17 Ekim 2015 Cumartesi

Atalar Dîni (Ata-izm=Atavizm) ve Animizm


Atalar Dîni

 

Atalar dîni aslen tanrı-tanımaz bir din değildir. Allah’ı bilip ona inanırlar ve en yüce kudretin O olduğuna îtirâz etmezler. Atalar dîni, “Allah’a ya da iyiye ulaşmak için ataların yolundan gitmeyi doğru olarak görmek” demektir. Atalarının taptığı gibi tapmak, onların yaşadığı gibi yaşamak/davranmak genel görüşleridir. Ataların durumu bir tecrübeyi de yansıttığı ve ataların hayâtı geçmiş bir konu olduğu için değerlendirme kolay yapılabilmekte ve ataların yaptıkları iyilik ve kötülüklerin sonuçları günlük hayâta bakınca bile kolayca görülebilen bir durum mevcuttur atalar dîninde.  

 

Atalara uymanın-tapmanın ardındaki neden; “ataların tutum ve davranışlarında bir hikmet gizlidir, çünkü onlar topluluğun bekâsını sağlayacak bilgileri ellerinde tutmaktadırlar” düşüncesidir.

 

Atalar dîni mensupları sâdece müşriklerden oluşmaz. Gizli müşriklerden de oluşur (gizli şirk). Somut putlara tapmadan da atalar dîni takip edilebilir ve insanlık târihinin her döneminde ve şu-anda da atalar dîni mevcuttur ve hattâ halkın geneli bu dindendir.

 

Atalar dîninin gerçekten de bâzı pozitif yönleri vardır. Bir kere çok büyük bir tecrübeye sâhiptir. Bu tecrübenin değerlendirmesi ile hayâta yön verilebilir. Fakat atalar dîni nefsi kontrol altına almada başarılı olamaz. Çünkü insan genelde nefsine göre davranır ve atalar da nefsine göre davranmıştır. Bunu gören ataların izleyicileri de nefs sâhibi oldukları için ve nefse hoş gelen şeyi “iyi” görmeleri sebebiyle ataların bu yanlış tutumlarını kolayca kendi hayatlarına aktarabilirler. Günlük işlerde ataların yaptıkları şeylerde bâzı güzellikler vardır. Meselâ şimdiki zamâna göre de yeme-içme-giyinme-yaşama alanları gibi konularda, atalarının yaşayışlarının bizimkilerden daha iyi ve doğal olduğunu gözlemleyebiliyoruz. Netîcede onlar bizden daha sağlıklı yaşamışlar, daha düzgün hayatları olmuştur. Genel davranışları, saygıları ve ahlâkları da çok açıktır ki bizden daha üstündür. Hattâ anlayış ve olayları değerlendirme bakımından da bir-çok konuda üstünlükleri vardır. Ata-sözlerini hayranlıkla dinler/okur ve söyleriz.

 

Aslında yasaklanan şey “ataları izlemek” değil, “ataları körü-körüne izlemek”tir. Çünkü atalar körü-körüne izlendiğinde insan olmanın ayırıcı vasfı olan akıl bloke oluyor ve ataların yaptıkları dinleştiriliyor. Kur’ân da zâten ataları izlemeyi değil, onları körü-körüne izlemeyi, onlar gibi şirk içinde yaşamayı yasaklıyor ve kınıyor: “Onlara: "Allah'ın indirdiğine ve elçiye gelin" denildiğinde, "Atalarımızı üzerinde bulduğumuz şey bize yeter" derler. (Peki,) Ya ataları bir şey bilmiyor ve hidâyete ermiyor idilerse?” (Mâide 104). Ataları körü-körüne izlemek, aklı, düşünceyi ve davranışı yozlaştırıyor, donuklaştırıyor, durağanlaştırıyor ve onların yanlışını sürdürüyor. İyi yönlerini izlemekte tabî ki sorun yok ama, iyi yönleri var diye kötü yönlerini izlemeyi sürdürmek de doğru değildir.

 

Atalar dîni, eğer vahiy/Kur’ân olmasaydı izlenebilecek ve kabûl edilebilecek bir din olabilirdi. Fakat vahyin olması, Kur’ân’ın inmiş olması, atalar dînini şirk hâline getiriyor ve şiddetle yasaklanıyor.

 

Atalar dîni modern anlamda da geçerliliğini sürdürüyor. “Biz babamızdan böyle gördük” derken, görülen şeyler sağduyuya aykırı değilse sorun yok, fakat Allah herkese akıl verdiği için kişinin ciddî konularda aklını kullanarak ve vahyi izleyerek atalarının yolunu bırakmasını ya da onlardan daha iyi yorumlamalar yapabilmesini ister. Modern atalar dîni modern ideolojilerdir de. İdeolojileri körü-körüne tâkip etmek, ataları tâkip etmek anlamına da gelebilir. Hiç sorgulamadan ana-babadan gördüğü gibi mevcut ideolojileri tâkip etmek, atalar dîninin modern çeşididir. Allah, ataları tâkip etmeyi tüm zamanlar için eleştirmiş ve yasaklamıştır. Dinde evrensel değerleri gözeten örfün yeri de vardır. Bu nedenle de ataların yaptığı şeyleri sorgulayarak iyi yönlerini kullanmalı, kötü yönlerini ise eleştirmeli, yasaklamalı ve hattâ yok etmelidir.

 

Animizm

 

Çok acâyibimize gittiğini her zaman konuştuğumuz animizm dîni de modern çağlarda devâm ediyor aslında. Canlıcılık da denen animizmde rüyâlarla iş yapmak, her varlığın bir rûhu olduğunu söylemek gibi düşüncelere sâhip bir ruhçuluktur/gizemciliktir animizm. Meselâ mutfaktaki bir tencereye bile ruh/akıl yükler ve onlara bir-nevi taparlar. Onları kutsallaştırırlar. Tencerenin herhangi bir hareketine ve çıkardığı seslere bile anlamlar yükleyerek bildiğimiz yemek pişirdiğimiz tencereyi kutsallaştırırlar.  

 

Peki günümüzde de benzer şeyler yapılmıyor mu? Tabî ki de yapılıyor. Modern bir hâle bürünmüş bu tapınma şeklinde, rüyâlara çeşitli olur-olmadık yorumlar yaparak ve anlamlar yükleyerek hareket edenler, ruh ile ilgili çeşitli inançları olanlar, rûhun gezdiğini söyleyenler, rûhun hayattan-hayata geçeceğine inananlar vs. modern animistlerdir. Her şeyde mânâyı/kutsalı (Allah’ı) gören animizm, modern çağda tasavvuf/bâtınilik adı altında yaşıyor.

 

Modern zamanlarda en çok yapılan animist tapınmalar ise modern teknolojik cihazlara karşı yapılanlardır. Yeni çıkan cihazlar karşısında âdeta büyülenmiş bir hâlde, o cihazlara aslında onlarda olmayan özellikler yüklemek, onlara anlamlar vermek, onları âdeta taparcasına sevmek ve sâhip olmak gibi davranışlar, modern animist tapınış şekilleridir. Günümüzde aynen animizde olduğu ve animistleri kıskandıracak ölçüde dindar bir animist gibi “eşyâya akıl yüklemek” zirve yapmış durumdadır. Meselâ cep telefonlarına “akıllı” demek, onlarda akıl vehmetmek en başta gelenidir. Hâlbuki cep telefonu insanların ona yükledikleri kadar iş yapabilen şuursuz parçalardan yapılmış yine şuursuz cihazlardır ve yaptıkları şeyleri de kesinlikle şuurlu bir şekilde yapmazlar/yapamazlar. Meselâ en akıllısının, üstüne sıçsan bile bir şey diyemez. Aynı şey bilgisayarlar ve diğer elektronik cihazlar, motorlu taşıtlar, kıyâfetler, evler ve diğer eşyâlar için de geçerlidir. Modern eşyalar üzerinden animizm diriltilmiştir.  

 

“Fakat bu cihazları kullanarak yararlı işler de yapabiliyoruz ve bu sâyede meselâ Allah’ı daha iyi bilebiliyoruz, dolayısı ile O’na daha yakın oluyoruz” diyenler şu âyeti akıllarında tutmalıdırlar: “Haberin olsun; hâlis (katıksız) olan din yalnızca Allah'ındır. O'ndan başka veliler edinenler (şöyle derler:) “Biz, bunlara bizi Allah'a daha fazla yaklaştırsınlar diye ibâdet ediyoruz”. (Hayâtımızı şekillendiriyoruz). Elbette Allah, kendi aralarında hakkında ihtilaf ettikleri şeylerden hüküm verecektir. Gerçekten Allah, yalancı, kâfir olan kimseyi hidâyete erdirmez” (Zümer 3). Allah bu cihazları kullanmayı değil, insanların o cihazların hakîkati gösterdiğini, onları aşırı ölçüde sevip onsuz yapamayacak duruma gelmelerini eleştiriyor ve bunu istemiyor. O ruhsuz cihazların hayatlarına yön vermesini istemiyor. Çünkü Allah’tan başka neye olursa-olsun sıkı bağlılık gösterenler, en sonunda o bağlandıkları şeyleri ilahlaştırırlar. Aşırı bağlılığı neye gösterirseniz onun kulu olursunuz. Artık (şimdilerde olduğu gibi) onsuz yapamazlar. Ahlâklarını, fikirlerini, düşüncelerini ve nihâyet ibâdetlerini (eylemlerini) o eşyalara göre belirlerler ve şekillendirirler. En sonunda da o şey din olup çıkar. Aynen animizmde olduğu gibi.

 

Saadettin Merdin:

 

“Animizm’i; kısaca “ruhlara tapma inancı” diye niteleyebiliriz. Tevhid dîni olan İslâm’ı en çok bu rûha tapma inancı bozmuştur. Bu-gün uluların, erenlerin ruhlarından medet ve bereket dilemek şeklinde Animizm tekrar hortlamıştır. Evliyâyı aşırı yüceltmenin nedeni de budur. Meselâ bu animistlere göre; Abdulkadir Geylânî’nin rûhu aynı-anda binlerce müridinin yardımına koşabilmektedir(!). Bırakın câhil halk tabakasını, apaçık şirk ve küfür olan bu inanca inanan pek-çok âlim bile vardır. Hattâ ömrü boyunca onun ruhâniyetinden yardım istediğini ve yardım da gördüğünü Sâid Nursi iftiharla söyleyebilmiştir.

 

“Peygamberimizin ruhâniyeti Çanakkale savaşlarında en önde savaşmıştır” derler. Anlaşılan Türkler eski dinleri Animizm’in tesirinden hâlâ kurtulamamışlar.

 

Din denilince Türklerin aklına cin, sihir, büyü, nazar, muska gibi şeyler gelir. Hâlâ halk İslâm’ında cinler, periler çok önemli bir yer işgâl eder. “Ecdâdın ruhları” fikri hâlâ çok canlıdır! Bu Animizm’den geçmiş olan “ataların ruhlarıyla temâsa geçme” inancı en çok şeyh, veli kabûl edilen kimselerin yatırlarını, mezarlarını, onlardan yardım görme ümidiyle ziyâret etmede görülür. Türklerin hâlâ büyük çoğunluğunun Kur’ân’dan haberi yoktur. Onun anlamını merâk etmezler, daha çok ölülerine okurlar. Onu, sihirli güçleri olan kutsal bir kitap olarak görürler.

 

Câhiliye Araplarının inançları; totemizm, animizm merhâlelerinden geçerek putperestliğe dönüşmüştür. Animizm safhasındaki Araplar, kâinatın ruhlarla dolu olduğuna ve bütün doğal hâdiselerin bu ruhların eseri olduğuna inanıyorlardı. Eşyâya can veren ve onlarda bir-takım değişikliklere sebep olan ruhlara hürmet ve itaat etmeye başladılar. Bir-takım âyinlerle ruhlara ibâdet etmeye başladılar. Totemciliğin yerini daha sonra “ruhçuluk” aldı. Onlar ölen bir adamın rûhunun cesedini terk ederek kabirden çıktığına inanıyorlardı. Bu ruhların bir kısmı ervah-ı latîfe, diğerleri ervah-ı hâbise idi. Çöller, vâdiler bu ruhlarla dolu idi. Bu ruhlara Allah’ın ulûhiyetinden hisse verirlerdi.  Câhiliye müşrikleri arasında çok yaygın olan kehânet/kâhinlik işi, işte bu ruhlarla irtibat kurma üzerinedir. Şâirler şiirlerini bu ruhların ilhâmıyla yazarlardı. İlham perileri bu ruhlardı. Peygamberimizi bu yüzden şâirlikle itham ettiler. Mekke müşriklerinde, mâbetler sâdece tapınma yeri değil, aynı-zamanda ruhânî varlıklarla temâsa geçme, gaybten haber alma yeridir. Bizim klâsik eserlerde çok sık geçen “hatiften (Sesi işitilen fakat kendisi görülmeyen) gelen sesleri” kâhin ve falcılar duyuyorlar ve bunları müşriklere aktarıyorlardı.

 

Ayrıca Arapların taştan bir fetişleri vardı. Fetiş bizâtihi mâbud değildi, daha çok bu taptıkları ruhların makarr’ı/içine yerleştiği, bulunduğu yerdi. Bu fetiş/sanem sihirli bir mâhiyete sâhipti. Sefere çıkan, seferden dönen kimse, ilk iş olarak bunu meshediyordu. Daha sonraları bunlar yontularak insan şekline sokulacaktır. Özetle; câhiliyye arapları bu heykelleri makarr edinmiş, ruhlardan istiâne’de bulunuyor, isteklerini, en yüce İlaha iletmesi için onlara arzediyorlardı.

 

Fethullah Gülen; “Benim Küçük Dünyâm” adlı kitabında şöyle der; “Büyük ve mukaddes ruhlar ceset kafesinden kurtuldukları vakit âdetâ bir melek hâline gelirler ve her zaman kendileriyle aynı düşünceyi paylaşanları desteklerler”. Pek Muhterem Hoca Efendimiz, gittim, gördüm, test ettim, onaylıyorum edâsıyla konuşsa da, resmen sunuhat nev’inden konuşuyor” der.

 

“Allah’tan başkasına yalvarıp duâ edenden daha sapık kim vardır? Yalvardıkları o kimseler kıyâmet gününe kadar onlara cevap veremez ve onların duâlarından/çağırmalarından habersizdirler” (Ahkâf 5).

 

Evet artık animist dinlere gerek yok ve onların ritüellerine şaşmak asıl şaşılması gereken bir şeydir. Çünkü âlâsı şimdi yapılıyor. Klâsik animistler, günümüzde olduğu kadar anlam, akıl, ruh, yükleyip eşyâyı bu derece ilahlaştırmamışlardı. Vahiy-merkezli olmayan hayatlarda eski dinler çığırından çıkacak şekilde yeniden üretilip diriltildiği gibi, Şeytan’ın bile aklına gelmeyeceği derecede yeni tapınış şekilleri ortaya çıkacaktır.

 

En doğrusunu sâdece Allah bilir.

 

Hârûn Görmüş

Ekim 2015

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme