10 Şubat 2016 Çarşamba

İyilik Nedir



“Yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz “iyilik” değildir. Ama iyilik, Allah’a, âhiret gününe, meleklere, Kitab’a ve peygamberlere îman eden; mala olan sevgisine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, isteyip-dilenene ve kölelere (özgürlükleri için) veren; namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve ahidleştiklerinde ahidlerine vefâ gösterenler ile; zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda sabredenler(in tutum ve davranışlarıdır). İşte bunlar, doğru olanlardır ve müttakî (takvâ sâhibi) olanlar da bunlardır” (Bakara 177).

Özellikle modern zamanlarda târif edilen iyilik, “bir şey yapmama” ile târifi yapılan iyilik tanımlarıdır. Allah insanı İslâm-fıtratı ile yaratmıştır, bu nedenle de insan zâten doğal bir iyiliğe sâhiptir. Yâni görece “iyi” olan bu iyiler, bu iyiliği kazanmak için bir-şey yapmamışlardır ki!. Meselâ güzel-yakışıklı olanların bu güzellikleri-yakışıklıkları için bir-şey yapmamaları da böyledir. Bu nedenle de “pasif iyilik” olarak adlandırılan bu iyilikler ile övünmek abestir. İyilikte aslolan, bir eylem gerçekleştirmek ve eylemin sonucunun iyi-hoş-hayırlı-yararlı olduğu eylemlerdir ki sâhibini ancak bu tür eylemler “iyi” yapar. Yaratılıştan gelen pasif iyilik, bâkir bir iyiliktir. Yâni potansiyel iyiliktir ve henüz fıtratla %100 uyumlu olan vahiyle buluşmamış ve vahiy-merkezli harekete geçmemiş olduğundan dolayı Allah’ın râzı olacağı bir iyilik hâline gelmemiştir. Bu nedenle de Allah, “emin” lâkâbı takılan, âlemlere rahmet peygamberimizin bile bu görece “iyiliği”nden râzı olmamış ve ona, âlemlere bile ağır gelecek olan bir yük yüklemiştir ki iyilik somut hâle gelsin ve gerçek bir iyiliğe hem iç âleminde hem de dış-âlemde ulaşılsın. Allah çok iyi bir insan olan peygamberimizin bile bu soyut ve pasif iyiliğinden râzı olmamış ve ilk vahyin şokuyla evine gidip örtüsünün altına sığınan peygamberimize vahyetmeye başlamış ve vahyin etkisiyle hâlen o pasifliği devâm ettirdiği durumu istememiş ve gerçek iyiliğin kişisel ve toplumsal anlamda açığa çıkması ve gerçekleşmesi için şu âyetleri vahyetmiştir:

“Ey örtüsüne bürünen; az bir kısmı hâriç olmak üzere, geceleyin kalk: (Gecenin) Yarısı kadar. Ya da ondan biraz eksilt. Veya üzerine ilâve et. Ve Kur’ân’ı belli bir düzen içinde (tertil üzere) oku” (Müzzemmil 1-4).

“Ey bürünüp örtünen!, kalk (ve) bundan böyle uyar” (Müddesir 1-2)

“Gerçekten güçlükle berâber kolaylık vardır. Şu hâlde boş kaldığın zaman, durmaksızın yorulmaya-devâm et” (İnşirah 6-7).

Âyetlerin de belirttiği gibi gerçek iyilik, ancak eylem-amel hâlinde iken ortaya çıkıyor ve tüm Dünyâ’ya sirâyet ediyor. Oturup durulan yerden, ne kadar iyi niyetli olunsa da gerçek iyilik açığa çıkıp somutlaşmıyor. Oturulup durulan yerde; hiç-bir şey yapmadan, hiç-bir riske girmeden ve yorulmadan, bir gayret göstermeden vâr-olduğu zannedilen iyilik, pasif bir iyiliktir ki “pasif iyilik, pasif kötülüktür” ve her-an “aktif kötülüğe” dönüşebilme riski taşır. Mustafa İslamoğlu:

“Pasif iyi, aktif iyi olunca dağda durmaz, şehre iner. Sabır miskinlik değil aktifliktir, yâni pasiflikten kurtulmaktır, hakîkat üzere sebat  etmektir. Özne aktif olursa öznedir. Pasif olursa nesne olur. İyiliği çoğaltmayan, iyiliğin nesnesidir. İyiliği çoğalt ki özne ol!. Potansiyel îman, kinetik îmâna, iyiliği kinetik iyiliğe dönüştür!. Ortalık, iyilik yapan kötülerle doludur. İyiliğin sonu yoktur ki “iyi oldum” diyesin. İyi olmanın garantisi yoktur. İyi olma yoktur, iyilik çabası vardır. “Aktif iyi” olmanın bir bedeli vardır. Kötülük sâdece kötülere bulaşmaz, “pasif iyilere” de bulaşır. Aktif bilgiyi aktif akıl kullanabilir ancak. Pasif akıl pasif bilgiyi kullanabilir ancak. Ahlâk, davranmaktır. Ahlâkın pasifi olmaz. Davranmadığında ahlâk ortaya çıkmaz. Tüm “aktif kötüler” ilkin “pasif iyi” idi. Müslüman pasif olamaz” der.

İyilik, yapmamadan çok yapmayla ilgilidir. Hiç-bir zarar vermemek, kötülük yapmamak ve kâlp kırmamak iyidir tabî ki de, fakat kişi böyle olmak için ne yapmıştır da bu hasletleri kazanmıştır?. Zâten o şekilde yaratılmıştır ve âilesi de onu iyi yetiştirmiş olabilir. Fakat iyilik, îman etmek ve sâlih amel işlemekle ilgilidir ve zâten zararda olmayacak olanlar da sâdece bunlardır. Çünkü kişinin saf olması, kötülük yapacak ortamı, fırsatı, düşüncesi yada mecâli yoksa ona “iyi” denir mi?. O kişi kanımca “zararlı” değildir. Zararlı olmamak da çok iyi bir şeydir ama iyilik, Allah’ın “iyi” dediği şeydir. Allah’ın dediği şekilde iyi olmak için ise îcâbında mallarla ve canlarla cihad etmek ve üstün gayret etmek bile vardır.

Kör-topal-hasta olanlar için bir zorluk yoktur ve olmamalıdır ama kör-topal-hasta olanlar da “gerçek iyilik” için, “somut iyilik” için pratik eylemlerde bulunamazlarsa da teorik eylemlerde bulunmaları gerekir.

Salt teorik zihni çalışmalar eyleme geçmediği-geçirmediği ve ortaya somut bir şey koymadıkları için gerçek iyilikten uzaktırlar. Pratik-amelî eylemlerde bulunanlar ancak bir iyilik üzeredirler. Ancak onlar “iyi”dirler. Teorik ve pratik eylemlerin her ikisini bir-arada gerçekleştirenler ise iyiliği diriltmişler ve üstlerine tüy dikmişlerdir ve Allah onlardan râzı olmuştur. Teorik ve pratiğin berâberliği Kur’ân’da şöyle ifâde edilir:

“..Güzel söz O’na yükselir, sâlih amel de onu yükseltir..” (Fâtır 10).

Evet; en büyük iyilik sâlih ameldir ve iyiliğin göstergesi sâlih ameldir:

“Andolsun, biz Zikirden sonra Zebur’da da: ‘Şüphesiz Arz’a sâlih kullarım vârisçi olacaktır’ diye yazdık” (Enbiyâ 105).

Müslümanların günümüzdeki perişân ve kötü durumları; onların çeşitli şekillerde zulme uğramaları, kardeşliklerinin bozulmuş olması hep pasiflik nedeniyledir. İyilik olmadığında zulüm başlar zîrâ. İyiliği ilk-önce başlatması gerekenler müslümanlar olması gerektiği için, bunu yapmadıklarında, ilk önce onlar zulme mâruz kalırlar doğal olarak. Müslümanlar bir-türlü aktif olup da iyiliğe geçemiyorlar. Pasifleştirici teorik bilgilerle ve pasifleştirici pratik etkinliklerle günlerini heder ettiklerinden, bu acınası durumlarından kurtulamıyorlar-kurtulamıyoruz. Pasifliğin doğurduğu bir câhillik (bilmeme) ve eylemsizlik (yapmama) hastalığımızdır ve bu hastalıktan kurtulmak için iyiliğe dönmek zorundayız ve bu hastalıktan ve pasiflikten, aktifliğe geçtiğimizde kurtulabiliriz ancak. Pasifliğin bedeli de pasiftir, yâni yoktur. Pasifliğin bir bedeli olmadığından, bir zorlaması olmadığından dolayı rahatı kaçırmıyor ve bu durum hoşa gittiği için kişi pasifliği seviyor ve zamanla alışıyor pasifliğe. O nedenle pasiflik insanlar tarafından a-normâl görülmüyor. İyiliğe ulaşma vesîlesi olan aktiflik yâni eylem-amel-hareket, bedeli olan bir süreçtir ki bu süreç teorik olarak başlayıp pratik olarak devâm eder.

İyilik öyle oturduğun yerden; “arkadaşı gönderiyom, işini hallediver” demek değildir. Bunun adı “kıyak” olabilir. İyilik yapmak ise; “acıtan şey”dir. Kendinden bir şeylerin eksilmesi. O iyilik uğruna bedenen, zihnen yorulmak; zamânını ayırmak; rahatını-konforunu bozmak; malını-mülkünü azaltmak ve hattâ iyilik uğruna tüketmek. En nihâyetinde Allah için canını verebilmektir (şehâdet). 

İnsanlar zannediyorlar ki sâdece; îman ettim; biz de müslümanız; “kurban olduğum Allah-peygamber” vs. demekle; ya da modernizme uygun olarak; modern şekilde giyinmekle; modernizmin gidilmesini emrettiği mekânlarda “fink” atmakla; herkesten daha fazla para kazanmakla; malk-mülk sâhibi olmakla; birilerine yapmacık bir şekilde “merhaba-selâm-kolay gelsin” vs. demekle; hiç-bir riske girmeden, bir yük yüklenmeden iyi olunacağını zannetmek câhillik ve ahmaklıktır. Maalesef müslümanların çoğunun îmânı, daha doğru bir ifâdeyle inancı, kişileri iyiliğe götürmediği için aktif değil pasiftir. Pasif olan “yok” hükmünde olduğundan, gerçek anlamda bir îman-inancın olduğundan bahsedilemez. Belki sâdece “psikolojik bir îman-inanç”tan bahsedilebilir sâdece. Kur’ân bu inancın yanlış olduğunu ve çok da bir değerinin olmadığını bir-çok âyette belirtir. Bu âyetlerden en çok bilineni şu âyettir:

“İnsanlar, (sâdece) ‘îman ettik’ diyerek sınanmadan bırakılacaklarını mı sandılar?. Andolsun, onlardan öncekileri sınadık; Allah, gerçekten doğruları da bilmekte ve gerçekten yalancıları da bilmektedir” (Ankebût 2-3).

İyiliğe ermek; -yazımıza başlarken de belirttiğimiz Bakara 177. âyette de söylendiği gibi-, aktif-pratik anlamda “infâk” ile başlar. Allah bunu başka bir âyetinde şu şekilde emreder:

“Sevdiğiniz şeylerden infâk edinceye kadar aslâ iyiliğe eremezsiniz. Her ne infâk ederseniz, şüphesiz Allah onu bilir” (Âl-i İmran 92).

Günümüzde görüldüğü üzere, insanları iyilikten yâni eylemden-amelden alıkoyan şey, infâksızlıktır. Bütün nifaklar infâksızlıktan doğar. Bu nifaklar iyiliği blôke eder. Kapitâlizmin insanlar arasında oluşturduğu maddî-mânevi uçurumlar ancak infâk ile ortadan kalkar ve müslümanlar “eski günler”deki gibi yeniden kardeş olurlar.

Gerçek iyilik; bilgi-bilinç-eylem süreciyle başlar, devlet-medeniyet ile sonuçlanır ve cenneti kazanmakla nihâyet bulur. Îman, bir iyiliktir ve sürekli olarak iyiliğe yönlendirir. Îman eyleme yâni “gerçek iyiliğe” meyyâldir ve bu meyil hicret ve cihadla kemâle erer. Zîrâ hayat, îman, hicret ve cihadtır.

En doğrusunu sâdece Allah bilir.

Hârûn Görmüş
Şubat 2016

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme