24 Şubat 2019 Pazar

Teslîmiyet Dîni İslâmiyet



“Eğer seninle çekişip-tartışırlarsa, de ki: ‘Ben, bana uyanlarla birlikte, kendimi Allah’a teslim ettim’. Ve kitap verilenlerle ümmilere de ki: ‘Siz de teslim oldunuz mu?’. Eğer teslim oldularsa, gerçekten hidâyete ermişlerdir. Fakat yüz çevirdilerse, artık sana düşen yalnızca tebliğ(etmek)dir. Allah, kulları hakkıyla görendir” (Âl-i İmran 20).

Teslîmiyet, İslâmiyetin kişide ete-kemiğe bürünmesi hâlidir. T-eslimiyet=İslâmiyettir. Müslüman olmak, “teslim olmak” demektir. İslâm kelimesinin başına “t” harfi konduğunda “teslimiyet” olur. Teslim=T-eslim olmadan İslâm olun(a)maz. İslâm olmak t-eslim olmak demektir. Müslüman olduğunu söylediği hâlde bir türlü teslim olamayanların müslümanlık iddiâsı laftan öteye gidemez. Zîrâ müslüman olmak teslim olmayı gerektirir. Teslîmiyet olmadan İslâmiyet olmaz.

Peki teslîmiyet kime olacaktır?. Tabî ki de teslimiyet sâdece, âlemlerin rabbi olan Allah’a yapılacaktır. Çünkü Yaratıcı kim ise, teslîmiyet yâni kulluk da ona yapılmalıdır. Zâten kulluğun göstergesi olan teslîmiyeti hak eden tek varlık Allah’tır.

Allah’a karşı gösterilmeyen teslîmiyet, mutlakâ başkasına gösterilmeye başlanır. O zaman da kula-kulluk kaçınılmaz olur ki zulmün en âlâsı olan şirk budur. Allah’tan başka hiç kimse kendisine teslîmiyet gösterilmeye lâyık değildir ve bunu haketmez. Peygamberlere ve “bizden olan emir sâhipleri”ne de itaat edilir ama bu, Allah’a olan teslîmiyet şeklindeki gibi bir itaat değildir. Yâni “mutlak itaat” anlamındaki teslîmiyet sâdece Allah’a gösterilir.

Müslim “teslim olan”, “İslâm olan” anlamındadır. İslâm’a teslim ol(a)mayan müslümanlar(!), muhâfazkâr modern demokrasiye teslim olarak sözde müslümanlaşmaktadırlar ki bunların müslümanlıkları “sırıtan bir müslümanlık”tır.

Teslim olmayı târihi bâzı nedenler yüzünden kötü görenler “teslim olmak” sözünden de eyleminden de kaçınırlar ve sorgulamayı öne çıkarırlar. Fakat aşırı sorgulama Allah’tan başkaları için bir noktaya kadar mâkûl olabilecekken, Allah için ve Allah’ın kitabı için geçerli değildir. Çünkü aşırı sorgulama olduğunda, mutlakâ şüphe ortaya çıkar ve bu da mutlakâ teslîmiyeti bozar. Teslîmiyeti bozuk olanın tasavvuru, düşüncesi ve amel-eylemi de bozuk olacaktır. Zâten böyleleri Allah’a gösterilmesi gereken ve “mutlak itaat” anlamına gelen teslîmiyeti Allah’tan esirgediklerinde, mutlaka başkalarına yada hiç-biri değilse, nefsine göstermeye ve nefsine teslim olmaya başlayacaklardır: “Kendi istek ve tutkularını (hevâsını) ilah edineni gördün mü?. Şimdi ona karşı sen mi vekil olacaksın?” (Furkân 43). Bu hem sünnetullah gereği böyledir, hem de bu bir cezâdır. Demek ki insan, fıtraten teslîmiyete programlandığından ve teslim olunması gereken yegâne varlık olan Allah’a bu teslîmiyeti göstermeyince başka birine, başka bir şeye yada hiç olmadı, nefsine teslim olacaktır. Nefsine teslim olanlar, bu teslîmiyete hiç laf ettirmezler bu nedenle. Allah’a mutlak teslîmiyet göstermeyenler, nefislerine mutlak teslîmiyet göstermeye başlarlar.

İslâmiyet kelimesi ile teslîmiyet kelimesi aynıdır ve teslîmiyet “İslâm olmak” anlamındadır. Müslüman olmak için teslim olmak şarttır ve bu teslîmiyet “kayıtsız-şartsız bir teslîmiyet” olmalıdır. Kayıtsız-şartsız bir teslîmiyet ancak Allah’a gösterilir. İşte mü’minliğin şânı bu teslîmiyetten dolayıdır.

Kişi kendini Allah’a tam teslim etmedikçe güzel davranışlarda ve iyilikte bulunamaz:

“Hayır, kim (güzel davranış ve) iyilikte bulunarak kendisini Allah’a teslim ederse, artık onun Rabbi katında ecri vardır. Onlar için korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır” (Bakara 112). 

İlim ve akıl kişiyi, bahsedilen o teslîmiyetin kapısına kadar getirir ve artık burada yapılması gereken şey teslîmiyettir. Aklı aşırı öne çıkaranlar teslîmiyet konusunda sorun yaşarlar. Fakat insanda akıldan başka nefs de vardır ve teslîmiyetin sonucunda yüklenilmesi gereken sorumluluk ve bedelleri kabûl etmek, nefsin kontrôlüne girmiş olan ilimle ve akılla olacak şey değildir. Burada bir delikanlılık şarttır. Hz. İbrâhim Allah’tan “teslim ol” emrini aldığı anda, ânında teslim olmuştur:

“Rabbi ona: ‘Teslim ol’ dediğinde (O:) ‘Âlemlerin Rabbine teslim oldum’ demişti” (Bakara 131).

Allah’ın kitabına ve emirlerine uymak için “îman” gereklidir ki îmâna ulaşmak için koşulsuz bir teslîmiyet şarttır. Bu teslîmiyeti gösterebilmek için de sağlam bir irâde gerekir. Zâten teslim olunmadıkça vahyin âyetlerini de gerekli şekilde idrâk edip o idrâke göre amel-eylemde bulunulamayacaktır:

“Deyin ki: Biz Allah’a; bize indirilene, İbrâhim, İsmâil, İshak, Yâkub ve torunlarına indirilene, Mûsâ ve Îsâ’ya verilen ile peygamberlere Rabbinden verilene îman ettik. Onlardan hiç-birini diğerinden ayırt etmeyiz ve biz O’na teslim olmuşlarız” (Bakara 136).

Allah mü’minlere; kendileriyle tartışanlara ve Allah’tan başkası için teslîmiyet gösterenlere, kendilerinin “sâdece Allah’a teslim olduklarını söylemelerini, zâten hidâyetin de ancak bu teslîmiyetle olabileceğini söyler:

“Eğer seninle çekişip-tartışırlarsa, de ki: ‘Ben, bana uyanlarla birlikte, kendimi Allah’a teslim ettim’. Ve kitap verilenlerle ümmilere de ki: ‘Siz de teslim oldunuz mu?’. Eğer teslim oldularsa, gerçekten hidâyete ermişlerdir. Fakat yüz çevirdilerse, artık sana düşen yalnızca tebliğ(etmek)dir. Allah, kulları hakkıyla görendir” (Âl-i İmran 20).

Aslında kâinatta insandan başka Allah’a mutlak teslîmiyet göstermeyen bir varlık yoktur. Tüm kâinat materyâli, Dünyâ’daki bitki örtüsü, hayvanlar vs. Allah’a mutlak teslîmiyet hâlindedirler ve tam da O’nun emrettiği şekilde hareket etmektedirler. Fakat insan hâricindeki varlıklar bu teslîmiyeti şuursuz-bilinçsiz bir şekilde yapmaktadırlar. Allah insandan, bu teslîmiyeti şuurlu-bilinçli bir şekilde yapmasını istemektedir. Bu teslîmiyeti gösterenler “melekler gibi” olacakken, göstermeyenler şeytanlaşacaklardır. Zâten insanı “meleklerden üstün” yapacak şey “sâdece Allah’a gösterilecek” olan kayıtsız-şartsız teslîmiyettir:

“Peki onlar, Allah’ın dîninden başka bir din mi arıyorlar?. Oysa göklerde ve yerde her ne varsa -istese de, istemese de- O’na teslim olmuştur ve O’na döndürülmektedirler” (Âl-i İmran 83).

İnsan, Dünyâ’da şirkten ve küfürden, dolayısı ile de zulümden, ancak Allah’a tam bir teslîmiyetle teslim olduğunda kurtulacak ve ancak bu teslîmiyeti gösterdiğinde adâletle hükmedebilecektir. Çünkü teslîmiyet, ne pahasına olursa-olsun sâdece Allah’ın hükmüyle hükmetmeyi gerektirir. Bu teslîmiyet, emânetleri sâhiplerine teslim etmeyi de gerekli kılar ki, adâletle hükmetmenin olmazsa-olmaz şartı budur. Zîrâ “sâdece Allah’ın hükümleriyle hükmetme” işini yapacak olanlar, “ehil” olanlar olacaktır:

“Şüphesiz Allah, size emânetleri ehline (sâhiplerine) teslim etmenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde adâletle hükmetmenizi emrediyor. Bununla Allah, size ne güzel öğüt veriyor!.. Doğrusu Allah, işitendir, görendir” (Nîsâ 58). 

Modern müslümanlar ve “Kur’ân’cılık” denen akım, Peygamber’i yok sayarak o’nun örnekliğini göz-ardı ederler ve “sâdece Kur’ân” sloganı adı altında Kur’ân’a istediklerini söyletirler. Tabi bunu, “Kur’ân’ı aşırı ve bağlamından kopuk şekilde yoruma tâbi tutarak” yaparlar. Kur’ân’cılık, “Kur’ân’ı teslîmiyetsiz okuma etkinlikleri”dir. Oysa Allah, Peygambere, “hakem kılmak” ve “güzel örneklik” anlamında teslim olunmasını emreder:

“Hayır öyle değil; Rabbine andolsun, aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem kılıp sonra senin verdiğin hükme, içlerinde hiç-bir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslîmiyetle teslim olmadıkça îman etmiş olmazlar” (Nîsâ 65). 

En doğru yolda gidenler, Allah’a tam teslim olanlar ve O’ndan başkasına teslim olmayanlardır. Hz. İbrâhim de örnek gösterilen bir peygamberdir ve Allah, koşulsuz bir şekilde teslim olan Hz. İbrâhim’in de tebliğ ve örnekliğine teslim olunması emrini verir:

“İyilik yaparak kendini Allah’a teslim eden ve hanif (tevhidi) olan İbrâhim’in dînine uyandan daha güzel din’li kimdir?. Allah, İbrâhim’i dost edinmiştir” (Nîsâ 125).

İnsanlar her-şeylerini Allah’a borçludurlar ki “din” demek aslında “borçluluk bilinci” demektir. Bu bilince erenler Allah’a teslim olurlar. Zîrâ aldıkları nefes de dâhil her-şeylerini Allah’a borçludurlar. Bu nedenle insanlar bâri, Allah’ın nîmetleri nedeniyle ondan başkasına teslim olmasınlar ve sâdece Allah’a teslim olsunlar:

“Allah, sizin için yarattığı şeylerden gölgeler kıldı. Dağlarda da sizin için barınaklar-siperler kıldı, sizi sıcaktan koruyacak elbiseler, sizi savaşınızda (zorluklara karşı) koruyacak giyimlikler de var etti. İşte O, üzerinizdeki nîmetini böyle tamamlamaktadır, umulur ki teslim olursunuz” (Nâhl 81).

Allah, infâk da dâhil tüm iyiliklerin “Allah’a teslim olunmanın bir gereği olarak” yapılmasını emreder ve zâten bu iş ancak bu teslîmiyeti göstermekle hakkıyla yapılabilir ve ancak bu şekilde gerçek bir iyiliğe erilebilir:

“Kim ihsanda bulunan (biri) olarak yüzünü (kendini) Allah’a teslim ederse, artık gerçekten o kopmayan bir kulpa yapışmıştır. Bütün işlerin sonu Allah’a varır” (Lokman 22).

Sâdece Allah’a teslim olanlar ve bu teslîmiyetleri kayıtsız-şartsız olanlar Allah’tan başkalarından korkmazlar ve teslîmiyetlerini en zorlu durumda bile gösterebilirler. Bu zor durum teslim olanların îmanlarını ve teslîmiyetlerini arttırır. Çünkü îman teslîmiyeti arttırırken, teslîmiyet de îmânı arttırır:

“Mü’minler (düşman) birliklerini gördükleri zaman ise (korkuya kapılmadan) dediler ki: ‘Bu, Allah’ın ve Resûlü’nün bize vâdettiği şeydir; Allah ve Resûlü doğru söylemiştir’. Ve (bu,) yalnızca onların îmanlarını ve teslîmiyetlerini arttırdı” (Ahzâb 22).

Peygamberler, Allah’ın vahyini hayâta taşımak ve hayatta hâkim kılarak bir örneklik göstermek için vardırlar. İşte peygamberlerin bu örnekliğini tâkip edip, bu örnekliği çağa taşıyarak benzer bir örnekliği günümüzde de göstermek şarttır. Çünkü İslâm tüm zamanlarda ve mekânlarda hayâta hâkim olmak için vardır. İşte Peygamber’in bu misyonuna destek olmak ve güzel örnekliği günümüze taşımak için teslîmiyetle Peygamber’in vahiy kaynaklı örnekliğine destek olmak gerekir:

“Şüphesiz, Allah ve melekleri Peygamber’e salât ederler. Ey îman edenler, siz de O’na salât edin ve tam bir teslîmiyetle O’na selam verin” (Ahzâb 56).

Âhirette tüm insanlar mecbûren teslîmiyetlerini göstereceklerdir. Çünkü gayb bir noktaya kadar aralanacak ve her-şey apaçık bir şekilde ortaya dökülecektir. Fakat Dünyâ’da îmâna dayalı bir teslîmiyet göstermeyenler için orada teslim olmak işe yaramayacaktır. Yine “acı azâb”ı görmedikçe teslim ol(a)mayanlara, şimdiden teslim olmaları emredilir:

“Azap size gelip çatmadan evvel, Rabbinize yönelip-dönün ve O’na teslim olun. Sonra size yardım edilmez” (Zümer 54).

Affedilmeyecek tek günah olan şirkten kurtulmanın tek yolu, “sâdece Allah’a gösterilecek” olan kayıtsız-şartsız tam bir teslîmiyettir:

“De ki: Bana apaçık belgeler gelince, sizin Allah’tan başka taptıklarınıza kulluk etmekten kesin olarak menedildim ve âlemlerin Rabbine teslim olmakla emrolundum” (Mü’min 66). 

Teslîmiyet, üstün-körü, “âdetten olan” bir teslîmiyet şekliyle olmaz. Teslîmiyet yâni müslüman olmak ve “müslüman oldum” demekle İslâm toplumuna katılabilinse de, Allah katında mü’min olmanın ve îmâna uygun amellerde bulunmanın yolu “sâdece Allah olan tam bir teslîmiyetle teslim olmak”tan geçer. Bu teslîmiyeti göstermeyenler ve bu teslîmiyete göre amelde ve eylemde bulunmayanlar îmâna er(e)meyecekler ve sâlih amel işleyemeyeceklerdir. Bu da onları kurtarmaya yetmeyecektir.

Teslim olmak “müslüman olmak” demektir, fakat bu teslîmiyet “tam bir teslîmiyet”le îmâna dönüşmedikçe kâlpler İslâm ile mutmain olamayacak ve mü’minliğe erilemeyecektir:

“Bedeviler, dedi ki: ‘Îman ettik’. De ki: Siz îman etmediniz; ancak İslâm (müslüman veyâ teslim) olduk deyin. Îman henüz kâlplerinize girmiş değildir. Eğer Allah’a ve Resûlü’ne itaat ederseniz, O, sizin amellerinizden hiç-bir şeyi eksiltmez. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir” (Hucurât 14). 

Hak din “sorgulanamaz olan”dır. Zîrâ “gayb temelli”dir. Gaybı ise sâdece Allah bilebilir. Gayb sorgulanamaz olduğundan dolayı, teslîmiyet şarttır. Zîrâ îman, “gayba îman”dır. Bu noktada kâlpleri mutmain edecek olan tek şey teslîmiyettir.

Akıl ve mantık yürütme, “teslîmiyet”in yâni “gayba îmân”ın önüne geçtiğinde tahrif ve inkâr süreci başlar. Çünkü aşırı sorgulama, teslîmiyeti bozar. Îman “gayba îman”dır. Gaybı ise sâdece Allah bilir. Gayb bu nedenle sorgulanamaz. O hâlde îman, sorgusuz-suâlsiz olan bir teslîmiyettir; sâdece Allah’a olan teslîmiyet. 

İslâm “güven içinde olmak” demektir. Güven içinde olmak için İslâm olmak yâni Allah’a tam bir teslîmiyetle teslim olmak gerekir. Zîrâ güvene ancak bu teslîmiyet ile ulaşılabilir. Allaha teslîmiyet ne kadar artarsa, güven ve eminiyet de o oranda artar. Allah’a olan teslîmiyette güven, “içten dışa doğru”dur. “Dıştan içe doğru “olan emniyet uygulamaları ise insanı aslâ tam olarak tatmin etmez. 

Maddeye teslîmiyet, insanı “maddenin kulu” yaparken; Allah’a teslîmiyet, kişiyi “Allah’ın kulu” yapar. Neye teslim olunursa, onun kulu olunur.

Ey teslîmiyet!, senin adın İslâm’dır!.

“...Ve biz âlemlerin Rabbine (kendimizi) teslim etmekle emrolunduk” (En’âm 71). 

Teslîmiyet olmadan temsîliyet olmaz vesselam.

En doğrusunu sâdece Allah bilir.

Hârûn Görmüş
Ağustos 2018



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder