13 Şubat 2016 Cumartesi

Modernizmin Engelli Tasavvuru



“Kör olana güçlük (sorumluluk) yoktur, topal olana güçlük yoktur, hasta olana da güçlük yoktur. Kim Allah'a ve Resûlü’ne itaat ederse, (Allah) onu, altından ırmaklar akan cennetlere sokar. Kim sırt çevirirse, onu acı bir azab ile azablandırır” (Fetih 17).

“Gerçekten güçlükle berâber kolaylık vardır” (İnşirah 6) âyetinin söylediği gibi, her zorlukla berâber mutlakâ bir kolaylık vardır. Bunu engelliler belki daha iyi fark ederler. Engelli olmak gerçekten de kolay değildir. Hayâtın doğal bir zorluğu vardır ve bu zorluk “doğal” olsa bile bâzen insanlara ağır gelebilir. İşte bu doğal zorluk daha çok engellilere zor gelir. Daha doğrusu insanlara “bâzen” zor gelen o doğal zorluk, engellilere sürekli zor gelir. Bu nedenle Kur’ân, ayrıca bir zorluk olmasını istemez engelliye, hastaya, topala. Fakat zihinsel bir engel yoksa, yâni aklî melekeler yerinde ise engelliler de bâzı zorluklara-işlere tâlip olabilirler ve olmalıdırlar. Zâten insan, zorluk olmadığında yozlaşır ve “Dünyâ’nın zararlısı” olur. Zîrâ zorluklarla karşılaşmayanlar mutlakâ başkalarına zorluklar çıkarırlar. Rivâyete göre Firavun, hiç başı bile ağrımayan biriymiş. Ama târihin gördüğü en zorba kişilerden biridir ve insanlara en büyük zorbalığı yapıyordu: “Gerçek şu ki, Firavun yeryüzünde (Mısır'da) büyüklenmiş ve oranın halkını bir-takım fırkalara ayırıp bölmüştü; onlardan bir bölümünü güçten düşürüyor, erkek çocuklarını boğazlayıp kadınlarını diri bırakıyordu. Çünkü o, bozgunculardandı” (Kasas 4).

Modernizm, her konuda olduğu gibi engellilere kapitâlist sömürü düşüncesine göre bir rôl belirlemiş ve zorluklarına artı bir zorluk daha yükleyerek onlara yapamayacakları şeyleri önermekte ve yapamayacakları yada yaparken çok-çok zorlanacakları şeyleri beklemektedir. Meselâ engellileri aşırı bir şekilde spora yönlendiriyorlar. Spor engelliler için hiç de uygun değildir ve spor zor bir etkinlik olduğundan, zâten zorluk içinde olan engelliler için ayrıca bir zorluk ve yük olacağından dolayı yanlış bir yönlendirmedir. Zâten spor normâl insan için bile ağır bir faaliyet olduğundan dolayı, normâl sağlıklı insanlar için bile uygun değildir. Kas-iskelet sistemi engeli olmayan engelliler için açık-hava yürüyüşleri olmalıdır sâdece. Televizyonlarda gördüğümüz gibi, engelli insanları, normâl insanların bile zorlukla yaptığı sportif faaliyetlere yönlendirmek onlara yapılan bir çeşit zulümdür. Hele bir de Dünyâ Engelliler Olimpiyatları yok mu?. Bu tam bir absürdlüktür ki her-hâlde şeytan bile gülüyordur bu duruma.

Engellilerin yapacağı en iyi ve uygun olan şey kültür ve sanat etkinlikleridir. Hemen her engelli bir enstrüman çalabilmelidir, el işleri, küçük sanatsal faaliyetler ve en önemlisi de kültürel alanda ilerlemek olmalıdır engellilerin hedefi.

Kitap okumak ve bilgide gelişmek için olmazsa-olmaz bir gereklilik vardır: Oturmak.. Engellilerin bir-çoğu zâten oturma hâlindedirler ve oturmak onlar için çok da zor değildir. Oturmadan okunamayacağı için oturmadan bilgilenme olmaz. Zâten yerinde duramayanlar okuyamazlar da. Yarım saat bile yerinde oturamayanlar nasıl okusun ki?. Bu nedenle engellilerin bir-çoğu oturmaya alışkın olduğu için hem okumaya hem de müzik ve el işleri gibi sanatsal faaliyetlerde başarılı olabilirler. Sebat etmek engelliler için çok zor olmayacağından dolayı buna kolay alışabilirler ve bu yollarda ilerleyebilirler, hattâ ülke ve dünyâ-çapında birer bilgin ve sanatçı olabilirler.

Bence engellileri iş-hayâtından bile uzak tutmak gerekir. İlle de çalışmak isteyenler tabî ki de çalışabilirler ama küçük bile olsa bir engel yine de engeldir ve bir zorluktur. O zorluk hayâtın her alanında kendini göstereceğinden, engelliler çalışmak zorunda bırakılmamalıdır ve geçinebilecek maaşlarını, bir sigorta primi şartı bile aranmadan almalıdırlar.

İslâm’da engelliler diğer insanlardan farklı görülmek istenmez ama zorlukları da göz-ardı edilemez. Peygamberimiz bir âmâ olan Abdullah ibn-i Ümmü  Mektum’u defâlarca yerine vekil olarak bırakmıştı. Böyle yapmakla bir “engelli tasavvuru” oluşturmak istiyordu peygamberimiz. Böyle önemli bir görev engelli biri için engelini düşünmesini engeller. Bu nedenle engelliler, sürekli engelleriyle meşgûl olacaklarına ve engellerini hatırlatacak faaliyetler yerine kendilerine uygun ve yakışan işleri yapmaları gerekir. Yapılacak en uygun şey ise, el işleri, sanat ve kültürel etkinliklerdir. Bu yola sevk edilip desteklenen engelliler, sanat-kültür faaliyetlerinde çok ileri bir seviyeye gelebileceklerdir. Mustafa İslamoğlu:

“Asıl özürlü, Allah’ı görmeyen, duymayandır. Gerçek özürlü kendi gerçeğini kabûl edemeyendir. Kur’ân’ın ‘sağırdırlar, kördürler, konuşamazlar’ sınıfına özürlüler girmez. Allah Dünyâ’da birilerinden bir şey alıyorsa, mutlakâ onun yerine bir şey verecek demektir. Ruh, özürlü değildir, özürlü olan bedendir.

İmam Ata’nın burnu kesikti, kulağı duymazdı, ayağı topaldı, eli çolaktı, çok siyah ve kıvırcıktı, ama ilimde bir deryaydı, onun altına imzâ atmadığı hüküm geçersiz olurdu. Rivâyete göre İbn-i Abbas âmâ idi. Tirmizi bir rivâyete göre doğuştan, bir rivâyete göre sonradan kördü, ama bunu kimse bilmez, çünkü bu kişi ilmiyle ön-plâna çıkmıştır, zâten İslâm aklı ve ahlâkı bu kusurlara odaklanmaz. Beden, Allah’ın ikrâmıdır, ikrâmın ne kadar yapılacağını ikram-sâhibi bilir” der.

Engellilere ve “kronik” tâbir edilen hastalara hasta-hânelerde farklı davranılmalıdır. Çok büyük ihtimâlle hayatları boyunca mevcut hastalıklarıyla yaşayacak olan bu hastalar, hastalıklarının zorluklarından başka bir de hasta-hâne zorluklarıyla karşılaşmamalıdırlar. Bu yüzden bu-tür hastalar ve engelliler ilk sıraya alınmalı ve tedâvileri-kontrôlleri hemen yapılıp işleri bitirilmeli ve gerekirse evlerine kadar da bırakılmalıdırlar. Bu kişiler için büyük hasta-hânelerde ayrı hekimler görevlendirilmelidir. Bu hekimler sâdece bu kişilerin rutin kontrôllerini yapmak ve ilaçlarını sağlamakla görevli olmalıdırlar ve zâten bir zorluğu olan engelliler bir de çok kalabalık olan hasta-hânelerde ayrıca bir zorluk yaşamamalıdırlar.

Eski târihlerde engellilerin çok zulüm gördüğü ve insan yerine bile koyulmadığı zamanlar olmuştu. Isparta’da engellileri aslanların önüne atıyorlardı. Yakın târihlerde de benzer uygulamalar yapıldı ve engellilere-hastalara uygulanmak üzere insanlık-dışı projeler üretilmişti. “Öjeni” denilen melânet bunlardan biridir. Hitler'in “Kavgam” adlı kitabındaki şu cümleler bundan bahseder:

“Devlet için, zihin ve beden eğitiminin önemli bir yeri vardır, ancak insan seçimi de en az bunun kadar önemlidir. Devletin, genetik olarak hastalıklı veya alenen hasta olan bireylerin üreme için uygun olmadıklarını deklare etme sorumluluğu vardır. Ve bu sorumluluğu hiç-bir anlayış göstermeden ve başkalarının da anlamalarını beklemeden acımasızca uygulamalıdır. Vücûdu sakat olan veyâ fiziksel olarak hasta olan kimselerin üremesini durdurmak, insan sağlığında bu-gün elde edilemeyen bir gelişim sağlayacaktır. Eğer ırkın en sağlıklı olan üyeleri plânlı bir şekilde ürerlerse, sonuçta bugün hâlâ taşıdığımız hem ruhsal hem de bedensel açıdan bozuk tohumların olmadığı bir ırk oluşacaktır”.

Hitler'in bu ideolojisi gereğince, Naziler, Alman toplumu içindeki akıl hastalarını, sakatları, doğuştan körleri ve kalıtsal hastalıklara sâhip olanları, özel “sterilizasyon merkezleri”nde topladılar. 1933 yılında çıkartılan bir yasa ile 350 bin akıl hastası, 30 bin çingene ve yüzlerce zenci çocuk, hadım etme, x ışınları, enjeksiyon, genitâl bölgeye elektrik verilmesi gibi yöntemlerle kısırlaştırıldılar. Bir Nazi subayı, “nasyonal sosyalizm, uygulamalı biyolojiden başka bir şey değildir” diyordu.

Engellilere merhâmet etmeyenler, engelli olmayan insanlara niye merhâmet etsinler ki?. Çünkü engellilerin merhâmete daha fazla ihtiyaçları olduğu çok açıktır. Engelliler toplumun merhâmetini celb etmelidir, aynı-zamanda engelliler, insanların, sağlıklı olduklarına şükretmeleri için bir hatırlatmadır.

Sonsöz: Ne olur engellilere engel olmayın!. Çünkü onlar hayâtın doğal engelleri ve kendilerinde bulunan engelin zorluğundan çok, insanların oluşturduğu engellerden rahatsız oluyorlar.

En doğrusunu sâdece Allah bilir.

Hârûn Görmüş
Şubat 2016















Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme