26 Aralık 2015 Cumartesi

Namaz ve Zaman


“Sabır ve namazla yardım dileyin. Bu, şüphesiz, huşû duyanların dışındakiler için ağır (bir yük)dır” (Bakara 45).

Yazının başlığı tersinden okunduğunda da yine Namaz ve Zaman olarak okunur. “Ev” bağlacı, “ve”, “veya” anlamına gelir. Farsça olan namaz kelimesinin arapçası “salât”tır. Namaz, insanı en iyi şekilde disipline edecek ve hayâtını düzenleyecek bir ibadettir, hayat tarzıdır. Mü’min kişi, gününü yâni zamânını namaza göre ayarlar. Namaz sâyesinde sürekli bir iç-murâkabe hâlindedir müslümanlar. Bu disiplini edinmiş olanlar namaz için mutlakâ bir zaman ayırabilirler. Sanki onlara namaz için ekstra bir zaman açılmıştır. Namazı olanların zamânı bereketleniyor demek ki.

Namaz kılmayanlar zamânı iyi kullanmayanlardır. Düzensiz bir zaman idâreleri vardır. Aslında onlar, zamânı idâre edemezler. Çünkü zamânı denetleyip idâre edecek bir ölçüleri yoktur. Zâten böyleleri zamânın nasıl geçtiğini de anlayamazlar. Musalli (namaz kılanlar) olanlar ise zamânı sürekli denetim altında tutarlar. Zamânı namaz vesilesi ile mecbûren plânlarlar çünkü. Plânlanan zaman her zaman daha bereketlidir ve bereketlendiği için zaman o kişiye (musalli) sanki daha fazla açılır ve genişler. Bu nedenle de namaz kılanlar hayâtı doya-doya, hissede-hissede yaşarlar. Biraz sonra ne yapacaklarının bilinci onlara hem bir disiplin ve düzen sağlar, hem de huzur verir. Çünkü yapacağı bir şey vardır. İnsanlar yapacakları bir şey olmadığında buhrana varan sıkıntılara girerler zîrâ.  

Namazı zamandan kazanmak için hızlıca kılmak, ilginçtir ki zamânı daha da kısaltır, bereketsizleştirir. Hâlbuki tâdil-i erkâna tam uyarak sindire-sindire kılınan namaz, zamandan çalmaz, zamâna bereket katar aksine. Namaz kılanların zamânı uzar. Namaz kılmayanlara ise bir-türlü zaman yetmez. Zamânın hızla geçip gitmesi içlerini karartır ve onları sıkıntıya sokar. Aslında bunda fıtrata uygun olan “ibâdet”in yerine getirilmemesinin oluşturduğu maddî/mânevi eksikliğin payı da vardır. Namazını kılan musalli, kıldığı her namazın sonunda bir huzûra erer. Namaz kılmak tek-başına huzur vericidir. O huzur, zamânı/hayâtı “dibine kadar” duyumsamasına neden olur ve zamânı/hayâtı an an yaşamasına vesile olur. Böylelikle mutluluğu artar. O hâlde namaz kılanlar ya da zamânı namaza göre ayarlayanlar mutlu olurlar.

Modern zamanlarda insanları oyalayacak o kadar çok şey var ki, bir-türlü namaz kılmaya fırsat bulamıyorlar. Namaza ayıracak zamanları yok. Zamânın her ânını doldurmuş olan Şeytan ve tağutlar, insanlara disiplin sağlayacak ve hayatlarını Allah-merkezli yaşayabilecekleri zamânı namazdan uzaklaştıracak her şeyi yaparlar. Namaz kılmayanların (belki de bir cezâ olarak) ufak-tefek işleri bitmez. Bu işler yüzünden namaza zaman kalmaz. Böyle olunca da namazın meşrûluğunu/mekaniğini sorgulayıp, fayda-zarar hesâbı yapmaya başlar ve netîcede namaza çok da gerek olmadığı sonucuna varabilirler. “Bu zamanda, “böyle bir dünyâda namaz… olacak iş değil” diye fısıldar Şeytan onlara. Nefsine câzip geldiği için bu fısıldamayı tam olarak kabûl etmese de Şeytana da hak vermeye başlar.

“Gerçek şu ki, münâfıklar (sözde), Allah'ı aldatmaktadırlar. Oysa O, onları aldatandır. Namaza kalktıkları zaman isteksizce kalkarlar. İnsanlara gösteriş yaparlar ve Allah’ı ancak çok az anarlar” (Nîsâ 142).

Tembeller ve inanç sorunları olanlar için namaza kalmak çok zor gelir. Ha-bire namaz zamânını ertelerler. Saatlerce gereksiz bir şey yaptığında, boşa harcadığı geçen zamânâ üzülmez ama namaz için ayıracağı zamana tâbir-i câizse ağıt yakar.

Bir de şöyle derler: “Ben tam bir müslüman değilim ki.. Diğer ibâdetlerimi de yapmıyorum. Yaptığım zaman tam ve eksiksiz yaparım. Şu-anda böyle kusursuzca ibâdetlerimi yapamayacağım için Allah’a saygısızlık olmasın diye namaz kılmıyorum”. Bu da Şeytanın bir ayartmasıdır. Zîrâ namaza başlamadıkça hiç kimse iyi bir müslüman olamaz.

Zaman, aslî varlığı olan bir şey değildir. Maddenin hareketinin bir sonucudur. Madde, dönünce yâni hareket edince, hareket-merkezine kıyasla bir zaman belirleriz. Allah hareketi başlatarak zamânı başlatmıştır. Aslında maddenin hareketinin bir sonucu olan zaman da, madde ile birlikte Allah’ın emrine uyduğu için namaz hâlindedir. Evet; zaman namaz kılar. O hâlde bir hareket-eylem durumu olan namaz, Allah’ın hareketine yâni ameline, kulun yine ameliyle (namaz) karşılık vermesidir. Amele karşı bir ameldir namaz. Allah’a karşı bir şükürdür. Bir nîmetin şükrü kendi cinsinden olur. Zamânı başlatan Allah’a, kulun namaz ile şükretmesidir. Namaz “amelin karşılığı olan bir amel”dir.    

“Asra andolsun; Gerçekten insan ziyandadır. Ancak îman edip sâlih amellerde bulunanlar, bir-birlerine hakkı tavsiye edenler ve bir-birlerine sabrı tavsiye edenler başka” (Asr 1-3).

Allah Kur’ân’da neye yemin ediyorsa, o şey insanlar tarafından çok isrâf ve istismâr ediliyor demektir. Ayrıca Allah’ın, yemin ettiği şeyler, çok önem verdiği şeylerdir. Bu nedenle de asra-zamâna yemin ederek der ki: İnsanlar hüsrandadır. Çünkü zamânı iyi kullanmıyorlar. Çünkü namaz kılmıyorlar. Zaman akıp gidiyor ama gafletten ay(r)ılmıyorlar. Ancak namaz kılanlardan oluşan; “sâlih ameller yapanlar ve bir-birlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler” bundan ayrıdır. Çünkü onlar başta namaz olmak üzere zamânı en bereketli kullanacak ibâdetlerini-amellerini yapıyorlar. Zamânı isrâf etmiyorlar.

Peki bir insan neden namaz kılmaz?. Bu sorunun cevâbını: “Allah dilemediği için” diye cevaplayabiliriz. Peki Allah’ın dilemesi ne demektir?. “Allah’ın uygun görmesi” demektir. Allah bir şeyi kimler için uygun görür/bulur?. Lâyık gördüklerine uygun görür. Yâni bir insan, Allah lâyık görmedikçe namaz kılamaz. Namaz bir nîmettir. Allah o nîmeti namaz kılmayan kişiye uygun görmediği için lâyık görmez. Peki o kişi ne zaman lâyık olur o nîmete yâni namaz kılmaya?. Namaza başladığında ve namaz kıldığında. Yâni zamânı namaza uydurduğunda. Namaz için zaman ayırdığında. Yâni bizzat kişi dilediğinde/istediğinde/başladığında. Namaz kılmaya başladığı zamanda. İşte o anda Allah da o kişi için namazı lâyık görür ve onun namaz kılmasını dilemiş olur. Bu, Allah ile kulun aynı-anda/zamanda verdikleri bir “dileme”dir, lâyık bulmadır. Yâni kul kendine namazı lâyık bulduğu anda/zamanda, Allah da lâyık bulur. Allah lâyık bulduğu anda/zamanda kul da lâyık bulur. Namaz kılmaya zaman ayırdığında, namaz ile zaman birleştiğinde, Allah da o kul için namaz kılmasını diler. Allah ile yaşamak budur işte!.

Namaz bir kıyam provasıdır. Namaza kalkmak, “namazla kalkmak”tır. Bu namaza tam zamânında kalkmak gerekir. “Namazla kalkma”nın zamânı ise tam da bu zamandır. İşte şu-an, şimdi..

En doğrusunu sâdece Allah bilir.

Hârûn Görmüş
Aralık 2015


 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme