16 Aralık 2015 Çarşamba

Kıyas



Karşılaştırma, oranlama (TDK) anlamına gelen kıyas, modern insanın en büyük ölçme-değerlendirme tarzı hâline geldi. Modern/kapitâlist/liberâl/demokratik/konformist sistem, bu durumu reklâm/medya aracılığı ile çok fazla öne çıkarıyor ve insanlar artık kıyas yapmayı “insanın ayırıcı vasfı” olarak görüyorlar.  

Kıyas yapmak, yerine göre bâzı olumlu sonuçlar verebilir. Meselâ bir kötülüğün yada yanlışlığın düzeltilmesi için kıyas yapmak yararlı olabilir. Fakat her-şey için kıyas yapmak insanı bir süre sonra hırslı, öfkeli, fesat, kıskanç vs. yapabilir. Hattâ bu durum zamanla hastalığa yol açıp insanı çıldırtabilir. Çünkü kıyas yapılacak şeyler varlıkların sayısıncadır. Kâinatta kıyas yapılmayacak bir şey yoktur ki. Hattâ öyle bir duruma gelinebilir ki, kişi, kıyas yaptığından daha iyisine sâhip olmasına rağmen kıyas yapıyor olabilir. Öyle ki kendi hâli/durumu da gâyet iyi olan kişi, yaptığı kıyas nedeniyle mevcut durumu yüzünden her türlü yanlışı yapabilmektedir.

İnsanlar hayâtın çeşitli aşamalarında en çok şu kıyaslamaları yapıyorlar:

Ev: Ev, insan için olmazsa olmaz temel ihtiyaçlardandır. İnsan toplumsal bir varlıktır ve toplumsal varlığın temeli âiledir ve âile bir evde oluşur. Âilenin iyi ve mutlu bir âile olması için gerekli olan etkenlerden biri de, âilenin yaşadığı evin “iyi” bir ev olması gerektiğidir. Bu ev; sağlam, normâl genişlikte, Güneş gören, hava alan, iyi komşulara sâhip bir ev ise normâl bir evdir ve artık bundan daha iyisini aramak zarûri bir durum olmadığına göre isrâfa girer ki kıyas, isrâfı azdıran en büyük etkenlerden biridir. Ayrıca kıyas, lükse kilitlidir ve lükse olan düşkünlük nedeniyle yapılan kıyas yüzünden ölçüsüz borçlanmalara girilip âileler dağılabilmektedir. Bu durum modern zamanlarda en çok ev ile ilgili oluyor. Herkes, aslında daha küçük, daha karanlık, daha gürültülü vs. olan “sıfır” evleri hayâl ediyor ve istiyor. Şusu olsun busu olsun vs. vs. Hâlbuki mevcut evinde gerekli olan her-şey vardır ve evi gâyet de güzel bir evdir. Fakat kıyas yapıldığından ve o kıyas çok küçük bir ayrıntıyı bile fark ettiğinden, küçük bir ayrıntıda bile insanların hevesini celbedebiliyor. Kıyas yapmaya alıştırılmış insanlık için bu küçük ayrıntılar çok önemli olabiliyor. Fakat bu işin bir sonu yok, çünkü kıyasın sonu yok ve kıyastan vazgeçilmediğinde sizi mutlu-huzurlu edebilecek bir ev de yoktur.

Araba: Araba da özellikle erkeklerin yaptığı en büyük kıyaslama aracıdır. Çok “dökük” olmayan normâl bir araba ile her işini yapabilmesine rağmen, araba onu “yolda bırakmazken”, yeni çıkan arabaların, çoğu zaman gereksiz, olmasa da olur denebilecek bir-kaç özelliğinden dolayı o araba hayâllerini süslüyor ve artık kendi arabası kişiye “hurda” gibi gözükmeye başlıyor. Oysa arabasının bir kötülüğü yoktur. Gâyet sağlam, rahat, genişçe, genel özellikleri bulunan bir arabadır bu araba. Tabî ki kıyas yapılmadığında.. Fakat kıyaslama bir kez başladığında şeytan o arabada bin çeşit kusur bulur ve bunu fısıldar sâhibine. Artık o araba “demode olmuş bir araba” gibi gelir sâhibine. Oysa ilk aldığında onu ne kadar da mutlu etmişti. Keyifle sürüyordu, neşe ile kullanıyordu ve gâyet de memnundu. Onun hakkında konuşurken yüzünde gülücükler oluşuyordu. Fakat artık kıyas yapmaya alıştırılmıştır ve diğer yeni arabada bulunan ve aslında kıyaslamaya bile değer olmayan bir ayrıntı, onu mutsuz etmeye yeter hâle gelmiştir.

Eş: Yapılan evliliklerin çok büyük çoğunluğu seve-isteye yapılan evliliklerdir. Ve çiftler ilk tanıştıklarında/nişanlandıklarında ve evlendiklerinde çok mutludurlar ve bir-birlerinin gözlerinin içine bakarlar ve eşlerini “Dünyâ’nın en iyi insanı” olarak görürler. Şu unutulmasın ki Dünyâ Dünyâ’dır ve Dünyâ cennet değildir. Bu nedenle de Dünyâ’da bir şeyin kusursuz olması mümkün değildir. Kişi zamanla şeytanın ve medyanın da etkisiyle (film, klip, dizi) eşini başkalarıyla kıyaslamaya başladığında, onun bâzı önemsiz, doğal ve normâl pürüzlerinin farkına varmaya başlar. Normâlde bu şeyleri dert edinmemesi gerekir ve mü’min kişi sevgi ve merhâmet odaklı davranmaya mecbur olduğu için bunu çok da dert etmez. Fakat kıyas yapmaya alıştırılmış ve zorlanmış olan insan, yaptığı kıyas nedeniyle, aslında kıyas yaptığı kişide de olan bâzı küçük pürüzleri kendi eşinde görmeye tahammül edemez ve artık o kadın onun için çirkin ve çekilmez bir hâle bile gelebilir. Kıyas; sevgiyi öldürür, merhâmeti bitirir, tevekkülü batırır, tevâzuyu çürütür. Bu durum modern zamanlarda hızla artmaya başlayan boşanmalarla sonuçlanıyor ve âileler dağılıyor. Oysa kıyasın zıddı ve bir numaralı düşmanı olan sevgi ve merhâmet öne çıkarılsa ve insanlar buna göre düşünüp davransa (bâzı eski zamanlarda olduğu gibi) bu sorunlar olmayacak, kıyas yapmak insanlara ayıp ve günah olarak gözükecektir. Böylelikle de toplumun temel yapı-taşı olan âileler dağılmayacak ve toplumda mutsuzluk ortadan kalkacaktır.

Elektronik: Modernliğin, ilerlemenin bir numaralı göstergesi olarak kabûl edilen (ki bu yanlış bir değerlendirmedir) teknolojik âletler, kıyaslamaya “zirve” yaptıran ve kıyası neredeyse ibâdet hâline dönüştüren en önemli etkenlerden biridir. Televizyon/radyo/çamaşır-bulaşık makinesi gibi âletlerde de kıyas yapmak alışkanlık hâline geldi. Meselâ televizyon cihazında olan gereksiz ve zararlı olan bir özellik, (örneğin üç boyutlu olması) kişinin her-gün keyifle izlediği televizyonunu, “artık çöpe atılması gereken bir fazlalık” gibi görmesine yol açıyor. Günümüzde özellikle cep telefonları alanında yapılan kıyas, kıyasın âdeta dinleştirilmesine neden olmuş durumdadır. Telefonu ile gâyet rahat ve kaliteli bir şekilde konuşabilirken ve hattâ bâzı farklı özelliklerini kullanabilmesine rağmen (meselâ müzik dinleme, oyun oynama) kıyas yaptığı binbir çeşit telefonu görünce, elindeki telefon kendisine bir “yük” gibi gelmekte, ona “takoz”, “hurda” gibi isimler takmasına ve hattâ onu “utanılacak” bir cihaz olarak görebilmektedir. Hâlbuki daha kısa bir zaman önce ona sâhip olduğu için ne kadar sevinmişti ve arkadaşları arasında hava bile atmıştı. İnsan şeytanın da fısıldamalarıyla, -teknolojinin üretimlerine zinhar yetişemeyeceği hâlde yine de peşinden çılgınca koşarak- bu telefondan bir-an önce kurtulmak istemekte ve aslında imkânı olmamasına rağmen hayâlindeki yeni telefonu almak için bir-çok şeyden vazgeçip o telefonun peşine düşüyor. Fakat o telefonun da tadını en fazla bir-kaç ay çıkarabilecektir. Hattâ aldığının ertesi günü kıyaslayabileceği başka yeni bir âleti gördüğünde, pişmanlık ve mutsuzluk nedeni olabilecektir o kıyaslayarak aldığı yeni telefon. Bu durum bir ömür bu şekilde devâm edecektir Dünyâ’nın “sistemi” değişmediği sürece. Çünkü sürekli olarak kıyas malzemesi olan yeni teknolojik aygıtlar piyasaya çıkacaktır ve aynı süreç tekrarlanacaktır. Bu alanda da kıyas yapmak, insanı mutsuzlaştırmaktan başka bir işe yaramaz.

Çocuk: Anne-babaların en çok yaptığı kıyaslama çeşitlerinden biri de çocuklar üzerinden yapılan kıyaslamalardır. Kendi çocuğu da gâyet temiz, düzenli, iyi, saygılı, dürüst, başarılı olmasına rağmen; diğer bir çocuğun, -üstelik çok yanlış ve ayıp bir kusuru olabilmesine rağmen- ancak kıyaslama yapıldığında gözükebilen küçük bir ayrıntıya takılıp, o çocukta olan iyi özelliği kendi çocuğunda bulamaması, hem kendisini hem de çocuğunu olumsuz etkileyip üzebilecektir. Kıyasın ortaya çıkardığı sözde sorun şudur: O çocuk matematik dersinde çok başarılıymış da kendi çocuğu o kadar başarılı değilmiş. Oysa kendi çocuğu da sosyâl alanda başarılı ve diğer çocuk o konuda başarısız ve zayıf. Karşı taraf da bu konuda onun çocuğu ile kendi çocuğunu kıyaslıyor ve çocuğunu başarısız buluyor. Yâni bir-birlerinin çocukları üzerinden kıyas yapıyorlar ve bu kıyas nedeniyle fesatlaşıyor, sinirleniyor ve üzülüyorlar. Hâlbuki iki çocuk da farklı alanlarda başarılıdırlar ve bu durum zâten onların doğaları gereği o alanlarda ilgilerinin ve dolayısı ile başarılı olmalarının bir sonucudur. “Diğer çocuk sınavdan 90 almış da, kendi çocuğu 85 almışmış”.. onun kıyasını yapıyor. Birisi aşağılık kompleksiyle kıyas yaparken, diğeri de üstünlük kompleksiyle kıyas yapmaktadır ve bu kıyaslamaların sonu hiç-bir zaman gelmeyeceği gibi bir yarârı da olmayacaktır Şeytanın oyuncağı olmaktan başka…

Evet; kıyas yapanlar şeytanın oyuncağı ve dostları olmuşlardır. Oysa aynı-zamanda bir ilim-dalı da olan “kıyas”, bir sorunu çözmek için yapılan karşılaştırmadır. Fıkıhta, “nasstan anlaşılmayan bir şeyin hükmünü, bu şeye benzeyen başka şeyin hükmünden yola çıkarak anlamak” demektir. Aslında “ibret almak için” yapılır. ..“Ey akıl sâhipleri!. İbret alın” (Haşr 2).

Kıyas yapmak Allah’tan râzı olmamaktır.

Şeytan insanı “kusursuzluk”la kandırır genelde ve bunu fısıldar:

Sonunda şeytan ona vesvese verdi; dedi ki: ‘Sana sonsuzluk ağacını ve yok olmayacak bir mülkü haber vereyim mi?’. Böylece ikisi ondan yediler, hemen ardından ayıp yerleri kendilerine açılıverdi, üzerlerini cennet yapraklarından yamayıp-örtmeye başladılar. Âdem, Rabbine karşı gelmiş oldu da şaşırıp-kaldı” (Tâ-hâ 120-121).

Şeytan, Âdem ve Havvâ’ya kıyası öğretiyor ve “başka bir şey” üzerinden kıyas yapıyor. Hâlbuki Âdem ve Havvâ cennettedir ve onlara her-şey verilmiştir:

“Bunun üzerine dedik ki: ‘Ey Âdem, bu gerçekten sana ve eşine düşmandır; sakın sizi cennetten sürüp çıkarmasın, sonra mutsuz olursun’. Şüphesiz, senin acıkmaman ve çıplak kalmaman orda (cennette kalmana bağlı)dır. Ve gerçekten sen burada susamayacaksın ve (yakıcı sıcakta) yanmayacaksın da” ('Tâ-hâ 117-119).

Kapitâlist/liberâl/emperyâl ideolojilerin aşırı şekilde farklılaştırdıkları insanlar kıyas yapmadan bir şey düşünemez ve yapamaz hâle geldiler. Fakat çok ilginçtir ki; kıyas yapmayan kimse neredeyse yoktur ve kendisi kıyas yapılan kişiyken ve kıyas konumunda bulunuyorken, o kişi de kıyas yapabilmektedir. Bunun başlıca nedeni ise şükürsüzlüktür. Çözümü ise: “yukarıya bakarak” değil, “aşağıya bakarak” kıyaslama yapmaktır.

Evet; kıyas Şeytan’dandır. Kıyası o başlatmıştır. Allah’ın kesin emrine rağmen ilk kıyası o yapmıştı: “Dedi ki: ‘Ben ondan daha hayırlıyım; sen beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın” (Sâd 76).

 “Andolsun, biz sizi yarattık, sonra size sûret (biçim-şekil) verdik, sonra meleklere: ‘Âdem'e secde edin’ dedik. Onlar da İblis’in dışında secde ettiler; o, secde edenlerden olmadı. (Allah) dedi: ‘Sana emrettiğimde, seni secde etmekten alıkoyan neydi?’. (İblis) dedi ki: ‘Ben ondan hayırlıyım; beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın’. (Allah:) ‘Öyleyse oradan in, orada büyüklenmen senin (hakkın) olmaz. Hemen çık. Gerçekten sen, küçük düşenlerdensin (A’raf 11-13).

Kıyas bâzen a-normâl gibi gözükeni normâle döndürür. Hz. Âdem’in çocuklarının çapraz-doğum olarak evlendirilmesini “ensest ilişki” olarak görüp anlam veremeyenler, Âdem ve Havvâ’nın, kendilerinden başka insanların olmadığı bir Dünyâ’da bu tarz bir evliliğin neye kıyasla kötü olduğunu düşünmeyeceklerini düşünemez. Öyle ya; mevcut işin doğruluğunu-yanlışlığını kıyaslayacak bir örneklik yok. Eğer bir vahiy-emir de yoksa, yaptıkları şey normâldir.

Yine; bâzen diller tutulur ve yaşanılan şey, kıyası yapılamayacak olan şey olduğu için anlatılamaz. Kemal Sayar:

“Walter Benjamin’e göre, ilk cihan harbinde savaş-alanlarından dönenler deneyimlerini aktaramamış, dilsizleşmişlerdir. Deneyimin aktarılamıyor oluşu, savaş-alanlarından dönenlerin yaşadıkları travmadan dolayı değil, savaş deneyiminin daha önceki deneyimler ile kıyas kabûl etmemesinden ve ortak noktalarının bulunmayışından kaynaklanmaktadır” der.

Mevcut dünyâ-düzeni de kıyaslama düzenidir. Her ülkenin kıyasladığı diğer bir ülke vardır. Kendisinden “modern anlamda” üstün gördüğü devletle kıyaslar kendini ve artık o devlete göre hareket eder. Fakat bu durum bir-nevi, kıyasladığı ülkeye “uydu” olmak demektir. O hâlde kıyaslama yapmak, köleleşmenin de bir çeşididir. Türkiye ve diğer çoğu ülke, mukâyeseli üstünlüğe dayalı makro ekonomik model denilen kıyaslama modeline geçmiştir liberâlizm bağlamında. O-gün bu-gündür hırs ayyuka çıkmış, insanlar arasındaki iletişim kopmuş ve “kıyas dîni” yürürlüğe sokulmuştur. Böylece en çok üreten-tüketen-alan-satan-ithâlat-ihrâcat yapan vs. kıyaslamalarıyla, insanların ve ülkelerin durumu ölçülmüştür/ölçülüyor. Yâni devletler arasında da bir kıyaslama var ve tüm devletler kıyasını “dominant ülke”ye göre yapıyorlar. Dominant olan ülke adâletli bir irâde gösteriyorsa ne âlâ; fakat zâlim bir tutum takınıyorsa tüm Dünyâ ya zâlim ya da mazlum oluyor. Kıyas bir ölçü aracı olmuş durumdadır. Hâlbuki ölçü, Kur’ân-İslâm’a göre olmalıdır.   

Son olarak; Maddî kıyası, size göre “altta” olanlara bakarak; mânevi kıyası ise size göre “üstte” olanlara bakarak yapmak gerekir.

En doğrusunu sâdece Allah bilir.

Hârûn Görmüş
Aralık 2015

























Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme