14 Şubat 2018 Çarşamba

Kötülüklerin Anası: İçki


“Sana içkiyi ve kumarı sorarlar. De ki: Onlarda hem büyük günah, hem insanlar için (bâzı) yararlar vardır. Ama günahları yararlarından daha büyüktür. Ve sana neyi infâk edeceklerini sorarlar. De ki: ‘İhtiyaçtan artakalanı’. Böylece Allah, size âyetlerini açıklar; umulur ki düşünürsünüz” (Bakara 219).

 

Seyyid Kutub bu âyetin tefsirini yaparken şöyle der:

 

“..Herhangi bir nesnenin yada davranışın helâl yada haram olmasının ekseni, kriteri, iyiliğin ve kötülüğün baskın olup-olmamasıdır. Buna göre içkinin ve kumarın günahı ve zararı, yararından daha ağır bastığına göre bu durum bir yasaklama, bir haram sayma gerekçesi oluşturur”.

 

İnsanların târih boyunca çeşitli şekillerini kullandıkları içki, tüm zamanlar boyunca günah sayılmış, din tarafından haram kılınmış ve hem din hem de devlet tarafından yasaklanmıştır. Fakat buna rağmen bu günah çok fazla işlenmektedir. Zîrâ içki, dertleri güyâ bir nebze unutmak (ki aslına üstünü örterek ertelemektir) için içtiği içki, kişinin şuurunu bir süreliğine blôke etmekle kişiyi görece mutlu ederek kendisinden ve dolayısı ile hakîkatten uzaklaştırır.

 

Alkôl, içki, “hamr” denen sarhoş ediciler İslâm’da yasaklanmıştır. Zîrâ Allah insanlara tüm varlıklardan farklı olarak akıl ve irâde vermiştir ve bu akıl ve irâdenin kullanılamayacak duruma gelmesine izin vermez. İçki, beyni uyuşturup işlevsiz bıraktığından dolayı, kişi, sarhoşken (“kafası hoş”ken) insanlıktan çıkar ve insanlık-dışı çirkin işler yapar. Bedenin de hiç-bir özelliğini doğal ve normâl olarak kullanamaz. Bu durum sarhoşluk süresince kişiyi iptâl eder.

 

“İçki kötülülerin anasıdır” der Peygamberimiz. Çünkü içki sarhoş ettiği ve aklı ve irâdeyi iptâl ettiği için ve de insan sarhoşken her tülü hatâyı, suçu, günahı işleyebilir ve bunun farkında bile olmaz. Sarhoş kişinin akıl ve irâdesi kapalı olduğundan dolayı yapamayacağı rezillik yoktur ve her türlü suçu, günahı ve çirkefliği işleyebilir. Bu durumdaki kişi, ne yaptığını bilmediğinden dolayı, şeytan, sarhoş olan kişiyi istediği gibi kullanır. İnsanlığın arasını içki ve sarhoşlukla çok rahat açabilir ve bozabilir. Zâten Kur’ân da bunu söyler ve ayrıca içkinin ve içkinin yol açtığı diğer haramların ve günahların, insanı Allah’tan uzaklaştıracağını söyler ki bundan daha büyük bir felâket yoktur:

 

“Ey îman edenler!, içki, kumar, dikili taşlar ve fal okları ancak şeytanın işlerinden olan pisliklerdir. Öyleyse bun(lar)dan kaçının; umulur ki kurtuluşa erersiniz. Gerçekten şeytan, içki ve kumarla aranıza düşmanlık ve kin düşürmek, sizi, Allah’ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık vazgeçtiniz değil mi?” (Mâide 90-91).

 

Allah, cehennemi hak edenlerin içeceği içkinin, “kaynar su karıştırılmış içecekler” olduğunu söylerken, bu içkiler için “ne serinletir ne de susuzluğu gidererek ferahlatır” der. Sanki Dünyâ’yı içki ile ve sarhoşlukla tüketenlere verilmiş bir cezâdır bu:

 

“Sonra kendileri için onun üzerinde kaynar su karıştırılmış bir içkileri de vardır” (Sâffât 67).

 

İçkinin cezâsı bizzat “içki içmek” ve içkinin kötü sonuçlarına katlanmak olarak daha Dünyâ’da başlar. İlk başta pahalı bir üründür ve ekonomiyi bozar. Sonra kişinin aklını iptal eder ve her türlü saçmalamayı yapar. Sonra ertesi gün baş ağrısı ve bir tatsızlıkla uyanır. Bir şeyin cezâsı Dünyâ’da “kendi türünden” olur.

 

İçki içmenin doğal bir şey olduğunu ve zâten doktorların da bir miktar içki içilmesinin faydalı bulduğunu söyleyenler, müslüman olmalarına rağmen Kur’ân’a değil de, belli ki dînin yasaklarına hiç aldırmayan doktorların önerilerini dinliyorlar. Böylece onları ilah edinmiş oluyorlar. Hattâ belki de bu nedenle olsa gerek, bâzıları, “içki sofrasında domuz eti yememeyi” dindarlık zannediyor. Hâlbuki içki içmek, domuz eti yemek gibi ve belki de daha kötü ve günah olan bir şeydir. 

 

Kişi İslâm dâiresinde olduğunu iddiâ etmesine rağmen alkôl kullanması ve alkôl satışını yapmakta her hangi bir sakınca görmemesi, İslâm’ın hükümlerini ciddiye alması yada kabûl etmesi dolayısıyladır. Aslında haram olan bir şeyin aracılığını yapmak da haramdır. Bu bağlamda; İçkiyi içmek, satmak, içkinin ulaştırılmasına aracılık etmek ve hattâ dükkanını içki satılan yere kirâya vermek dâhil, içkiyle bir şekilde alâkalı duruma gelmek doğru değildir ve yanlıştır. 

 

Çok küçük yaşlara kadar düşen alkôl kullanımı, gençlerimizi zehirliyor, ekonomileri bozuyor ve insanları alkolik yaparak akıl, zihin ve irâdeleri kısıtlayarak yada tümden engelleyerek insan ve yaşam kalitesini düşürüyor ve içenleri Dünyâ’da rezil ettiği gibi âhirette de azâba itiyor.

 

Verilere göre ülkemizde kişi-başı tüketilen “saf alkôl” oranı yıllık 1.5 litreye ulaşmış durumdadır ve her geçen gün artmaktadır. Müslüman bir ülkede, kendisini “müslüman” olarak tanımlayanların olduğu bir ülkede, üstelik köklü bir İslâmî geçmişi olan bir ülkede, insanlar nasıl olur da Kur’ân’da açıkça yasaklanmış ve haram kılınmış olan içkiyi bu kadar rahat ve çok tüketebilirler?. Hem bu kadar içki içilecek hem de müslüman olunduğu nasıl söylenebilecektir?. İçkiye harcanan paranın hesâbı nasıl verilecektir?.  

 

İçki borsasının tavan yaptığı ve diğer günahların ayyuka çıktığı “yılbaşı” günlerinde seküler sisteme göre içki içmek “farz-ı ayn”dır. İçilen içkinin miktârına bakınca “temiz bir Dünyâ” hayâli kuran mü’minlerin karamsarlığa düşmemesi mümkün değildir. Hele bir de müslümanların bunu çok eleştirmemesi, diyânetin ve devletin buna çeşitli dünyevî nedenlerden dolayını sesini çıkartmaması katlanılacak gibi değildir. Bir insan nasıl olur da aklının, idrâkinin çalışmasının engellenmesine râzı olabilir ve bunu kendi elleriyle yapabilir. Üstelik modern insan, aklına ve irâdesine güyâ çok değer veren ve hiç kimseye dokundurtmayan kişidir.Demek ki bir tek şeytan dokunabiliyor.

 

Bir insanın ve müslümanın, hem içki içip hem de kendisinin özgür, bağımsız, akıllı olduğunu söylemesi mümkün değildir. Zîrâ o; içkinin kölesi, müptelâsı olmuş ve onsuz yapamamaktadır. Hattâ içki, başta sigara olmak üzere her türlü uyuşturucuyu kullanmaya da kapıyı alabildiğine aralamaktadır. Bir de gençlerin içki içmekle kendilerinin bir şey olduğunu zannetmesi yok mu?.

 

Sünnet düğünü adı üstünde “sünnet” yâni Peygamber’le, dolayısı ile din ile ilgili olmasına rağmen, günümüzde yapılan sünnet düğünlerinde, Kur’ân’ın apaçık haram kıldığı içkiler kasalarla gelip kasalarla gidiyor. Su gibi alkôl tüketiliyor ve zihinler iğdiş oluyor.  

 

“Sana içkiyi ve kumarı sorarlar. De ki: Onlarda hem büyük günah, hem insanlar için (bâzı) yararlar vardır. Ama günahları yararlarından daha büyüktür. Ve sana neyi infâk edeceklerini sorarlar. De ki: ‘İhtiyaçtan artakalanı’. Böylece Allah, size âyetlerini açıklar; umulur ki düşünürsünüz” (Bakara 219).

 

Bu âyette bahsedilen yarar, en çok da “sağlık alanında dezenfektan olarak ve ilaç yapımında kullanılmak” olarak düşünülüyor. Fakat bunlar için alkôlün kullanılması şart değildir ve alkôl yerine kullanılabilecek bitki özütlerinden yapılmış maddeler de vardır.

 

Dünyâ Sağlık Örgütü’nün, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 30 ülkede yaptığı araştırmaya göre:

 

Cinâyetlerin %85’i;

Irza tecâvüzlerin %50’si;

Şiddet olaylarının %50’si;

Trafik kazâlarının %60’ı;

Kadına şiddet olaylarının %70’inin sebebi alkôldür.

 

Peygamberimiz’in alkôl=içki hakkındaki sözleri şöyledir:

 

“Bir şeyin çok miktarda alınması insana sarhoşluk veriyorsa onun azı da haramdır” (Ebu Dâvud, Sünen, c.II, s.294; Tirmizi, Eşribe 3).

 

 Câbir anlatıyor: Mekke’nin fethedildiği sene Hz. Peygamber’i Mekke’de işittim, şöyle buyuruyordu: “Cenab-ı Allah içki, ölmüş hayvan, domuz ve putun alım-satımını yasakladı”. (Buhârî, Büyû 112, Meğâzî 50; Müslim, Müsâkât 71 (1581); Ebu Dâvud, Büyû 66 (3486); Tirmizî, Büyû 93, (7, 309-310); İbnu Mâce, Ticarât 11, (2167).

 

 Câbir anlatıyor: “Resûlullah buyurdular ki: “Kim Allah’a ve âhirete inanıyorsa, üzerinde içki bulunan sofraya oturmasın” (Tirmizi, Edeb 43, (2802); Nesai, Gusl 2, (1, 198).

 

Sevr İbnu Zeyd el-Dîlî anlatıyor: “Hz. Ömer, hamr=içki için uygulanması gereken haddin miktârı husûsunda (Ashabla) istişârede bulundu. Hz. Ali: “Seksen sopa vurulmasını uygun görüyorum” dedi. Çünkü kişi, içince sarhoş olur, sarhoş olunca hezeyâna düşer (saçmalar), hezeyâna düştü mü iftirâ atar. İftirânın cezâsı ise 80 sopadır. Böylece Hz. Ömer içki içenler için haddi 80 sopa takdir etti” (Muvatta, Eşribe 2, (2, 842).

 

Hz. Âişe anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselam) buyurdular ki: “Sarhoşluk veren her içki haramdır” (Buhârî, Eşribe 4, Vudü 71; Müslim, Eşribe 67-68, (2001); Muvatta, Eşribe 9, (2, 845); Ebu Dâvud, Eşribe 5, (3682, 3687); Tirmizî, Eşribe 2, 3, (1864,1867); Nesâî, Eşribe 23, 8, (298).

 

Huzeyfe anlatıyor: “Resûlullah buyurdular ki:? “Hamr (sarhoş edici içki), günahın her çeşidinin kaynağıdır”.

 

İslâm’da insanların tüm zamanlarda uygulayabileceği had cezâsı çeşidi 4’tür: Öldürme, hırsızlık, zinâ ve iftirâ. Âlimler bir de “içki içene de cezâ uygulanmalıdır” derler. İçki içene “iftirâ atma cezâsı” olan 80 değnek vurulur. Çünkü sarhoş adamın sarhoş kafayla iftirâ atması çok olasıdır. Fakat bu durum genelleştirilemez ve sarhoş olsa bile iftirâ attığı kesin olmalıdır.

 

Hristiyanlar, Paul’ün; “ağıza giren değil, ağızdan çıkan önemlidir” sözüne göre içki içmekten sakınmıyorlar. Oysa Hz. Îsâ içki, içmezdi. Bu, Matta 26’da şöyle dile getirilir:

 

“…Size şunu söyleyeyim, Babam’ın egemenliğinde sizinle birlikte yenisini içeceğim o güne dek, asmanın ürününden bir daha içmeyeceğim.

 

Hz. Îsâ içmiyor ama hristiyanlar içiyor. Peki niçin onu örnek almıyorlar da içki içmekten vazgeömiyorlar?. Çünkü oHz. Îsâ’yı ilahlaştırmışlar ve o’nu örnek alınamayacak hâle getirmişlerdir.  

 

Son zamanlarda, yapılan bir çirkefliğin ve şerefsizlin savunmasını “alkôllüydüm diye yapmaya başladılar. Çünkü devlet, alkô üretiyor yada vergi alarak desteklemiş oluyor. Böylece alkôl güyâ meşrâlaşıyor. Meşrûlaşınca da bir savunma aracı hâline geliyor. Alkôllüyken yapılan terbiyesizlikler ve şiddet, hoş ve normâl görülmeye başlıyor. Hâlbuki alkôllü olarak yapılan şeyin cezâsı ikiye katlanarak verilmelidir.

 

Aslında içki, şeytanın açık bir ayartmasıdır. Çünkü içki içen kimse aklını ve irâdesini kullanmayacağı için Allah’ın yoluna giremeyecek ve ondan mahrûm kalacaktır. Bu durum şeytanın tam da istediği şeydir. Alkôl, helâl olan bir nîmetin ifsâd olmuş hâlidir ki, helâl olan bir nîmetin kullanılmaması gereken yönüdür. Meselâ üzümü ele alırsak; Üzümün kendisi, suyu, hoşafı, yaşı-kurusu, pekmezi, sirkesi, üzümden yapılan kekler ve tatlılar, üzümden yapılan marmelatlar, ezmeler, üzümün özü ve posası, ağacı, dalı, yaprağı, çekirdeği vs. hepsi helâldir ve de sağlıklıdır. Bir tek, üzümden yapılan şarap haramdır. Üzümün o kadar çeşidini kullanmayıp da, Allah’ın açıkça zararlı olduğu için haram kıldığı ve yasakladığı sarhoş edici tarafını kullanmak, hem akılla bağdaşmaz hem îmanla.

 

İçki ile ilgili söylenmiş bâzı sözlerle yazımızı noktalayalım:

 

“Sarhoşluk, geçici intihardır” Bertrand Russell.

 

“İçki içeri girer-girmez, akıl da dışarı çıkar” G. Herbert.

 

“İçki, korkağı cesur; cesuru küstah eder” Refik Halit Karay.

 

“İçkiyi savunanlar olabilir, fakat içki onları asla savunmaz” Abraham Lincoln.

 

“Akıllı adamların tek içkisi sudur” Thoreau.

 

“İçki, bütün kötülüklerin anasıdır” Hz. Muhammed (s.a.v.).

 

Evet, içki içinde “kafa güzel” olmaz ve tam-aksine “çirkin” olur. Zîrâ “güzel kafa, aklın güzelce çalışması” demektir. Aklın çalışmaması güzel olmadığından, içki içerek kafanın “güzel” olması mümkün değildir.

 

En doğrusunu sâdece Allah bilir.

 

Hârûn Görmüş

Ocak 2018

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme