik, çok biliyorum havası, nihilizm, boşverme vs. N kuşağını esir almıştır. Aslında birer asalak olmalarına yâni ana-balarına göbeklerinden bağlı olmalarına rağmen “Dünyâ’yı ben yarattım” havasındadırlar. Ceplerine konan harçlığı ve interneti kestiğiniz anda dımdızlak şap gibi ortada kalırlar ve hiç-bir işe yaramayan zombilere dönerler.

 

N kuşağı her alanda kendilerinin referans alınmasını ve kendilerine göre bir dünyâ kurulmasını istiyor, tabi bu bağlamda belli bir yaşlın üstündekileri, kıyıya-kenara çekilmesi gereken dinozorlar olarak görüyorlar. Böyle yapmakla tecrübeyi, öğüdü, tavsiyeyi ve uyarıyı inkâr etmiş olurlar.

 

Bir şeye sâhip olmamak ve sınırlandırılmak N kuşağının cehennemidir. Onları çileden çıkarır. Bu bağlamda internetin bir nebze yavaşlamasına bile katlanamazlar. N kuşağı bireycidir. Topluma katılmaz ve karışmaz. Bu nedenle toplumun sorunlarıyla ilgilenmezler. N kuşağı hiç-bir şeyle tatmin olmaz ve doymak bilmez. Çünkü her-şeyin kendisi için olduğuna, şeytan, modern-seküler ideolojiler, düşünceler ve eğitim ile inandırılmışlardır.

 

N kuşağı tüm zamanlarda olmuştur ama modernite ile birlikte sonra da post-modernite ile birlikte nefse tapınma başlamıştır. Bu tapınma N kuşağının alâmeti fârikasıdır.

 

Din ve İslâm konusunda da yozlaşmışlardır. Dîni, eski kuşakların ve yaşlıların bir etkinliği olarak görürler. Modernler tarafından İslâm’ın bir şiddet dîni olduğu öğretilmiştir onlara. Bu nedenle direniş, sabır, hicret, devlet, cihad, şahâdet ve medeniyetten bahsedildiğinde teröristlikten bahsediliyormuş gibi ürkerler. Modern gençliğin yâni “N” kuşağının keyfine uymuyor diye İslâm’ın ideâllerinden ve devlet-medeniyet hayâlinden vazgeçilecek değildir elbette.

 

“Gençlere tapmak” diyebileceğimiz yeni bir moda çıktı. Her-şeyi gençlere göre düzenlemek. İslâm’da bunun bir örneği mi var?. İslâm’ın temel sâbitelerinden bahsettiğimizde; “gençler artık bunları anlamıyor, anlamak da istemiyor. Çünkü gençlerin düşüncelerine, arzularına ve hayâllerine göre değil” diyorlar. Gençler anlasa da anlamasa da hak ve hakîkat İslâm yâni Kur’ân ve Sünnet’tir. Dünyâ’nın herkes için en ideâl yer hâline gelmesinin İslâm’dan başka da bir yolu yoktur ve gençlerin arzuladıkları gibi bir dünyâ hem kurulamaz hem de kurulsa bile o dünyâ, gençleri de insanlığından çıkaracak bir dünyâ hâline gelir. Zîrâ Allah’ın yaratmasında ve kânunlarında bir değişiklik olmaz. Zorla yapılmaya çalışılan değişiklikler çok da uzak olmayan bir vâdede insanlara “azap” olarak geri döner ve dönmektedir.

 

N kuşağının bir kutsalı ve atfettiği bir değeri yoktur. Sâdece o anda ve mevcut zamanda gündemde olan popüler şeyler onların ilgisini çeker ve îtibar görür. Bu nedenle hiç-bir ideolojiye ve düşünceye bağlanamazlar yada bu ideolojilerin-sistemlerin ortaya çıkardığı zorluklara da bir ses çıkarmazlar. N kuşağı Dünyâ’yı kendi merkezlerinde kabûl etmek ister. Modernite de on numara tüketici oldukları için onları desteklemektedir. Onları sağılan inek gibi, altın yumurtlayan tavuk gibi gördüğü için düşüncelerini ve kâlplerini kışkırtır ve onların dediğini kabûl eder gibi görünür.

 

N kuşağına yapılacak en büyük hakâret ve verilecek en büyük ızdırap, onları önemsememektir. Zîrâ N kuşağı, şeytanın ve nefsin etkisiyle kendilerini çok önemserler. Herkesin kendilerini önemsemelerini isterler. Fakat önemsenecek pek de bir tarafları yoktur ki!.

 

N kuşağı özgürlük peşindedir. Ama aslında nefislerine insanlık târihinde hiç görülmediği kadar kulluk yapmaktadırlar. Fakat N kuşağı sanki kendilerinde nefs yokmuş gibi davranmakta ve hiç yanlış yapmadıklarını zannederek “biz ne arzu ediyorsak doğrusu odur” düşüncesine kapılmaktadırlar. Çünkü şeytan nefs ve küresel-yerel tâğutlar onlara çanak tutmaktadır.

 

Tabi bizim eleştirdiğimiz nesil, N Kuşağı yâni nefsine tapan kuşaktır. Yoksa duyarlı, sorumluluk sâhibi, gerçekçi, anlayışlı, îmanlı ve idrâk sâhibi gençler bu asalaklardan istisnâdır. Eğer Dünyâ’yı değer-merkezli, İslâm-merkezli bir yere çevirecek yada bunun için çalışacak olanlar varsa işte onlar bu azınlık gençliktir. Ki onlar “D Kuşağı” yâni “delikanlılık kuşağı”dır. D kuşağının sayısı ve nitelikleri artmadıkça X, Y ve Z’nin yâni N kuşaklarının arzuları Dünyâ’nın sonunu getirecektir. Bu son, ilk önce dînî-mânevî alanda, sonra da maddî alanda olacaktır ki emâreleri başlayalı epey olmuştur.

 

Cumhuriyetin 10 yılda yetiştirdiği 15 milyon gencin bakiyesi, günümüzdeki “bozuk Z kuşağı gençliği”dir. Bu modern gençliğin elinden akıllı telefonları ve sosyâl medyayı aldığınızda, dımdızlak ortada kalırlar. Modern gençliğin sorunu, “sorunu” olmamasıdır. Modern gençlik mahrûmiyetten mahrumdur. Modern gençlik, tüm âilenin hep birlikte çözemediği bir sorunu, tek-başlarına çözebileceklerini sanan ahmaklar topluluğudur.

 

Geleneksel toplumda bilgelik yaşlılardayken, modern toplumda gençler, modernitenin etkisiyle yaşlıları “bunak” olarak görmektedirler. “Ok boomer” sözü bunu ifâde eder.

 

Küçük yaşında batı’nın çizgi-filmleriyle; gençliğinde de sinema-filmleriyle yetişenlerin, modern dünyâya bir eleştiri, îtirâz ve isyanlarının olmadığı çok net görülen bir şeydir. Okullar zâten “sâdece öğretim(!)” yerleridir. Eğitim ise, hayâtın tam da ortasında olur. Okullara hapsedilen gençlerin eğitimi engelleniyor. Gençleri modernizme entegre ederek onları “yetiştirmiş” olmazsınız, tam-aksine, onları modernizme adapte etmiş oluruz. Modern gençliğin gittiği yol budur.

 

“N” Kuşağı; ahlâkî yönden sorunlu olan fantastik sapık film, dizi ve bilgisayar oyunlarıyla beyinlerini iğdiş ediyorlar. Bunun sonucunda sanal bir dünyâda yaşar gibi hareket ediyorlar. Önceki kuşakla aradaki büyük fark bundan dolayıdır. Zîrâ önceki kuşaklar gerçek bir dünyâda yaşamaktayken, N Kuşağı sanal dünyâya hapsolmuştur. Dışarıda da her-şeyin sanal dünyâdaki gibi olmasını istemekte ve beklemektedir. Böyle olmayınca (çünkü olması aslâ mümkün değildir) çıldırmakta ve bunun sorumlusu olarak da klâsik kuşağı ve dîni suçlamaktadır.

 

Bu kuşağın düşüncelerini, zihniyetini ve sözlerini ve eylemlerini dayandırdıkları şeyler sûnî ve sanal yalanlardır. İnternet ile beyinleri iğdiş olan “N” Kuşağı’nın, bilinç-altı mesajlar ve haberlerle beyinleri ve zihniyetleri blôke ediliyor. Böylece gerçeğe değil sanala inanıyorlar ve hattâ sanal olana îman ediyorlar. Sosyâl medyaya “kul” olmalarının ve aşırı bağlılıklarının nedeni budur. Hakkı ve hakîkati dile getiren mesajlara ve tebliğcilere bir türlü inanamayan N Kuşağı, sıra sanal dünyânın verilerine gelince onu baş-tâcı yapıyor. Çünkü N Kuşağı, ekran bağımlısıdır ve ekrandan görmediğinde ve öğrenmediğinde zinhar iknâ olmamaktadır. İnternet ise N Kuşağı’nı her türlü sorumluluktan uzaklaştırıp her-şeyi yapabilme hakkını kendinde gören başı-boş serserilere çevirdiği için, kışkırtılmış nefisler bu durumdan rahatsız olmuyor. Fakat sonuçta ruhlar ezik bir hâlde kalıyor. Bu nedenle N Kuşağı îmânın yerine imajı koymuş bir kitledir. N Kuşağı için imaj her şeydir, “îman ise olmasa da olur”, hattâ “olmasa daha iyi olur” bir şeydir.

 

Bu “N” kuşağı o kadar merhâmetsiz ve o kadar duyarsızdır ki, onlar için kendilerini parçalayan büyükleri için kıllarını bile kıpırdatmazlar. Bir keresinde bir komşumuz, 200 metre ilerideki pazardan bir şey ihtiyâcı olduğunda, çocuklarına ve torunlarına bunu söylemek yerine, yürüyemediğinden dolayı 200 metrelik yol için taksi çağırmıştı. Çünkü onlara güvenemiyor. Zîrâ güven vermiyorlar. İşte bu, kendilerinden çok şey beklenen “N”  kuşağının ne olduğunu açıkça gösterir. “N” kuşağıyla Dünyâ ancak uçuruma yuvarlanır.  

 

Evet; N kuşağının ortak özellikleri; Allah’a, dîne, Kitab’a ve Peygamber’e önem ve değer vermemeleri, iğrenç birer asalak olmalarına bakmadan kendilerini besleyen ana-babalarına âsi davranmaları, merhâmetten, vicdandan ve adâletten habersiz olmaları, modern-bilime ve teknolojiye âdetâ kul-köle olmaları, nefislerinin, arzularının ve hazzın peşinde bin takla atarak koşmaları, hiç-bir bok olmamalarına rağmen kendilerini bir şey zannetmeleri gibi ortak özelliklerdir.

 

Tabi istisnâlar hâriçtir ve gerçekten kendini bilen gençler de vardır. Dünyâ’nın umûdu onlardır. Allah’ını, dînini, Kitab’ını ve Peygamber’ini bilen, ana-babasına saygılı davranan, cehâletin ve ilmin ne olduğunun farkında olan, sorumluluk sâhibi, ilkeli, dürüst ve inançlı gençler değiştirip düzelteceklerdir Dünyâ’yı. Dünyâ ve insanlık böyle gençlere çok muhtaçtır.

 

En doğrusunu sâdece Allah bilir.

 

Hârûn Görmüş

Temmuz 2020

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder