11 Nisan 2016 Pazartesi

Kıyâmet Ne Zaman Kopacak


“Saatin (kıyâmetin) ne zaman demir atacağını (gerçekleşeceğini) sorarlar. De ki: ‘Onun ilmi yalnızca Rabbimin katındadır. Onun süresini O’ndan başkası açıklayamaz. O, göklerde ve yerde ağırlaştı. O, size apansız bir gelişten başkası değildir’. Sanki ondan tümüyle haberdarmışsın gibi sana sorarlar. De ki: ‘Onun ilmi yalnızca Allah’ın katındadır. Ancak insanların çoğu bilmezler” (A’raf 187).

“İnsanlar, sana kıyâmet saatini sorarlar; de ki: “Onun bilgisi yalnızca Allah’ın katındadır”. Ne bilirsin; belki kıyâmet saati pek yakın da olabilir” (Ahzab 63).

“O ne zaman demir atacak? diye, sana kıyâmet-saatini soruyorlar. Onunla ilgili bilgi vermekten yana, sende ne var ki… En sonunda o (ve onunla ilgili bilgi), Rabbine âittir. Sen, yalnızca ondan ‘içi titreyerek korkanlar’ için bir uyarıcısın. Onu gördükleri gün, sanki, bir akşam veya bir kuşluk-vaktinden başkasını yaşamamış gibidirler” (Nâziât 42-46).

Hemen söyleyelim ki; âyetin söylediği gibi kıyâmetin ne zaman kopacağını sâdece ve sâdece Allah bilir. Bâzı yorumlarda ve çıkarımlarda bulunulsa da kesin olarak kimse onun bilgisine ulaşamaz. Çünkü bu kozmik bir olaydır ve kesin bilgisine ulaşmak için -tüm sınırlarına kadar- kâinat hakkındaki tüm bilgiye ulaşmış olmak gerekir ki; değil insanın, şeytanın ve meleklerin bile buna gücü yetmez. Her-an bir hareket-döngü hâlinde olan kâinat, sürekli yeni bir durumda olacağından, her-an farklı bir lokâl ve bütünsel verisi olur. Yâni tam “bildim” derken, döngü devâm edip kâinat yeni bir şekil almış ve resim vermiş olacağından, yeni bir bilmeye ihtiyaç duyulur ki, bu yeni bilgiye, her-an değişen bir sisteme sâhip olduğu için, kâinatın net bilgisine Allah’tan başkasının ulaşması söz-konusu değildir.

Burada kıyâmetten kastımız, “son saat”tir. “Yes’elûneke anis sâati eyyâne mursâhâ=Saatin (kıyâmetin) ne zaman demir atacağını (gerçekleşeceğini) sorarlar”. Kur’ân “kıyâmet” ile “son saati” ayırır. “Son saat”, evrenin artık ecelinin gelip yıkılmasını ve yok olmasını belirtir. Kıyâmet ise, son saatten sonra tüm insanların yeniden diriltilerek mahşer meydanında toplanacağı zamanı ifâde eden kelimedir.

Evrendeki yörüngeler sâdece bâzı gök-cisimlerine âit değildir. Güneş Sistemi’miz, hattâ diğer galaksiler, başka merkezler etrâfında büyük bir hareketlilik gösterirler. Dünyâ ve onunla birlikte Güneş Sistemi her yıl, bir önceki yerinden 500 milyon km. uzakta bulunur. Gök-cisimlerinin yörüngelerinden en ufak bir sapmanın bile sistemi alt-üst edecek kadar önemli sonuçlar doğurabileceği hesaplanmıştır. Örneğin Dünyâ yörüngesinde, normâlden fazla veya eksik 3 mm’lik bir sapmanın yol açabilecekleri, bir kaynakta şöyle târif edilmektedir:

“Dünyâ, Güneş çevresinde dönerken öyle bir yörünge çizer ki, her 18 milde doğru bir çizgiden ancak 2,8 mm ayrılır. Dünyâ’nın çizdiği bu yörünge kıl-payı şaşmaz; çünkü yörüngeden 3 mm’lik bir sapma bile büyük felâketler doğururdu: Sapma 2,8 yerine 2,5 mm olsaydı, yörünge çok geniş olurdu ve hepimiz donardık; sapma 3,1 mm olsaydı, hepimiz kavrularak ölürdük. Evrendeki söz-konusu iş-bölümünde meydana gelebilecek tek bir aksaklık bile son derece ciddî sonuçlara hattâ kâinâtın ölümüne bile sebep olabilir”.

Şöyle bir iddiam var...

Bu mükemmel kâinat döngüsü çok hassas oranlarda-kriterlerde düzenini korur. Öyle ki; evrendeki galaktik düzen, Samanyolu Galaksisi’nin dengesine bağlıdır. Samanyolu Galaksisi’nde oluşacak en ufak bir yalpalanma, galaktik kümelerin ve en sonunda evrenin kendisinin bozulmasına yol açacaktır. Samanyolu Galaksisi de bu düzenini Güneş Sistemi’ne borçludur. Güneş Sistemi’nde meydana gelecek ufak bir yalpalanmada Samanyolu Galaksisi’nin düzeni de bozulacaktır. Güneş Sistemi’miz ise düzenini Dünyâ’nın varlığına ve düzenine borçludur. Dünyâ’nın yörüngesinde ya da yapısında meydana gelecek olan olası bir düzensizlikte Güneş Sistemi olumsuz şekilde etkilenecek ve döngüsü bozulacaktır. Dünyâ’nın düzenini korumasına gelince; bu da insanın varlığı sâyesinde olur. İnsanın tasavvurunda ve dolayısıyla eyleminde meydana gelecek bir bozulmada, kısa ya da uzun vâdede insan yıkıma uğrayacaktır. İnsan yıkıma uğrayınca da Dünyâ yıkıma uğrayacaktır. Bunun sonucunda ise Güneş Sistemi bozulmaya başlayacaktır. Ve en nihâyetinde insan da mevcut düzenini, mânevi yapısını oluşturan fıtrata borçludur. Vahyi göz-ardı ederek fıtratına aykırı bir yaşamı seçtiğinde çok da uzun olmayan bir süre içinde insan ve insanlık fesada uğrayacaktır. Bu fesat da yıkımı getirecektir. Çünkü insan aslında bütün enerjisini ve dengesini mâneviyatından alır. Bu silsile; Dünyâ insandan, Güneş Sistemi Dünyâ’dan vs. diye gider.

Şimdi; kırılmayla başlayan ve en sonunda kaosla sonuçlanan bozulma serüvenini kısaca anlatacak olursak:

Vahiy göz-ardı edilerek yaşandığında ilk önce insan, insanın bozulmasından Dünyâ, Dünyâ’nın bozulmasından Güneş Sistemi, Güneş Sistemi’nin bozulmasından Samanyolu Galaksisi, Samanyolu Galaksisi’nin bozulmasından Samanyolu Galaksisi’nin de içinde bulunduğu galaktik küme, bu galaktik kümenin bozulmasından diğer süper-kümeler ve en nihâyetinde de kâinat yıkıma uğrayacaktır. Yâni “son saat”i=kıyâmeti başlatacak olan şey, insanın fıtratına-vahye aykırı davranmasıdır.

Budha:

“Cehâlet ve günahlar artınca, yalnızca insan hayâtı kısalmaz, evren de bozulmaya yüz tutar” der.

Türklerin eski dinleri olan Tengricilikte; Tengriciler, doğaya çok önem verirler. Doğada bir dengenin olduğuna, bu dengenin değiştirilmesi durumunda insanların ve diğer canlıların zarar göreceklerine inanılır bu dinde.

İnsanlar davranışlarını fıtratlarına aykırı olarak değiştirip bozduklarında, bozulma da başlayacaktır. O “kritik eşiğe” gelindiğinde başlayacaktır yıkım Allah-u âlem.

“Onlar: ‘Eğer doğru söylüyor iseniz, bu vaâd (ettiğiniz azab) ne zamanmış?’ derler. De ki: ‘Sizin için belirlenmiş bir gün vardır ki, ondan ne bir an ertelenebilirsiniz, ne de (bir an) öne alınabilirsiniz” (Sebe’ 29-30).

Kıyâmet=son saat “gaybî” bir konu olduğundan, onu ancak “gayb”ların da sâhibi olan Allah bilebilir. Bu zaman hakkında bize bir bilgi verilmemiştir. Sâdece onun süresi bildirilir:

“Göklerin ve yerin gaybı Allah’a âittir. (Kıyâmet) Saatin(in) emri de yalnızca (süratli) göz açıp kapama gibidir veya daha yakındır. Şüphesiz, Allah her-şeye güç yetirendir” (Nahl 77).

Âyetin söylediği gibi; kıyâmet=son saat belki daha “ne oluyor” bile demeden başlayacak ve bitecektir.

Bir de toplumların kıyâmetleri vardır ki devletlerin-medeniyetlerin-uygarlıkların yıkılması demektir. Öyle bir yıkım (kıyâmet) olur ki, belki de bir daha toparlanamazlar ve o medeniyeti-uygarlığı yeniden kuramazlar. Müslümanlar da bir kıyâmet yaşamışlardır-yaşıyorlar. Bu kıyâmetin belirtisi çok öncelerden kendisini belli ve zâten Kur’ân uyarıp duruyordu: “Onun (insanın) önünden ve arkasından izleyenleri (tâkipçileri) vardır, onu Allah’ın emriyle gözetip-koruyorlar. Gerçekten Allah, kendi nefis (öz)lerinde olanı değiştirip bozuncaya kadar, bir toplulukta olanı değiştirip-bozmaz. Allah bir topluluğa kötülük istedi mi, artık onu geri çevirmeye hiç-bir (biçimde imkân) yoktur; onlar için O’ndan başka bir veli yoktur” (Ra’d 11).

Fakat İslâm’ın bir farklılığı vardır: “Küllerinden yeniden doğabilme farkı”. Zîrâ onun ateşi-ışığı tamâmen sönüp kararmaz. Bunun için yapılması gereken şeyler vardır tabi. En başta ciddiyet, samîmiyet ve sonra gayret. Mevcuda yapılan, eleştiri, itiraz ve isyân. Bilgi-bilinç-eylem-devlet-medeniyet süreciyle İslâm medeniyeti yeniden diriltilip kurulabilir ve Allah’ın sözü Dünyâ’da yeniden hâkim olabilir. Bu tarz kıyâmetlerin panzehiri “kıyâm etmek”tir. Kıyâm etmedikçe kıyâmet geri çevrilemez. Son saat gelip de kıyâmet başladığındaysa artık geri dönüş olmaz.

Kıyâm etmeyenler, kıyâmet ile cezâlandırılırlar. İhtiyâri olarak kıyâm etmeyenler, kıyâmette ıztırâri olarak kıyâm ederler. Kıyâmet, “kıyâm etmek” demektir zâten. Kıyâma durmadan kıvâma erilemez. Kıyâmetin alâmeti, kıyâmetin kendisidir. Bu nedenle ey mü’min!; Kıyâmet gelmeden önce kıyâm et!. Ya kıyâm et, ya da bekle bir kıyâmet.

Vel hâsıl kelam; Ya kıyâm ya kıyâmet.

En doğrusunu sâdece Allah bilir.

Hârûn Görmüş
Nîsan 2016


Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme