10 Şubat 2016 Çarşamba

AVM’ler ve Tüketim Manyaklığı


“Sonra o gün, nîmetlerden mutlakâ hesâba çekileceksiniz?” (Tekâsûr 8).

 

Yazının başlığına bakıp da: “AVM çılgınlığı yazacakmış ama yanlışlıkla AVM sapıklığı yazmış” diye düşünülmesin. Ne yazdığımın farkındayım. AVM’ler artık, bir çeşit “manyaklık merkezleri” oldu. Çılgınlık ifâdesi çok yumuşak kalıyor ve zâten çılgınlık kelimesi artık kötü görülen bir ifâde de değil. Hattâ tam tersine, çılgın olunca, çılgınca olunca iyi görülüyor ve çılgın olan kişiler toplumun öne çıkarılmış gözdeleri olarak kabûl ediliyor. Çılgın olmayanlar a-sosyâl, mal, inek gibi görülüyor. Çılgınlığın ve çılgınların reklâmı olumlu anlamda ve aşırı olarak yapıldığı için artık çılgın sözü bir şeyin kötülüğünü gösteren bir ifade olmaktan çıkmıştır. O nedenle artık bir çılgınlıktan değil, manyaklıktan söz-etmek daha uygun oluyor. Evet; AVM’ler, manyaklığın normâlleştirildiği yerlerdir.

 

AVM’ler, tüm kötü örnekliklerin üretildiği ve insanları oyalamak için yeni düşüncelerin formüle edildiği Avro-Amerikan kültürünün tüm Dünyâ’ya ihrâç ettiği, daha doğrusu bir-şekilde dayattığı sömürü merkezleridir. Avro-Amerikan kültür bu dayatmayı, kendi kültürüne uygun olarak ürettiği ürünlerini hiç zahmet çekmeden pazarlayabilmek için yapmıştır. Çünkü bu merkezlerde, bulunduğu ülkenin dînî ve örfî-geleneksel ürünlerinden çok-çok daha fazla, Avro-Amerikan kültürün ürünleri bulunuyor. Avro-Amerikan kültür, daha önceden; ideolojilerle, filmlerle, reklâmlarla, kişilerle, sporla, müzikle, medya ile beynini uyuşturduğu ve kafaya aldığı toplumları; ürettiği ve alıştırdığı ürünlerin tamâmını bir-arda bulabileceği ve têmin edebileceği ve aslında gerçekte ihtiyaç olmayan ürünleri de almaya zorlayacağı, adına AVM denilen yerleri kendi ülkelerinde ve tüm dünyâ-ülkelerinde açmış ya da açtırmıştır. Böylelikle tüm Dünyâ’da bir tüketim-şekli meydana çıkarmıştır. İş öyle bir duruma gelmiştir ki, insanlar adı AVM olmayan yerlerden artık alış-veriş yapmak istememektedirler. Bu nedenle de eskiden “mahallenin bakkalı” olan yerler bile “bakkal” tabelasını indirip, yerine AVM tabelasını koymuştur.

 

AVM olan yerde, AVM felsefesine göre bir-çok şey bulunmalıdır. Bir-çok farklı tüketim malzemesinin bir-arada bulunduğu yerlerdir AVM’ler. Bu merkezler nefse yönelik ürünleriyle insanları cezbedip buralara çekiyorlar ve insanların gerçekten ihtiyaçları olan bir-kaç şeyden başka, aslında hiç de ihtiyaçları olmayan ve evde zâten bulunan ürünleri yeniden alıyorlar. Böylece buralar bir tüketim manyaklığının yaşandığı merkezler oluyor. “Manyaklıktır” diyoruz, zîrâ ihtiyaç duyulmayan bir şeyi almak bir çeşit manyaklıktır. İnsan ihtiyâcı yokken bir şeyi niye alır?. Kafa gittiği için alır. İşte bu merkezler insanları böyle manyak yapıyor. İsrâf etmek insanı aptallaştırır zâten. Bu yerler isrâfın ayyuka çıktığı merkezlerdir.

 

AVM’ler kendi ararlında da bir yarış içindedirler. Biri diğerinden daha büyük ve kapsamlı AVM’ler yapmak telâşında. Halk da “bir AVM ne kadar büyükse o kadar iyidir” düşüncesiyle en büyük olan AVM’ye gidiyor. Yeni bir AVM açılmaya görsün; sanki Allah’ın bir emri gibi, insanlarda oraya gitmek ve girmek için nasıl bir telaş. Sanki oraya girince “hacı” olacak. Gerçi bu merkezler Kâbe gibi tavaf edilip duruyor tüm gün boyunca. Oraya gidenler toplumun önde gelen kişilerinden zannediyorlar kendilerini ve sanki oralara gidebilenler cenneti kazanıyorlar gibi bir huşû duyuyorlar. Hemen söyleyelim ki bu merkezler yeryüzü cennetini modern kentlerde kurmak için oluşturulmuş kutsal(!) mekânlardır, cennettir biraz da. Çünkü her-şeyin bulunduğu, tüm nîmetlerin olduğu yer cennettir ya!.

 

Tiyatro şu şekilde oynanıyor: Özellikle karı-koca mêmur ve bir ya da iki çocuğu olan âileler -ki bu merkezlerin en sevdiği müşteri kitlesi bunlardır-, sabah çok da geç olmayan bir saatte kalkıp gösterişli kıyâfetlerini giyiniyorlar ve arabalarına binip bu merkezlere biraz da heyecanla ulaşıyorlar. Arabalar park ediliyor ve o “büyüler ülkesi”nden içeriye otomatik açılan kapılardan giriliyor. Tabi sizi içeride karşılayan kızlı-erkekli gençler (hûri-ğılman) oluyor ve “hoş geldiniz” sözleriyle gülücükler dağıtıyorlar. Yâni sizi daha baştan, tam da bu mekânlara uygun olarak hazırlıyorlar. Bu kadar îtibâra karşı para harcamak lazım tabi. İçeri giriliyor ve hemen kahvaltı yapmak için bir yere oturuluyor. Her an dakika-dakika kaydedilmelidir bu yerlerde yapılanlar ki buranın farzlarından biridir. Bu doğrultuda selfiler/öz-çekimler başlıyor. Kahvaltı masasında akşama kadar ne yapılacağının plânı konuşuluyor ve öğle sonrası seans için bilet alınıyor ve başlıyorlar gezmeye, daha doğrusu almaya. Evdeki bir-kaç eksik için zorunlu olan ihtiyaçtan sonra gereksiz şeyler alınıyor ve hattâ bile-bile, hiç kullanılmayacak şeyler bile alınabiliyor. Buralarda nakitten çok kredi-kartları geçerlidir. Yeme-içme-kıyâfet-oyuncak vs. vs. bilumum alış-veriş (daha doğrusu tüketim) yapıldıktan sonra çocuk için oyuncakların olduğu yere, büyükler çeşitli oyunların oynandığı bowling, bilardo, masa-tenisi gibi yerlere; kadınlar-kızlar kuaför, güzellik-merkezi, kozmetik dükkanlarının olduğu yere; beyler teknolojik ürünlerin bulunduğu yerlerde koşturuyor. Buralarda cirit atıyorlar âdetâ.

 

Sonra sinemaya giriliyor film seyrediliyor, daha sonra tekrar acıkıldığı için yeniden yemekler yeniyor ve tüketim devâm ediyor. Zâten bir teoriye göre oralarda çalınan müzikler bile özeldir ve tüketimi psikolojik-zihinsel olarak uyaracak melodiler çalınır ve dinletilir insanlara. Tüm etkinliklerden sonra epey vakit geçirilen (daha doğrusu öldürülen) bu yerden çıkma zamânı gelir ve nefisler dibine kadar doyurulmuş ve kredi-kartının limitine yaklaşılmış olarak bir sonraki hafta tekrar gelinceye kadar ayrılınır bu yerlerden. Güyâ insanlar burada “süper bir zaman” geçirmişlerdir. Hâlbuki buralar, ücret karşılığında aranılan tüm ürünlerin bulunduğu bir çeşit kapalı hapis-hânelerdir ki diğer hapis-hânelerden farkı, alışkanlık yapmasıdır. Öyle ki tekrar gelmek için sabırsızlanılan yerlerdir buralar.

 

Bu merkezler, buralara galen insanlarda oranın görece kaliteli ve zengin olan görünümü ve kapitâlist-liberâl zihniyete uygun bir-çok neden yüzünden sûni bir mutluluk oluşturur. Aslında mutluluk değildir o, hazdır. İnsanlar nefisleri gırtlağına kadar tatmin edebildikleri için sürekli aldıkları hazzı mutluluk zannediyorlar. Aslında bilinç-altında farklı bir mutsuzluk ve kompleks oluşturur bu mekânlar ve zâten kuruluş amaçlarından biri de budur. Şöyle ki: Buralarda aranılan her-şey bol miktarda vardır. İstenilen, nefsin hoşuna giden her-şey vardır buralarda. Buraların zenginliği göz-kamaştırıcıdır ve buralara giden insanlar salt tüketime kilitlendiklerinden, her-şeyi alma dürtüleri oluşuyor ve sanki isteseler her-şeyi alabileceklerini düşünebiliyorlar. Ama bir-anda kendilerine geldiklerinde bir hayâl içinde olduklarını ve ne kadar da “eksik” olduklarını görmeye başlıyorlar. Çünkü buraların ürünlerinin bir sonu yoktur ve gidilen bu yerler bir AVM zinciridir ve bulundukları yer bir-çok şûbeden biridir. Bunun gibi daha bir-çok yer vardır. Oraya giden en zengin olan kişi bile oranın hem ihtişâmı hem de zenginliği, maddî gücü karşısında  eziliyor ve kendini zavallı hissedebiliyor bu zenginlik karşısında. Çünkü ulaşamayacağı bir-çok şey vardır ve bu merkezler kişilere bunu, kafalarına vura-vura alttan-alta söyleyip duruyor. Buna rağmen bu kişiler buralara gelmeye devâm ederler ve o aşağılık duygusu yer eder. Böylelikle kişiler, oranın tamâmına ulaşamasa da bir-çoğuna ulaşabilme düşüncesiyle, ne gerekiyorsa legâl-illegâl işleri bile yapabilecek bir zihniyete sâhip oluyor. Yâni dememiz o ki buralar, kişileri maddeye-nefse kilitler ve ahlâksızlaştırır. Çünkü bu merkezler “sınırsızlığın merkezleri”dir ve sınırsızlık ile ahlâksızlık aynı şeydir. Bir sınır olmadığında hiç-bir sınır kalmaz ve bir sınırın olmadığı yerde ahlâk da olmaz. Ahlâk “sınır” demektir zîrâ. Artık kişiler bu yerlere gittiğinde en azından o aşağılık kompleksinden, düşüklük kompleksinden kurtulacak kadar zengin olabilmelidir. Buna kilitlenir ve bunun için çalışır. Böylelikle bu merkezleri kuranlar insanların zihniyetlerini de inşâ etmiş olurlar. Hattâ çok ilginç; o zengin duruma gelememiş kişiler, bir-süre sonra sanki o durumdaymış gibi rôl yaparlar ve film içinde film gerçekleşir.

 

“Tüketmek” ifadesi bu yerlerde en zirve ifâdedir. Hâlbuki İslâm’da bu sözün yerine “tasarruf” ifâdesi kullanılır ki tasarruf aynı-zamanda “ölçülü olmak” da demektir. Hâlbuki bu yerlerde ölçüyü aşmayana rastlanamaz.

 

Bu yerlerin popülerliğini söndürmenin ve bitirmenin tek yolu, insanların buraları protesto etmeleri olacaktır. Özellikle müslümanlar bu yerlerden büyük ölçüde geri durmalıdırlar. Çünkü bu yerler çeşitli kötülüklerinin yanında ekonomik ilişkileri de yerle bir ediyor ve mahalledeki bakkalın da ahlâkını bozuyor ve kendini AVM gibi gören eski bakkalımız, başlıyor benzer ürünler satmaya ve aynı oralardaki gibi ticâri ahlâk(sızlık) geliştirmeye. Bakkal-müşteri ilişkisi ve güveni bitiyor ve vicdansız bir ticâret oluşuyor. Böyle giderse insanlar bir-birlerine girecekler. Çünkü bu yerler toplumu ayrıştırıyor aynı-zamanda. AVM’ler, toplumun ekonomik durumlarının seviyesini gösteren yerler oluyor. Böyle merkezlere hayâtında hiç gitmemiş milyonlarca insan var. Özellikle müslümanlar bu konuda duyarlı olmalı, buraları en azından “gitmeyerek” protesto etmelidirler. Bir bilinç, bir duyarlılık oluşturmak şarttır. Böyle yerlerin kurulması suç olmalıdır. Çünkü bu merkezler insanları bir-çok açıdan sömüren yerlerdir. AVM yâni alış-veriş merkezleri, aslında ŞSM’dir. Yâni şeytanın sömürü merkezleri.

 

Atasoy Müftüoğlu böyle yerler için oluşturulacak duyarlılığı Bolivya örneği üzerinden şu şekilde gösteriyor:

 

“2010’da McDonalds Bolivya’da on adet şûbe açıyor. Halk toplu protesto düzenliyor ve kimse bu şûbelerden alış-veriş etmiyor. Firma 10 ay sonra tüm şûbelerini kapatıyor ve tasını-tarağını toplayıp gidiyor. İşte toplumsal farkındalık budur. Kapitâlizm-liberâlizm dünyâ-görüşü içselleştirilmiş durumda. Bolivya örneğindeki farkındalıkları gençler sergileyebilirler”.

 

Şükrü Hüseyinoğlu:

 

“Türkiye’ye ilk olarak 80’li yılların sonunda Ataköy’de inşâ edilen “Galeria” adlı AVM ile giriş yapan bu tarz, şimdilerde her tarafta mantar gibi türeyen yüzlercesiyle, insanların sâdece alış-veriş alışkanlıklarını değil, hayat-algılarını ve yaşayış-biçimlerini de değiştiriyor, biçimlendiriyor. Kapitâlizmin arzu ettiği, “ânı yaşayan”, hiç-bir aşkın kaygısı bulunmayan, bolca alış-veriş yapıp tüketen ve eğlenceyi hayâtın anlamı hâline getiren “tek tip” insan-türü buralarda yetişiyor” der.

 

Celaleddin Vatandaş AVM’ler hakkında şunları söyler: 

 

“Günümüzde insanlar, alış-veriş edecekleri mekânlara sâdece maddî ihtiyaçlarını karşılamak için değil, alış-veriş merkezleri bir hayat-tarzının merkezi olduğu için, alış-veriş merkezleri bir hayat-tarzı inşâ ettiği ve hattâ bireyi psikolojik açıdan rahatlatan bir inanç merkezine dönüştüğü için gitmektedirler. Hattâ geleneksel dinlerin ritüelleri ile tüketici ve alış-veriş merkezi arasındaki ilişkilerde tesâdüfî olmayan benzerlikler vardır. Bir dînin inanmışı ile hac nesnesi arasındaki ilişki bu benzerliklerden en göze çarpanıdır; tavaf etmek, el sürmek, karşısında durup bakınmak gibi. Bu benzerlikler arasında haftalık ibâdet ritüelini de eklemek gerekir. Bireyler haftada bir kez olsun alış-veriş merkezine gitmeden rahatlayamamakta, arınamamaktadır. Bu günün dünyâsında AVM’ler birer tapınak, tüketim kültürü de bir dindir; üstelik insanların tüm hayatlarını etkileyen, yönlendiren son derece kapsamlı ve derinlikli bir din. Moskova’daki McDonald’s restoranının açılışından bir işçi; ‘sanki Chartes Katedrali’ydi orası, kutsal bir haz, yaşama yeri’ diye söz etmişti”.

 

AVM’ler, bize tüketimi öğreten merkezlerdir. Bize ne isterlerse, ellerinde fazla üretim ya da stok olan ne varsa onu tükettirebilirler. O ürünlerin nasıl-neden tüketileceğini bir şekilde öğreterek. Pavlov ve Skinner de, fâreler ve maymunlar üzerinde yaptığı deneylerde, “gereksinimin doğal yâni fizyolojik olabileceği gibi, öğretilebilen bir form olduğunu” da göstermişlerdir.

 

AVM’lerdeki ürünlerin %95i, aslında ihtiyâcımız olmayan ürünlerdir. Bu %95 oranındaki ürünler, ihtiyaçlarımız için değil, ihtiraslarımız için üretilmiş ve sergilenmektedir. Fakat unutmayın ki; ihtiraslarınız ihtiyaçlarınız değildir.

 

Sokrates bir-gün pazarda gezerken satılan şeylere bakmış ve: “Ne kadar da çok, ‘işime yaramayacak ve ihtiyâcım olmayan’ şey var” demiş.

 

Vel hâsıl kelam, stresin geçici olarak atıldığı yerler zannedilse de, Allah’ı unutturan; Dünyâ’ya ise perçemlerden bağlanılan yerlerdir AVM’ler.

 

En doğrusunu sâdece Allah bilir.

 

Hârûn Görmüş

Şubat 2016

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme