23 Haziran 2016 Perşembe

“Lâ” Demeden “İllâ” Demek


Lâ ilâhe illallah=İlah yoktur, ille Allah vardır.

“Allah’tan başka ilah yoktur” olarak söylenen kelime-i tevhid sözü, sanki “ilahların içinde en büyüğü Allah’tır” der gibi bir anlam veriyor yada insanlar; “Allah’tan başka ilahlar” düşüncesine kapılıyor. Yâni “Allah, ilahlar içindeki en büyük ilahtır” gibi bir mânâ çıkıyor ortaya. Bunun çok da doğru bir çeviri ve söylem olduğunu düşünmüyorum. Aslında burada söylenmek istenen şudur: “Sizin o ilah zannettikleriniz var ya; onlar ilah falan değildir, ilah dediğin tek olur, o da âlemlerin rabbi olan Allah’tır”.

İlah “gerçek” olandır ki “mutlak gerçektir” bu. Eğer bir şey “mutlak gerçek” değilse ilah da değildir. Sâdece bir vehim yâni kuruntudur. Zannetmedir. O şeye isterse tapınılıyor olsun yine de fark etmez, tapınılan şey kendi vehmi olur. Şirk, “Allah’tan başka olan ilahlara tapmak” demek değil, “tapınılan şeylerde Allah gibi bir güç vehmederek onları ilah gibi görmek ve onlara uymaktır. İlah olmadıkları bilinmesine rağmen ilah gibi tapınılan şeylerdir yada kişilerdir onlar. Aslında “ilah” zannettiklerine tapanlar, onların ilah olmadıklarını içten-içe biliyorlar. Vicdanları onlara; “bu taptığınız şeyler beş para etmez taş-toprak-tahtadır” deyip duruyor ve kendisi de buna şâhittir ve bunu onaylıyor. Fakat yine de bu işi sürdürmesi, konjonktürden dolayıdır. Onlara tapmaları aslında onlara bir değer verdiğinden değildir, onlara bir değer verildiği zannedilmesin. Kişiler, çıkarına değer veriyor. İşini götürüyor. Bir taşın-tahtanın önünde eğilmek ve ona tâzimde bulunmak, aklı başında olan herkes için mâlum olduğu üzere saçmalık ve ahmaklıktır. Fakat kişi o “sistem”den bir çıkar elde ediyor ve bu nedenle ilahlaştırmayı sürdürüyor. Artık öyle bir duruma geliniyor ki, çıkarını sürdürmek için o şeyin ilahlığını sürdürmesi gerekiyor ve o kişi bunu biliyor ve onu var gücüyle koruyor, laf söyletmiyor ve ona tam bir kulluk bile yapmaya başlıyor. Çıkar-merkezli bir eyleyiş insanın aklını başından alıyor demek ki. Aslında ilahlaştırdığı şey kendi nefsinden başkası değildir: “Kendi istek ve tutkularını (hevâsını) ilah edineni gördün mü?. Şimdi ona karşı sen mi vekil olacaksın?” (Furkân 43).

Kelime-i tevhid sözü olan Lâ ilâhe illallah, iki aşamalı bir söyleyiştir aslında. İlk önce bir “la” demek gerekiyor; Lâ ilâhe. Lâ ilâhe demeden illallah demenin bir anlamı olmaz çünkü. Bahsettiğimiz bu ilah zannedilenlere, ilahlaştırılmış olanlara yâni çıkarlara, hevâ ve heveslere ilk önce güçlü bir “lâ” demek gerekir. Onları tam olarak yok saymadığınızda, “illallah=ancak O var” demek boşa çıkıyor. Zîrâ onlar orada hâlen duruyor ve kendilerine itaat ediliyor. Onlara bir “lâ” demek , onları kırıp parçalamak gerekiyor. İçteki putlarla birlikte dıştaki ilah zannedilen putlara güçlü bir “lâ” diyerek gönlü bir temizlemek gerekiyor ilk başta. Şirkten kurtulmak bu demektir ve Allah şirk içindeki kâlbe ilham vermiyor ve bakmıyor bile: “Müşrikler ancak pisliktirler” (Tevbe 28). Allah pislik içindeki bir yere gelmiyor. Allah kâlplere bakıyor, dış görünüşlere değil. İşte ilk önce güçlü ve sürekli bir “lâ ilâhe” ile ilah zannedilen putlardan temizlenen kâlp, Allah’ın mekânı oluyor ve Allah ilhâmını saçıyor bu kâlbe. Bu ilhâmı alan kişilerin önünde artık birilerinin durabilmesi mümkün değildir. Zâten zamânımızdaki müslümanların hâl-i pür melâllerinin nedeni, “lâ ilâhe” demeden “illallah” demeleridir. İçindeki, kâlbindeki şirki temizlemeden “illallah” demek işe yaramıyor.

“Lâ”; putlara, çıkarlara, ideolojilere, nefse, harama, günaha, fitne-fesada ve tüm büyük-küçük günahlara. “Lâ ilâhe” demek bu demektir. Bunda sonra “illallah” denecek. “İllallah” yâni “sâdece O ilahtır”, “ille de O”. Böyle olunca O’ndan başkalarının sözü, kânunu, gücü, parası, malı-mülkü kaç para eder?. Âlemlerin Rabbi olan Allah’ın yanında başkasının esâmisi mi okunur?. Allah’a kul olmuş biri için diğerlerinin ne hükmü ve önemi kalır?. Çünkü “lâ ilâhe” demekle şeytanın-tağutların, onların taşeronları olan uşaklarının, haramın, çıkarın önemi kalmıyor. Artık Allah’ın dediğini yapmaya başlıyor ve O’nun yolundan gidiyor mü’min kişi. Onu hiç-bir kimse durduramaz artık. Cennete kadar yolu var. O artık cesur, dirâyetli, şevkli, azimli, fedâkâr, gayretli, bilinçli vs. bir kişidir, şirkten kurtulmuş zîrâ. Şirkten kurtulmanın bizzat kendisi bir güç elde etmektir. Çünkü “lâ ilâhe” demiştir ve O’nun yoluna “illallah” diyerek girmiştir.

“Lâ ilâhe” yarım ağızla yarım-yamalak söylenecek bir söz değildir. Bir kazan balın işine bir damla zehir düşse, o bal artık zehirli bir bal olacağı gibi; tevhidin içine düşecek küçük bir şirk de tevhidi zehirleyecektir. Tevhid %100 tevhidtir. Bu nedenle şirke %100 olarak “lâ” yâni “lâ ilâhe” demeyen kişi, şirkin ehvenine “illâ” der. Demek zorunda kalır. Şirk ya vardır yada yoktur. “Az şirk” olmaz.

“Lâ” demeden “illâ” demek, müşriklerin Peygamberimize: “Ey Muhammed, bir sene biz senin tanrına tapalım, bir sene de sen bizim tanrılarımıza tap” demeleri gibidir. Peygamberimiz bu teklife şiddetle karşı çıkınca, Kâfirûn Sûresi gökleri delip iniverdi:

 “De ki: Ey kâfirler!. Ben sizin taptıklarınıza tapmam. Benim taptığıma siz tapacak değilsiniz. Ben de sizin taptıklarınıza tapacak değilim. Siz de benim taptığıma tapacak değilsiniz. Sizin dîniniz size, benim dînim bana” (Kâfirûn 1-6).

Ramazan Yazçiçek:

“Peygamberlerin mesajının özü, ezber bozan bir içeriğe sâhiptir. Bu mesaj, çağı ve olayları yeniden şekillendirmek için egemen tutuma “Lâ” deme amaçlıdır. “Lâ”, bir zaman aralığında “gâlib gözüken rûha” temsîliyeti de teslimiyeti de reddeden inkılâbî bir rûhu telkin eder” der.

Zamânımızda da “Lâ ilâhe”siz bir İslâm oturtulmaya çalışılıyor ve buna; “Demokratik İslâm”, “Ilımlı İslâm”, “Protestan İslâm”, “çoğulculuk”, “Liberâl İslâm , “Millî İslâm” gibi isimler yakıştırılıyor. İslâm’ın yanındaki bu eklerin tamâmı “Lâ ilâhe” sınıfına girer. Yâni bu ekler, zâten “lâ ilâhe” usturasıyla kesilip atılması gereken eklerdir. İslâm %100 İslâm’dır ve başka şeylere ihtiyâcı yoktur. Bu sözde ekli İslâm’lar; içkiyi, sigarayı, uyuşturucuyu, kumarı, zinâyı, yalan-dolanı (serbest ticâret), fâizi, fuhşiyâtı yâni her konudaki fâhişliği serbest bırakmış olmasına rağmen yine de İslâm olduğunu söylemektedir. Yâni “Lâ ilâhe” denmesi gereken her-şey zirve yapmış bir hâlde yürürlükteyken, sâdece “illallah” dedikleri için kendilerini müslüman gören ve müşrik zannetmeyen ahmakların olduğu Dünyâ ve ülkeler içinde yaşıyoruz. “Lâ ilâhe”siz bir “illallah” da nedir?. Hastalığı iyileştirmeyi düşünmeden sürekli ilaç kullanmak gibi; zehir içerdeyken, onu ilaçla baskılamak gibi; bataklığı kurutmadan sivrisineklerle mücâdele etmek gibi. Hayır!, “Lâ!”; hiç-bir zaman başaramazsınız ve durumunuz “badanalı kabir”lerden farklı olmaz. Dışarıdan bakanlar sizi bembeyaz görür, hâlbuki içleriniz çürümüş ve pisliğe içindedir.  

Bünyamin Zeran:

“İslâm’i değerlerin millî değerlere kurbân edildiği bir sürecin içindeyiz. Büyük Türkiye ideâli, İslâm’sız bir Türkiye’ye râzılığı berâberinde getirmiş durumdadır. Ekonomik anlamda güçlü, demokratik, laik bir duruşla ve liberâl /muhâfazakâr bir bakışla kendimize daha çok alan açma iddiası da bizi bu sistemi sâhiplenmeye itmiş durumdadır” der.

Şirki işleyenler, sözde müslüman kimliğine sâhip olunca ne değişiyor ki?. “Lâ ilâhe” dememiş zîrâ. “Ehveni müşrikler” de müşriktirler, “ehveni şirk” de şirktir. Müşrikler sizden taraf olunca şirk ortadan kalkmaz:

“Sizin kâfirleriniz onlardan daha hayırlı mıdır?. Yoksa sizin için Kitaplarda bir beraat mi var?” (Kamer 43).

“Lâ ilâhe” demeden “illallah” demek şirkin bir diğer çeşididir. “Abdestli şirk”tir. Gusül abdesti olmadığı hâlde namaz abdesti almak gibi bir şey. Böyle bir durumda cenâbetlikten kurtulunamaz ve müslümanlık adına yapılanlar boşa çıkar. İllâ ki sağlam bir “gusül abdesti” alarak yâni “lâ ilâhe” diyerek temizlenmek şarttır. “İllallah” ile de yeni abdestler ve ibâdetler arkasından gelir.

Allah’a îman etmenin yâni mü’min olmanın ön şartı, ilk başta tağutu reddetmek, inkâr etmek ve onu yok saymaktır (tağuta küfretmek). Bu Kur’ân’da şöyle gösterilir:

“Dinde zorlama (ve baskı) yoktur. Şüphesiz, doğruluk (rüşd) sapıklıktan apaçık ayrılmıştır. Artık kim tağutu tanımayıp (küfredip) Allah’a inanırsa, o, sapasağlam bir kulpa yapışmıştır; bunun kopması yoktur. Allah, işitendir, bilendir” (Bakara 256).

“Lâ ilâhe” ve arkasından “illallah”=“Allah’tan başka ilah yoktur” sözü Dünyâ’ya hâkim kılınmadıkça hiç-bir zulüm, acı, feryat, çığlık, savaş, adâletsizlik giderilemeyecektir. 

“Hiç şüphesiz, Allah, kendisine şirk koşanları bağışlamaz. Bunun dışında kalanlar ise, (onlardan) dilediğini bağışlar. Kim Allah’a şirk koşarsa elbette o uzak bir sapıklıkla sapmıştır” (Nîsâ 116).

Allah şirk koşanlara yardım etmez ve onları pislik içinde bırakır. Şirkten kurtulmanın ilacı güçlü bir “lâ”, sonrasında da sağlam bir “illâ”dır.

“Lâ”da “hayır” vardır vesselam.

En doğrusunu sâdece Allah bilir.

Hârûn Görmüş
Hazîran 2016


Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme